Abdurrahim Karakoç vefat etti

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde tedavi gören şair ve yazar Abdürrahim Karakoç vefat etti. Karakoç isteği üzerine Taceddin Dergahı'na defnedilecek. Bunun için Bakanlar Kurulu'ndan kararname çıkarılması gerekiyor.

Abdurrahim Karakoç vefat etti

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde tedavi gören şair ve yazar Abdürrahim Karakoç vefat etti. Karakoç isteği üzerine Taceddin Dergahı'na defnedilecek. Bunun için Bakanlar Kurulu'ndan kararname çıkarılması gerekiyor.

07 Haziran 2012 Perşembe 17:02
Abdurrahim Karakoç vefat etti
Abdürrahim Karakoç'un oğlu Türk İslam Karakoç, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Karakoç'un bugün hayatını kaybettiğini söyledi. Karakoç, 46 gündür Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde tedavi görüyordu. Taceddin Dergahına gömülecek Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, şair Abdurrahim Karakoç'un isteği üzerine cenazesinin Taceddin Dergahı'na defnedileceğini söyledi. Arınç, Başbakan ile telefonla konuştuğunu, bunun için bir kararname çıkartılacağını ifade etti. Taceddin Dergahı'na daha önce de BBP'nin merhum lideri Muhsin Yazıcıoğlu defnedilmiş ve bunun için de kararname çıkarılmıştı. Abdürrahim Karakoç'un özgeçmişi 1932 yılında Kahramanmaraş'ın Elbistan ilçesine bağlı Ekinözü köyünde doğan Abdurrahim Karakoç, çocukluk çağından itibaren şiire ilgi duymaya başladı. Elbistan Belediyesi'nde 1958-1985 yılları arasında muhasebeci olarak çalışan ve günümüz aşık tarzı şiirinin büyük ustalarından olan Karakoç'un ilk şiirleri Elbistan'da çıkan Engizek gazetesinde yayınlandı. Temiz Türkçe ve hece vezniyle aşk, gurbet ve sosyal temalı şiirler kaleme alan Karakoç, ironik yazılarıyla geniş kitlelere hitap etti. ''Mihriban'' unutulmazlar arasında Yazdığı şiirilerden bazıları bestelenerek birçok sanatçı tarafından seslendirilen Karakoç'un bestelenen eserlerinden ''Mihriban'', unutulmaz türküler arasında yerini aldı. ''Yasaklı Rüyalar'', ''Gerdanlık-I-II-III'', ''Parmak İzi'' adlı kitapları bulunan ünlü şairin ''Çobandan Mektuplar'' adlı denemesi de basıldı. Ünlü şair ve yazar Karakoç'un eserleri şunlar: Şiirleri: Hasan'a Mektuplar (1965), Hasan'a Mektuplar ve Haberler Bülteni (1967), El Kulakta (1969), Bütün Şiirleri (1973), Vur Emri (1975), Kan Yazısı (1978), Şiirler (1981), Suları Islatamadım (1988), Dosta Doğru (1988), Gökçekimi (1991) Yazıları: Düşünce Yazıları (1990), Beşinci Mevsim (1990) Abdurrahim Karakoç, evli ve 3 çocuk babasıydı. Erdoğan'dan oğluna taziye Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, vefat eden şair Abdurrahim Karakoç'un oğlu Türk İslam Karakoç'u telefonla arayarak başsağlığı diledi.
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Huzur-î Mahşer 5 yıl önce

Allah rahmetiyle muamele etsin,
Rabbim Kabrini Nur, Mekanini Cennet eylesin insAllah...

Avatar
Sinan Kandilcik 5 yıl önce

ALLAH RAHMETİYLE KUŞATSIN SENİ YİĞİT DAVA ADAMI...ŞİİR ÖKSÜZ KALDI.

Avatar
A.TÜRKOĞLU 5 yıl önce

Memleketimizin yetiştirdiği söz sultanlarından rahmetli Abdurrahim KARAKOÇ Beyefendiye Cenab-ı Allah'tan rahmet, yakınlarına da sabırlar diliyorum.

Fani alemden ebedi aleme göç eden, söz sultanlarımızın, edip yetiştirmede münbit olan memleketimizin yeni nesillerine örnek olmasını temenni ediyorum. Memleketimizden daha nice N. Fazıl KISAKÜREKLERİN, Cahit ZARİFOĞULLARININ, Abdurrahim KARAKOÇLARIN, Erdem BEYAZITLARIN çıkacağından eminim.

Avatar
hacı hasan 5 yıl önce

değerli üstadımız karakoç yeri ender dolduralabilceklerden bir şahsiyet,ilk okuduğum şiirde onundu şiire ilgi duymamda onunla başladı...allah gani gani rahmet eylesin...yakınlarına sabır versin inşallah..

