Ermeni Meselesi 101. Yılında Uludağ Üniversitesi’nde Masaya Yatırıldı

Uludağ Üniversitesi, tarihte 1915 Ermeni olayları olarak bilinen Ermeni meselesini 101. yılında tartıştı.Bursa Türk Ocağı ve Uludağ Üniversitesi’nin ortaklaşa düzenlediği, “Osmanlı’nın seçkin tebaası iken yabancılaşan topluluk...

Ermeni Meselesi 101. Yılında Uludağ Üniversitesi’nde Masaya Yatırıldı

Uludağ Üniversitesi, tarihte 1915 Ermeni olayları olarak bilinen Ermeni meselesini 101. yılında tartıştı.Bursa Türk Ocağı ve Uludağ Üniversitesi’nin ortaklaşa düzenlediği, “Osmanlı’nın seçkin tebaası iken yabancılaşan topluluk...

25 Nisan 2016 Pazartesi 13:43
Ermeni Meselesi 101. Yılında Uludağ Üniversitesi’nde Masaya Yatırıldı
banner203
Uludağ Üniversitesi, tarihte 1915 Ermeni olayları olarak bilinen Ermeni meselesini 101. yılında tartıştı.
Bursa Türk Ocağı ve Uludağ Üniversitesi’nin ortaklaşa düzenlediği, “Osmanlı’nın seçkin tebaası iken yabancılaşan topluluk - Bursa Ermenileri bilgi şöleni’ UÜ Prof. Dr. Mete Cengiz Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Açılış konuşmasını yapan UÜ Rektörü Prof. Dr. Yusuf Ulcay, Türk toplumunun din, vatan, millet ve bayrak için her şeyini vermeye hazır olduğunu söyledi. Osmanlı’nın bölündüğünü, parçalandığını hatırlatan Ulcay, gelen kalan toprakların da bugün yine aynı senaryolar ile parçalanmaya çalışıldığını vurguladı.
Türk milletinin geçmişte ufukların efendisi olarak adlandırıldığını kaydeden Ulcay, “Ancak birileri içeriden, birileri dışarıdan çalışarak, bir önceki ecdadımızın kurduğu Osmanlı’nın akordunu bozdular. Ardından da 624 sene süren cihan devleti sona erdi. Osmanlı gittiği her bölgeye adalet götürmüş. Atalarımız, memaliki olan her yerdeki insanları huzur içinde yaşatmışlar. Aziz ecdadımız gittiği hiçbir yerde kimsenin dini, dili ve ırkıyla uğraşmamış. İsteseydi kılıç zoruyla herkesi Müslüman yapabilirdi. Hatta uzun yıllar hüküm sürdüğü bölgelerde isteseydi herkesi Türkçe konuşmaya mecbur bırakabilirdi. Ancak yapmadı, herkese saygı gösterdi. Bugün o coğrafyada yaşayan tüm insanlar ana dillerini çok rahat bir şekilde konuşabiliyorlar. Atalarımız Avrupa’da, Asya’da ve Afrika’da çok uzun yıllar hükümdarlık sürdü” dedi.
“MAKSAT BİZANS’I VE BÜYÜK İSRAİL’İ YENİDEN KURMAK”
Türklerin 1453’te İstanbul’u fethederek Anadolu’nun her noktasına mührünü vurduğunu anlatan Rektör Ulcay, bu gelişmeyi Avrupa’nın kabullenemediğinin altını çizdi. Avrupa’nın birçok yerinde Bizans Enstitüleri kurulduğunu hatırlatan Ulcay konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Bu kurumlar bizi Anadolu’dan atmak için, Bizans’ı yeniden yeşertmek için ciddi bir şekilde çalışma yapıyorlar. Bugünkü terör olayları, bugünkü ermeni olayları ve diğer tüm etnik unsurlar üzerinden oynanan oyunların arkasında gerçekte Bizans’ı tekrar hortlatmak var ve Osmanlı’yı parçaladıkları gibi Türkiye’yi ve Anadolu’yu da parçalamak, bir tarafında Bizans’ı yeniden kurmak, diğerlerini de büyük İsrail’e uydu kent yapmak için ellerinden gelen gayreti gösteriyorlar. Bu onların görevi. Bizim