KİTAP OKUYAN KAFAYI YERSE”¦

Kişisel gelişim ile ilgili bir seminer çalışmasından sonra eve dönüyordum. Gece yarısı Ankara'dan Kayseri'ye doğru otobüsle yolculuğumuz başladı. Gece seferi olduğu için otobüste çok fazla yolcu yoktu. Günün yorgunluğundan olsa gerek hemen uyumuşum. Saa

KİTAP OKUYAN KAFAYI YERSE”¦

Kişisel gelişim ile ilgili bir seminer çalışmasından sonra eve dönüyordum. Gece yarısı Ankara'dan Kayseri'ye doğru otobüsle yolculuğumuz başladı. Gece seferi olduğu için otobüste çok fazla yolcu yoktu. Günün yorgunluğundan olsa gerek hemen uyumuşum. Saa

23 Temmuz 2008 Çarşamba 21:27
KİTAP OKUYAN KAFAYI YERSE”¦
””Kızım 6 numaradaki yolcu ne yapıyor, ışığı neden yanıyor bak bakalım. ””Tamam efendim. Bu arada 6 numaradaki yolcu bendim. Servis görevlisi yanıma kadar geldi. Kitap okuduğumu görünce bir şey söylemeden kaptanın yanına doğru gitti. Ön koltuklarda oturunca kaptanın, muavin ve servis görevlisi ile muhabbetine ister istemez kulak misafiri oluyorsunuz. Biraz da yüksek sesle konuşuyorlarsa işitmeme gibi bir lükse sahip değilsiniz. Kaptan merakla sordu: ””Işık neden yanıyor kızım? ””Efendim 6 numaradaki yolcu kitap okuyor. ””Ne?! Kitap mı okuyor? ””Evet efendim. ””Bay mı bayan mı? ””Bay efendim. ””Bu adam kafayı yemiş herhalde. Arkadaş gecenin bu saatinde kitap okunur mu? Yat, uyu! Allah Allaaaah! Kaptan, benim hakkımdaki mırıldanmalarını daha doğrusu söylenmelerini duymadığımı düşünerek epey dedikodumu yaptı. Ben de duymamış gibi yaptım, hiçbir şey söylemedim. Çünkü kaptanın dünyasında kitap okuyan değil uyuyan yolcu makbul idi. Kayseri'ye geldiğimizde servis görevlisi geçmiş olsun dilekleriyle yolculuğun bittiğini anons etti. Kaptan arabayı park ettikten sonra ayağa kalktı ve yolcuların otobüsten inmesini saygı ile bekledi. Otobüsten inerken kaptanın gözlerine tebessümle baktım ve şöyle dedim: ””Kaptan, insanın kitap okuması için kafayı yemesine gerek var mı? Sorduğum sorunun cevabını almadan otobüsten indim. Amacım kaptanı utandırmak değildi ama en azından yolcuların dedikodusunu yapmamayı da öğrenmesini istedim. Kitap okumanın saati var mı bilmiyorum. Ya da bay veya bayan olmakla ne kadar ilgisi var onu hiç bilmiyorum. Ama bizim kaptana göre kitap okuma gerekçesi kafayı yemek oluyor. Ancak bilimsel verilere baktığımız zaman “Neden kitap okumuyoruz?” sorusunun cevabı daha farklı şekilde karşımıza çıkıyor. Neden kitap okumuyoruz?  Kitapların pahalı olması  Zamanın kısıtlı olması  Eğitim sürecinin okuma alışkanlığını kazandırmaması  Televizyon  Geçim koşullarının ağırlığı Bu mazeretleri ne kadar ciddiye alırsınız bilemiyorum ama toplum olarak televizyon izleme oranımız çok yüksek. Amerika'dan sonra günde sekiz saat televizyon izleme süresiyle şampiyonluğun en güçlü adayı durumundayız. Çünkü Türkiye'de okuma ve izleme oranları çok ilginçtir.  Dergi okuma oranı % 4  Gazete okuma oranı & 22  Radyo dinleme oranı % 24  Televizyon izleme oranı % 95 Yıllık kişi başına kitap okuma oranlarımızı dünya ile kıyasladığımız zaman içler acısı halimizi bir kez daha görebiliriz. Yıllık kişi başına kitap okuma oranı:  Bir Japon bir yılda ortalama 25 kitap okuyor.  Bir İsviçreli bir yılda ortalama 10 kitap okuyor.  Bir Fransız bir yılda ortalama 7 kitap okuyor.  