Abdülhamit Bilici: Artan baskılar hepimize gerçek demokratlığı öğretecek

Türkiye’nin bir türlü demokrasi olamayışının temelinde kesimlerin birbirinin hakları konusundaki bilgisizlik ve duyarsızlığın yattığını söyleyen Cihan Haber Ajansı Genel Müdürü Abdülhamit Bilici, iş dünyasını, sivil toplumu, medyayı...

Abdülhamit Bilici: Artan baskılar hepimize gerçek demokratlığı öğretecek

Türkiye’nin bir türlü demokrasi olamayışının temelinde kesimlerin birbirinin hakları konusundaki bilgisizlik ve duyarsızlığın yattığını söyleyen Cihan Haber Ajansı Genel Müdürü Abdülhamit Bilici, iş dünyasını, sivil toplumu, medyayı...

17 Eylül 2015 Perşembe 16:06
Abdülhamit Bilici: Artan baskılar hepimize gerçek demokratlığı öğretecek
banner203
Türkiye’nin bir türlü demokrasi olamayışının temelinde kesimlerin birbirinin hakları konusundaki bilgisizlik ve duyarsızlığın yattığını söyleyen Cihan Haber Ajansı Genel Müdürü Abdülhamit Bilici, iş dünyasını, sivil toplumu, medyayı ve siyasi partileri hedef alan baskıların hepimize gerçek demokrat olmayı öğreteceğini vurguladı. Özgür medyaya artan baskılara tepki olarak Cumhuriyet, Zaman, Evrensel, Bugün, Yeni Asya ve Birgün gibi farklı çizgideki gazetelerin Türkiye Gazeteciler Cemiyeti öncülüğünde ilk kez bir araya gelmesinin, demokrasiyi öğrenme sürecine dair çok olumlu bir örnek olduğunu dile getirdi. Bilici şöyle dedi: “Geçtiğimiz 10 yılda bürokratik vesayetin gerilemesiyle Türkiye’de ilk defa sivil alanın ve sivil siyasetin önü açıldı. Şimdi mesele, bu sivillerin bu gücü demokrasi içinde kullanması. Yaşadığımız bu baskılar, bize demokrasiyi zorla da olsa öğretecek diye düşünüyorum.” dedi.

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), Uluslararası Gazeteciler Federasyonu, Avrupa Gazeteciler Federasyonu ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) tarafından düzenlenen ‘Türkiye: Kutuplaşmış bir ülkede gazetecilerin hak ve özgürlüğünü savunmak’ başlıklı panele Cihan Genel Müdürü ve Zaman yazarı Abdülhamit Bilici de katıldı. Özgür medyaya yönelik artan baskılara değinen ve 45 yıllık bu mesleği yapan isimlerin böyle dönem görmediklerini ifade ettiklerini hatırlatan Bilici, şöyle konuştu: “İlk defa bu tür ortak platformlarda birbirimizi dinliyoruz. Mesleğimizi savunmamız gereken çok önemli günlerden geçiyoruz. Geçmişe dair ‘Cemaat medyası’ diye atılan taşların bir kısmını alıyorum. Onlardan ders de çıkararak alıyorum. Biz de aynı ülke de yaşıyor ve yanlışlarımızdan ders çıkarıyoruz. Eleştirilere eyvallah ancak bunları söyleyenlerin kendilerinin hiç hatası yokmuş gibi konuşmaları incitici oluyor. Eleştirilerde en çok öne çıkan husus, meslektaşlarımız Ahmet Şık ve Nedim Şener hapse atılırken Zaman’ın bunu eleştirmemiş olması. Bence de bu bir hata. Zaman’dan en üst düzeyde bunu ifade edenler de oldu. Ancak bizi bu konuda eleştirenlerin 28 Şubat sürecinde nasıl manşetler attığını hatırlamaktan bile hicap duyuyorum. Aynı şekilde meslektaşımız Hrant Dink’in katledilişine giden süreçte bazı gazetelerin oynadığı rolü, atılan manşetleri hatırlamaktan da hicap duyuyorum. Aynı durum, darbe girişimleri hiç olmamış gibi tavır alan medyalar için de geçerli. Dolayısıyla hepimizin gözden geçirilmesi gereken eksikleri, yanlışları var. Herkesin eleştiriden önce biraz özeleştiri yapması gerekiyor. “Benim hiç hatam yok, tüm kötülüklerin kaynağı şunlar“ kafasıyla sağlıklı diyalog kurulamaz. Aslında hataların bir kısmı, ülkemizin kutuplaşmış siyasi yapısından kaynaklanan sorunlu demokrasi anlayışımızın sürünü. Herkesin ekleştirirken özeleştiri kısmını kendisi içinde kullanarak cümleler kurması ile ancak bir diyalog olabilir.” diye konuştu.