görevimiz ise birlik ve beraberlik içerisinde, birbirimizin arasındaki farkların çok da anlamlı olmadığını görmektir. Bakın, farklı fikirler, devleti parçalama zihniyeti olmadığı müddetçe zenginliktir. Bunu muhtemelen yurt dışına gidip uzunca müddet kalanlar çok daha iyi hisseder. Bizim aramızdaki bu farkları, başkaları ile olan farklarımızı gördüğümüz zaman -hainlik hariç- diğer farklarımızın çok da anlamlı olmadığını anlayacağız. El ele birlikte ülkemizi İslam dünyasına da Türk dünyasına da örnek olacak şekilde birleştirmek için hepimiz elimizden geldiğinde yapmak zorundayız. Yapmazsak tarih tekerrürden ibarettir. Eğer tarihten ders alırsak, tekerrür etmez.”
“KİN DUYMAK TÜRK’ÜN KARAKTERİNE UYMAZ”
Bursa Türk Ocağı Başkanı Prof. Dr. Selçuk Kırlı ise konuşmasında, Ermeni meselesine atıfta bulunarak, “Bugün bir asırlık bir yalanın 101. yıldönümünde bir araya geldik” şeklinde konuştu.
Meselenin kin duymak, sinirlenmek ya da bir kini nesilden nesile aktarmak olmadığını vurgulayan Kırlı, butavırların da Türk’ün karakterine uyan bir şey durum olmadığını söyledi. Ermenilerin 1800’lerden itibaren bölgedeki başka bir takım unsurlarla beraber, Almanya’nın, Rusya’nın, İngiltere’nin, Fransa’nın büyük destekleriyle birlikte yaptıkları hareketlerinyabancılaşma modeline uygun tavırlar olarak niteleyen Kırlı, “Biz Türkler, bu hususta, aslına bakarsanız en kusursuz, en masum olanlarız. Ancak iki sürahi çarpıştığı zaman bir tanesi kırılırsa, öteki de çatlar. Onlar bu memleketteki varlıklarını kaybettiler. Onlar bizim insanlarımızı öldürmekle bizim dostluğumuzu kaybettiler. Ecdadımız Osmanlı, onlardan kaynaklanan bir alay kültür değerini ve Avrupa ile bağlantılarını kaybetti. Kayıplar her zaman karşılıklıdır. Tek taraflı değildir. Ancak altında yatan nedenler de dikkate alınarak, ilk hareketi yapanın mahkûm edilmesi söz konusu olduğunda, mahkûm edilecek olanın Türk olması mümkün olmasına rağmen, mesele gerçekleri ortaya koyabilmek değil, mesele gerçekleri anlatabilmektir. Mesele bu topraklar üzerinde hala eski emellerini devam ettirmekte olan ve yerel olarak bulabilecekleri her türlü şansı kullanarak bu memleketi parçalamak, aynı Osmanlı toprakları üzerinde yürütülen dünya harbinde olduğu gibi bundan sonra da elimizde kalan son topraklarda benzer taktikler ile benzer sonuçları almak isteyenlerin en kolay kullanabilecekleri ve en müsait hale gelmiş olan araçtır Ermeni meselesi ve Ermeniler üzerinde çok büyük bir anlamı vardır” şeklinde konuştu.
“ERMENİLERİN İDDİALARI GÜLÜNÇ”
Ermenilerin millet olabilmeleri ve varlıklarını sürdürebilmeleri için bir takım tarihi mitlere ihtiyaç duyduklarını belirten Kırlı, “Bizim tarihte kurulmuş 16 devletimiz var. Ancak Ermenilerin yok. Olduğu iddia edilen şey bir tabiri krallıktır. Ortaya koyabildikleri bir bağımsız devlet yok. Dolayısı ile tarihleri ile kahramanları ile övünmek gibi bir lüksleri yok. Ancak ikinci konuyu çok iyi kullanıyorlar. İkincisi tehdittir. Toplum kendini tehdit altında hissettiği zaman birbiri ile kenetlenir. Dolayısı ile bulundukları