Türkiye'de 1 yılda 6 Türk 1 kitap okuyor. Gelişmiş ülkelerde insanlar kitap almak için bir yılda bütçelerinden ne kadar para ayırıyorlar, bu konuda dünya ortalaması nerede ve biz nerelerdeyiz acaba? İşte fotoğrafımız: Kitap almak için ödenen para miktarları:  Norveçli 137 $  Alman 122 $  Belçikalı 100 $  Avustralyalı 100 $  Güney Koreli 39 $  Dünya ortalaması 1.3 $ -------------------------------------------  Türkiye 0.45 $ Her ne kadar bu fotoğraftaki veriler 1995 yılına ait olsa da durumumuz pek iç açıcı değil. Peki, neden böyleyiz, kitaba gerekli parayı neden ayırmıyoruz? Ayırmıyoruz çünkü kitap, bizim ihtiyaç listemizde yer almıyor. İhtiyaç maddeleri sıralaması için araştırma yapılıyor. Araştırma sonunda çok uzun bir liste çıkıyor. Ev, araba, yiyecek, giyecek, kozmetik, aksesuar v.s gibi maddeler en üst sıraları işgal ediyor. Ama ihtiyaç maddeleri sıralamasında ilk 10'a kitap girmeyi başaramıyor. İlk 20'ye de giremiyor. İlk 50'ye de giremiyor. Ama ilk 100'e girmiştir diye bekliyorsunuz. Hayır, efendim yanılıyorsunuz. İlk 100'e giremediği gibi ilk 200'e dahi giremiyor. Evet, yanlış okumadınız, öncelikli ihtiyaçlarımız arasında kitap ihtiyacımız ilk 200 içinde bile yer almıyor. Öncelikli ihtiyaçlarımız arasında kitap ihtiyacımız tam 235. sırada yer alıyor. 235.sıra”¦ Yani hayatımızda kitap, olsa da olur olmasa da noktasından daha aşağılarda bir yerlerde. Hayatımızda olmayan ve yokluğunu hissetmediğimiz bir kavram için neden para ve zaman ayıralım ki? Çünkü insan, hayatında olmasını istediği, olmadığında yokluğunu hissettiği kavramlar ve nesneler için para ve zaman harcar. Hazır kitap okumaya zaman ayırmaktan söz açılmışken, ne kadar zaman ayırıyoruz okumaya? Ya da soruyu şöyle soralım: Gelişmiş ülkelerdeki insanlar, bizim okumaya ayırdığımız zamanın kaç katını ayırıyorlar? Kitap okumak için, Türkiye'de bir kişinin ayırdığı zamanın;  300 katını bir Norveçli ayırıyor.  210 katını bir Amerikalı ayırıyor.  87 katını bir İngiliz ayırıyor.  87 katını bir Japon ayırıyor.  Dünya ortalaması bile bizim ayırdığımız zamandan 3 kat daha fazla. Söz açıldığında Japonya'yı ve Japonları çok överiz. Bu çekik gözlü adamlar, dünya teknolojisini üretiyor ve yönetiyor diye övgüler yağdırırız Japonlara. Ama Japonların, bu başarıyı nasıl elde ettiklerini araştırmayız. Bağımsız Eğitimciler Sendika'sının verilerine göre; Türkiye'de 1 yılda sadece 23 milyon kitap basılırken, Japonya'da bir yılda 4 milyar 200 milyon kitap basılıyor. Japonya'da bir tek gazete 15 milyon tiraja sahipken, Türkiye'de bütün gazetelerin toplam tirajı 5 milyon civarındadır. 2001 yılı verilerine göre 1412 kütüphanemiz mevcut iken kahvehane sayımız kütüphanelerin 300 katından daha fazladır. Bu durumda elbette Japonlar üretecek, en kaliteli ürünlerin patenti Japonlar'a ait olacaktır. Ülkemizde, bir yılda 8”“10 kitap okuyan insan kitap kurdu olarak tanımlanırken, Avrupa'da, Amerika'da ve Japonya'da bu sayının çok üzerinde kitap okuyan insanlar bile bu alanda kendilerini yetersiz görmektedir. Kahvehanelerde, televizyon karşısında çok uzun zamanları bol keseden harcarken her ne hikmetse kitap okumaya zaman bulamıyoruz. Bir Avrupalı, metroya bindiğinde varacağı yere 9 dakika mesafede olsa bile 9 dakika için kitabını açıyor. 9 dakika kitabını okuyor, varacağı yere yaklaştığında kitabını kapatıp iniş kapısına yaklaşıyor ve tren durduğunda iniyor. Oysa biz saatlerce ve kilometrelerce yolculuk yapıyoruz. Ama yanımızda bir kitap bulundurma ihtiyacı hissetmiyoruz. Yanımızda kitap taşımayı lüks olarak algılıyoruz. Hoş yanında kitap taşıyıp, kitap okuyanları da kafayı yemiş olarak tanımlıyoruz ya. Sonra da gelişme bekliyoruz, atak bekliyoruz. Bu gidişle çok bekleriz çoooooooook. Not: Bu yazı, www.yusufyesilkaya.com , www.dinahlak.com ve www.haber46.com web sitelerinde, eş zamanlı olarak yayınlanmaktadır. Yazara mesaj: yusufyesilkaya@gmail.com www.yusufyesilkaya.com
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner122

banner215

banner124

banner40

banner126