Avatar
alperen 5 yıl önce

Mukaddes bir dava uğruna ölümün güzelliğini yaşayan Türk-İslâm ülkücülerinin gönlüne taht kuran değerli şairimiz Abdurrahim Karakoç'a Cenabı Allah'tan rahmet diliyorum.

Avatar
isa 5 yıl önce

ÜSTADIMIZA ALLAHTAN RAHMET,AİLESİNE,SEVENLERİNE BAŞSAĞLIĞI DİLİYORUM. MEMLEKETİMİZİN VE TÜM SEVELERİNİN BAŞI SAĞOLSUN.MEKANI CENNET OLSUN.

Avatar
AFŞİNLİ 5 yıl önce

Memleketimizin yetiştirdigi büyük şairlerden birisidir karakoç hocam
Artık bundan sonra adını bir caddeye sokaga verirler sayın büyüklerimiz???
Biz nedense hep birşeyleri kayıpettikden sonra degerini anlıoruz
Mahzuniyide sagiken memleketimizde pek selam vermezdik ama rahmetli olunca afşinde bir bulvara adını verdik inşallah bundan sonra böyle degerli insanlarımıza gereken degeri veririz .
Sayın karakoç hocama allahdan rahmet kederli ailesine baş saglıgı eş ve doslarına rabbimden sabırlar niyaz ederim MEKANIN CENNET OLSUN HOCAM

Avatar
Mehmet 5 yıl önce

Memleketimizin ve türk milletinin başı sağolsun.Mekanı cennet olsun.

Avatar
Ahmet Sandal 5 yıl önce

Şair Yazar Ağabeyimiz Abdurrahim Karakoç'a Rahmet Ve Mağfiret Dilerken

Biraz önce haber aldım. Şair Yazar Ağabeyimiz ve Üstadımız Abdurrahim KARAKOÇ vefat etmiş.

Bu haberi duyduğumda hemen dilimden “inna lillahi ve inna ileyhi raciun” kelamı döküldü. Bu kelamın yanında bir de; Yunus Emre'mizin

“Biz dünyadan gider olduk kalanlara selam olsun,
Bizim için hayır dua kılanlara selam olsun”

mısraları dilimde bir nakarat oldu birden bire.

Evet, bunda da bir hikmet var. Bu sözler de elbette bir hikmete binaen döküldü dillerimden. Çünkü, Yunus gibi yaşadı Muhterem Abdurrahim Karakoç Ağabeyimiz. Ondan olacak Yunus geldi aklıma. Ondan olacak Yunus'un mısraları geldi aklıma.

Abdurrahim Ağabeyimizin vefatıyla bunlar aklıma geldiği gibi, kendisiyle 2006 yılında gerçekleştirdiğim bir röportaj da aklıma geldi. Bu röportaj, Nisan 2006 yılında, Bir Tebessüm Dergisi'nde yayınlandı. Muhterem Üstadımızın vefatı dolayısıyla bu röportajı tekrar hatırlamak ve hatırlatmak istedim. Bu nedenle aşağıda takdim ediyorum. Başımız sağolsun.

ŞAİR ABDURRAHİM KARAKOÇ İLE RÖPORTAJ

Ahmet SANDAL: Abdurrahim Ağabey Kahramanmaraş'ta kurulu bulunan “Tebessüm Eğitim-Kültür-Çevre ve Dayanışma Derneği'nin çıkartmış olduğu “Bir Tebessüm Dergisi” için sizinle görüşmeye geldim. Öncelikle, teşekkürlerimi arzederim. Bu hasta halinizle görüşme talebimi kabul ettiniz. Allah (cc) razı ve memnun olsun. Yüce Rabbim (cc), size ve tüm mü'minlere sıhhat ve selamet versin. (Amin)

Şair Abdurrahim KARAKOÇ: Sağolun Ahmet Bey. Ben de buradan, başta Bir Tebessüm Dergisine emeği geçenler olmak üzere, tüm hemşehrilerime selam ve muhabbetlerimi gönderiyorum. Hemen ifade edeyim ki, Derginizin adı bile, insanda güzel, hoş duygular husule getirmeye yetiyor. Kahkahayı sevmem, ama tebessüm etmek ayrı.