AK Parti’ye verdiği desteğin gerekçelerini ve hangi konularda yanıldığını da ifade eden Bilici, bunları 3 başlıkta sıraladı: Birincisi, ‘Siyasi İslamcılığı bıraktık artık demokrat bir çizgiye geldik. Milli Görüş gömleğini çıkardık’ dediklerinde, Türkiye ve dünyadaki birçok demokrat kesimle beraber biz de inandık. Dolayısıyla bu bir kusursa New York Times’dan The Guardian’a, Le Monde’dan Türkiye’deki bütün liberallere, Avrupa Birliği’ne kadar hepsinin ortaklaşa işlediği bir kusur. Şimdi yaptıklarına bakınca, ‘Artık demokrat olacağız’ sözüne güvenerek hata yaptığımızı, aldatıldığımızı görüyorum.”

‘ASKERİ VESAYETİN GERİLEMESİ, DEMOKRASİYİ GARANTİ ETMİYOR’

“İkincisi, askeri vesayet geriletilir ve siviller güçlenirse, demokrasiye yaklaşırız düşüncemiz vardı. Ergenekon davaları sürecinde şahsen bir gazeteci olarak yaklaşımım buydu. Ve unutmayın Avrupa Birliği de bu Ergenekon davalarını sırf bu acıdan, Türkiye’de demokrasinin ilerlemesi için tarihi fırsat olarak görüyordu. Ben ve benim içinde olduğum, hala çalıştığım gazete de bu perspektifle konuya yaklaştı. Fakat burada da şu yanılgıya düştüğümüzü şimdi görüyorum. Bir ülkede askeri vesayetin gerilemesi ve sivillerin önünün açılması o ülkeye otomatik olarak demokrasi getirmiyor. Başka daha değerlere ihtiyaç var. Demokratik kültüre ihtiyaç var. Sivil toplumun daha örgütlü olmasına ihtiyaç var. Demokratik bilince ihtiyaç var.”

‘DİNDAR İKTİDARDA YOLSUZLUK OLMAZ DİYE DÜŞÜNMÜŞTÜM AMA YANILMIŞIM’

“Üçüncüsü, dindar insanların iktidarında yolsuzluklara karşı daha duyarlı olacaklarını, daha şeffaf yönetim sergileyeceklerini, hesap verilebilir bir ülke idealine bizi yaklaştıracaklarını düşünüyordum. Fakat tam aksi yaşandı. Türkiye tarihinin en büyük yolsuzlukları 17-25 Aralık’ta ortaya çıktığı gibi bu dönemde yaşandı. Ben kendi perspektifimden, kendi penceremden baktığım zaman neler gördüğümü sizinle açık açık paylaşmak istiyorum. Ben de büyük bir şok yaşıyorum. Büyük bir aldatılmışlık duygusu yaşıyorum. Yaptığımız bazı yanlışlarla beraber hangi konuya niçin öyle yaklaştığımızın da hem meslektaşlarımız hem kamuoyu tarafından iyi anlaşılması gerektiğini düşünüyorum.”

Türkiye’de yaşayan farklı kesimlerin birbirlerini anlamaları gerektiğini vurgulayan Bilici, sözlerini şöyle noktaladı: “Türkiye’de Alevi var, Kürt var, sağcı var, solcu var, dindar var, laik var. Bu insanların her birinin kendi hikayeleri, kendi kahramanları bulunuyor. Belki aynı şehirde yaşıyoruz ama hepimizin ayrı hikayeleri var. Birbirimizin mağduriyetlerinden de pek haberimiz olmuyor, herkes kendini savunuyor. ‘Kendine Müslüman’ diye bir söz var. Aslında bu sözü, ‘kendine demokrat’ diyerek biraz daha geliştirebiliriz. Açıkçası şunu söylüyorum; eğer bu hatadan vazgeçmezsek, yani Türkiye’deki farklı kesimler birbirlerinin hikayelerini, acılarını anlama konusunda gayret göstermezse, sadece kendimize demokrat olmaya devam edersek zaten asla gerçek bir demokrasi olamayacağız. Bu çok önemli, medyamız için de geçerli. Türkiye’deki tüm kesimler için de geçerli. Karamsar mıyım? Hayır.”

‘TÜRKİYE’DE İLK DEFA SİVİL ALANIN ÖNÜ AÇILDI’

Türkiye’de askeri vesayetin gerilemesinin demokrasi doğurmadığına dikkat çeken Bilici, “Ama sivil alan genişledi diye düşünüyorum. Bu yaptığımız toplantının benzerini cemiyetin öncülüğünde Gazeteciler Cemiyeti’nde yaptık geçen hafta. Orada tarihi bir olay yaşandı. İlk defa Cumhuriyet gazetesi ile Zaman gazetesi, Bugün gazetesi, Yeni Asya, Evrensel, Birgün gibi çok farklı çizgilerdeki gazetelerin yöneticileri bir araya geldi. Cumhuriyet’e baskın olduğunda Zaman medya özgürlüğü açısından buna itiraz etti. Bugün grubuna baskın olunca Cumhuriyet “Medya özgürlüğünü birlikte savunmalıyız” diyerek buna karşı çıktı. Hürriyet’e baskın olunca Ekrem Dumanlı geçmiş olsun ziyaretine gitti. Bunlar olumlu gelişmeler. Bu baskıcı yönetim bize gerçek demokrasiyi zorla da olsa öğretecek diye düşünüyorum. Bu açıdan iyimserliğimi koruyorum.” diye konuştu.


Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner122

banner215

banner124

banner154

banner126