toprakları terk etmekten geri durup, o tehdidin karşısında korunma içgüdüleri ile birlikteliğini sürdürmeye devam ederler. Ermenilerin yaptığı da odur. Eğer Türk tehdidi diye bir tehdit Ermenilerin güncel tarihinden çıkarsa Ermenistan’da ermeni kalmaz. Zaten kalanların sayısı da bellidir ve o kadarcık sayıyla ortaya koydukları iddiaların büyüklüğü coğrafya ve nüfus açısından kıyaslarsanız gülünçtür. Ancak bu gerçekler hiçbir şeyi değiştirmez. Çünkü bu bir algı yönetimi meselesidir ve onlar bu propaganda savaşını özellikle batıda kazanmışlardır. Bu aşamadan sonra bizim yapmamız gereken şey; haklılığımızı, atalarımızı ve geleceğimizi savunmaktır. İnşallah en bilimsel metotlar ile hep birlikte bunu başarırız” dedi.
“SEVR’DE DAYATILAN ERMENİ MESELESİ LOZAN’DA NEDEN YOK?”
Programdaki ilk oturuma Prof. Dr. Tayyar Arı, Prof. Dr. Kemalettin Kuzucu, Prof. Dr. Cemalettin Taşkıran, Prof. Dr. Hale Şıvgın ve Prof. Dr. Muammer Demirel konuşmacı olarak katıldı. Arı, Türklerin Ermeni meselesi konusunda hiçbir korkusunun olmadığını söyledi. Türklerin, hiçbir millete karşı husumet ya da düşmanlık duymadığını kaydeden Prof. Dr. Tayyar Arı, bunun Türk milletinin temel özelliği olduğunu aktardı. Ermenilerin, Türk düşmanlığı üzerine bir millet inşa etmeye çalıştıklarını ve bu düşmanlığı da bu süreçte çok iyi kullandıklarını vurgulayan Arı, “Aynı şey Yunan ve Rumlar için de geçerli. diye konuştu.
“BATI DÜNYASI BU MESELEYE DÖRT ELLE SARILIYOR”
Ermeni meselesinin bizim dışımızda bir hadise olduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Tayyar Arı konuşmasına şöyle devam etti:
“Batılıların çok satın almaya hazır oldukları bir meseledir. Meselenin ortaya çıkışından itibaren Ermeni ayaklanmaları batı medyasında çok görkemli bir şekilde yer almaya başladı. Birçoğu zaten abartılı bir şekilde olmayan hadiseleri de olmuş gibi göstererek yansıtıldı. Bugün de maalesef batı dünyasında bu meseleye yönelik olarak ciddi bir alıcı kitle var. Bu da Müslüman ve Türk dünyasına yönelik bir ön yargıdan kaynaklanıyor. Dolayısı ile bir ortak kültür ve ortak din gibi temel unsurlar üzerinde hareket ederek bu ermeni meselesi batı dünyası tarafından sahipleniliyor ve bunu bizim aşmamız da öyle kolay değil. ciddi bir literatür oluştu ve topyekûn bir şekilde sahipleniliyor. Bununla mücadele ederken de bizi destekleyenlerin sayısının fazla olduğunu söylemek yanlış olur. Bu sadece Türk bilim insanlarına düşen bir görev. Daha fazla çaba göstermemiz gerektiğini düşünüyorum. Hem bu meseleyi doğru bir yörüngeye oturtmak hem de oluşmuş olan algıyı tersine çevirmek için ciddi bir çalışma yapılmasına ihtiyaç var. Son zamanlarda çalışmalar artıyor. Fakat oldukça az ve yetersiz olduğunu söylemeliyim.”
UÜ Rektörü Prof. Dr. Yusuf Ulcay ve beraberindekiler, program öncesinde Prof. Dr. Mete Cengiz Kültür Merkezi Sergi Salonu’nda gazeteci Ali Eşref Uzundere’nin açtığı ‘Fotoğraflarla Ermeni Mezalimi’ isimli sergiyi gezdi.
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner122

banner215

banner124

banner154

banner126