Ahmet SANDAL: Ağabey, bu sohbeti yapmayı çoktan beri arzuluyor idim, kısmet bu güneymiş. Tevafuk oldu, 12 Şubata denk geldi. Bu gün Kahramanmaraş'ımız için çok önem taşıyan güzel bir gün. Gazetedeki (Vakit Gazetesindeki) bu günkü yazınızı da bu konuya hasretmişsiniz ve 12 Şubat'tır kurtuluş günü demişsiniz. Yazınız, Oniki Şubat'tır kurtuluş günü, Bugün muradına erdi Maraş şeklinde devam etmektedir. Kahramanmaraş'ın düşman işgalinden kurtulduğu bu gün için başka ne gibi hususları belirtmek istersiniz?

Şair Abdurrahim KARAKOÇ: 12 Şubat'ın mana ve ehemmiyetini şimdikilere anlatmak zor. Geçmişlerimizin mekanı Cennet olsun. Onlar korkusuzdu, biz korkuyoruz. Genelde bir korkaklık hakim.Aklıma, bundan 25 ya da 30 sene kadar önce, sıkıyönetim zamanlarında 12 Şubat üzerine yazdığım bir şiir geldi. Sıkıyönetim zamanı idi. Bizi de bu şiir dolayısıyla korkutmak istediler. Sıkıyönetim korkusundan olacak, Yayınevi yetkilileri şiirdeki bazı kavram ve cümlelere takılmış idi. Şiirde, ”˜Kırımda şimşektir çakar bir yıldız, Kars'tan Fergana'ya bakar bir yıldız, Kerkük'ten Tebriz'e akar bir yıldız, Gardaş'tan gardaşa selam götürür” mısralarına takılmışlardı. Buna rağmen korkusuzca yazdık.

Ahmet SANDAL: Tabi, bir zamanlar “Kırım demek, Fergana demek”, cesaret işiydi. Zira, o zamanlar Rus Zulmü altında inim inim inleyen Türkler'in adını anmak bile, neredeyse suç sayılıyordu.

Şimdi şiir üzerine sohbetimize başlayabiliriz. Bu tür sohbetlere, şiire nerede, nasıl, ne zaman başladınız gibi klasik sorularla başlanır. Ben bu tür soruların çok da fazla önem taşımadığını düşündüğümden, daha önemli gördüğüm sorularla başlamayı yeğlemek istiyorum. Bildiğiniz üzere, Yüce Kitabımız Kur'an-ı Kerim'de Şuara (Şairler) ismiyle bir sure bulunmaktadır. Bu surenin 224-227. ayetlerinde Şairler'den sözedilmektedir. Mezkür ayetlerde;”Şairler (e gelince), onlara da sapıklar uyar. Görmez misin onları ki, her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar. Ve onlar yapamayacakları şeyleri söylerler. Ancak iman edip iyi işler yapanlar, Allah'ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini savunanlar başkadır. Haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akıbete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir” buyrulmaktadır. Bu ayet şair ve şiir konusunda en büyük ölçüyü koymaktadır. Mü'min olup da şiir yazan herkes, önce bu Yüce Buyruğa kulak vermeli değil mi?

Şair Abdurrahim KARAKOÇ: Elbette. Ben şiir yazdığım ilk yıllardan itibaren hep alimlere danıştım. Örnek vermek gerekirse, Kahramanmaraş Eski Müftülerinden Şakir Efendi'ye, Elbistan'da Müftülük yapmış olan Halil BİLGİNER'e danıştım. Her ikisinden de fetva aldım. Bana “İslam'da niyet önemlidir, niyetin iyiyse, yaz” dediler. Şakir Efendi alim bir zat idi. Kahramanmaraş'ta iyi bir nam bıraktı. Müftü Halil BILGİNERde öyle, oda yiğit adamdı. Her ikisine de Allah rahmet eylesin. Şiir konusunda yakın teşvik ve ilgilerini gördüm. Zaten, Peygamber Efendimiz (say) de, müşriklere karşı sözlü mücadelede, onları hicvetmede şairleri teşvik etmiştir. Öyleyse İslam'da şiir vardır. Şiir teşvik edilmiştir. Ancak, insanların üzerinde bulunmayan sıfatlarla onları karalamak yoktur. Bu zaten günahtır.

Ahmet SANDAL: Bu durumda, “şiir ve uhrevi sorumluluk” konusu ön plana çıkıyor, değil mi?

Şair Abdurrahim KARAKOÇ: Şiir yazan uhrevi sorumluluğu düşünmeli. Aksi takdirde, aklına eseni yapıyor görünüm verir ki, bu uygun bir durum değil. Böyle bir durumdan Allah'a sığınmak gerek.

Ahmet SANDAL: Sizin şiirleriniz ağırlıklı olarak hiciv üzerine. Hiciv demek dobra dobra söylemek ve ayan-beyan haykırmak demek. Bir de bunun zıttı var. Şiirde, karnından konuşan şair grubu var. Bunlar için “şiirin manası, şairin karnında gizli” deyimi kullanılıyor.

Şair Abdurrahim KARAKOÇ: Bu tür şiirin karşısındayım. Bu şekilde yazılan şiirleri faydasız bulmaktayım. Bu gruptaki şairlere; “Kardeşim, ne diye şiir yazıyorsun, hadi diyelim ki, şiir yazdın, öyleyse ne diye bu yazdıklarını yayınlayıp da sunuyorsun” diye soruyorum. Bu şairler, mnsını yalnızca kendilerinin bildiği şiirler yazabilirler, ancak bu yazdıklarını kendi evlerinde saklamalı, yalnızca elleri altında bulundurmalıdır diye düşünmekteyim. Çünkü, toplum için faydasız bunlar. Şiirde netlik iyidir. Şiir mesaj vermeli. Şair karşısındakini düşünmeli. Dili güzel olmalı. Ama yeri gelmeli söz kurşun gibi olmalı, hedefini bulmalı. Yani, nükteler iyi olmalı. Ancak, bu karnından konuşanlar, sembol membol deyip hayal ile işi idare ediyorlar.

Ahmet SANDAL: Onlar hayal dünyasında oyalanadursunlar Şairim. Şimdi şiiri tarifedelim. Şiiri tarif edebilir misiniz?

Şair Abdurrahim KARAKOÇ: Şiiri kim tarif edebilmiş ki, ben tarif edeyim. 100 yıl önce, 1000 yıl önce şiir yazanlartarif edememiş ki, ben edeyim.

Ahmet SANDAL: Bu noktada, Üstad Necip FAZIL'ın, “arı bal yapar ama balı tarif edemez” şeklindeki veciz sözü en açıklayıcı olsa gerek. Bir de “şiir kitapları” üzerinde konuşalım. Ülkemizde çok az şiir kitabı basılıyor. Basılanların da adedinin 1000- 5000 arasında olması konusunda ne dersiniz?

Şair Abdurrahim KARAKOÇ: Eskiden, yani bundan 30-40 sene önce, daha fazla şiir kitabı basılıyor ve okunuyor idi. Hasan'a Mektuplar adlı şiir kitabım 1960'lı yıllardan itibaren basılmaktadır. Bu kitabı ilk olarak Kemal Fedai COŞKUNER'e ait yayınevi bastı. 10000 adet basılmış idi. Daha sonra Osman Yüksel SERDENGEÇTI tarafından basımı yapıldı. Bu kitabım her defasında 10000 adet basılmış idi. Şimdilerde 5000 adet ve daha aşağı sayılarda basılıyor.

Ahmet SANDAL: Abdurrahim Ağabey, isterseniz, biraz da “şiir şölenleri, şiir yarışmaları” üzerinde konuşalım. Günümüzde bazı şiir şölenleri, şiir yarışmaları tertip edildiğini görmekteyiz. Bu şölenler ve yarışmalar hakkındaki düşüncenizi öğrenebilir miyim?

Şair Abdurrahim KARAKOÇ: Şiir şölenlerine katılmıyorum. Bunlar, ahbab-çavuş ilişkisi. Şiir yarışmalarına gelince. Hayatım boyunca hiçbir şiir yarışmasına katılmadım. Şiir yarışmasına karşıyım. Bu yarışmalarda objektif karar verildiğine inanmıyorum. Bu yarışmalarda da çoğunlukla ahbab-çavuş ilişkisi geçerli oluyor.

Ahmet SANDAL: Türkiye'de şiir alanındaki genç yeteneklerin yeterince teşvik edildiğine inanıyor musunuz?

Şair Abdurrahim KARAKOÇ: Maalesef teşvik edilmiyor. Genç yetenekler teşvik edilmeli. Gazetedeki köşemi haftada bir kez, gençler ve yeni kalemler tarafından yazılmış şiirlere ayırıyorum. Onları tanıtıyorum. Mesela, yarınki gazetedeki köşemde Murat TANRIVERDI adlı bir şairin şiirine yer vereceğim.

Ahmet SANDAL: Geçmişte yaşamış şairlerden hasbıhal kapsamında yadetmek istediğiniz var

Şair Abdurrahim KARAKOÇ: Fuzuli'yi ydetmek isterim. Büyük ve farklı bir şairdir. Bazı sözlerini hala anlamakta zorlanıyoruz. Fuzuli'nin Dert çok hemdert yok, düşman kavi, tali' zebun şeklinde devam eden beytini anlamayan gençleri gördüm, üzüldüm. Gençlerimizin dilinden geçmişinden nasıl koparıldığını anlatan bir olay anlatacağım. Bu beyitteki, “dert çok, hemdert yok” lafzından, şairin dert arkadaşı yok demek istediğini anlamayan gençler, “hem dert çok, hem dert yok” nasıl olur diye soruyorlar. Fuzuli'nin, “Kamu bimarına canan, deva-yı derd eder ihsan, Niçün kılmaz bana derman, beni bimar sanmaz mı” şekkindeki beyitini Medine'de gördüm. Bu bir şair için büyük mutluluk verici bir durum olsa gerek.

Bu arada bir anımı da nakledeyim: Hac farizasını, kolum kırılmış olduğundan sargılı bir vaziyette eda ediyordum. 0 sene, Medine'de büyük bir izdiham oluşmuştu. Peygamberimizin “Minberim ile kabrim arasında namaz kılan cennet bahçesinde namaz kılmış gibi olur”, mealindeki hadisinin müjdesine ermek isteyen on binlerce Müslüman, vakit namazlarında burada secdeye varmak için adeta yarışıyorlardı. Suudi görevliler, cennet bahçesi olarak adlandırılan o bölüme kimsenin girmesine izin vermezken, kolumdaki sargıya bakarak; “bimar-müşkilat” diyerek yalnızca beni içeri aldılar. 0 bölümde tek başıma namaz kılmak gibi bir saadete erdim. Beni namaz kılarken görenlerin, “keşke bizim de kolumuz kırık olsaydı da orada namaz kılabilsek” diye söylendiklerini duydum. Kafile Başkanı Müftü Efendi ise; “ayağınız da kırılsa giremezdiniz, o samimiyetten girdi” dedi.

Ahmet SANDAL: Abdurrahim Ağabey, bu tesbite ben de katılıyorum. Gerçekten de bunca hayırlı çabanızı, Islam yolunda yazılmış onlarca şiirinizi birer samimiyet belgeleri olarak görüyorum. Allah bizlere de nasip etsin lnşaallah. Bu anıdan, - Allah-ü alem- sizin Peygamberimiz (say) nazarında itibarlı bir yeriniz olduğunu düşünüyorum. Peki, Ülkemizde itibar görüyor musunuz?

Şair Abdurrahim KARAKOÇ: Elbet görüyorum. Şairlik onurunu, ilgisini hep yaşadım ve yaşıyorum. Türk Milleti kendi değerlerine yakın şairini hep sevmiştir. Şahsıma yönelik bu sevgi ve ilgiyi gösteren bir çok anım mevcuttur. Son bir örnek olarak, Keçiören Göğüs Hastalıkları Hastanesinde yattığım süre içerisinde doktorlardan, hemşirelerden çok yakın ilgi gördüm. “Şairliğimden dolayı elimi öpmek istediğini” ifade eden klinik şefi doktoru unutamam.

Ahmet SANDAL: Edebiyatımızda şiirleriyle temayüz etmiş bazı şahsiyetler, kendilerinin şair olarak adlandırılmasından hoşlanmazlar. Necip FAZIL gibi. Yunus Emre de şair'den çok bir aşıktır. Kendinizi şair ya da aşık, hangi cenahta görüyorsunuz?

Şair Abdurrahim KARAKOÇ: Kendimi hep bir şair olarak gördüm.

Ahmet SANDAL: İnternette gelişen edebiyat ve sanal ortamdaki şiirler üzerine görüşlerinizi alabilir miyim?

Şair Abdurrahim KARAKOÇ: Evde bilgisayar var. Fakat, maalesef internette mevcut olan şiirleri ne takip edebiliyorum ne de kalitesi hakkında bir bilgiye sahibim. Ayrıca, kendime ait resmi bir internet sitem de mevcut değildir.

Ahmet SANDAL: Esasında böyle bir siteye ihtiyaç var diye düşünüyorum. Gelelim sözleri size ait olan “Mihriban” türküsüne ve bu türkünün hikayesine. Gerçekten Mihriban isimli biri için mi yazıldı bu şiir? Mihriban kim?

Şair Abdurrahim KARAKOÇ: O türküdeki sözler ismi Mihriban olmayan birisine ait. İsim önemli değil. Mihriban'ın kim olduğunu açıklamak istemem.

Ahmet SANDAL: En doğrusunu yapıyorsunuz Ağabey. Biraz da “Kahramanmaraş toprağı ve şairlik” üzerine konuşalım mı? Ne dersiniz, Şairim.

ŞairAbdurrahim KARAKOÇ: Şairi bir toprağa, bir suya, bir iklime bağlamak doğru değil. Şair her yerde yetişir. Kahramanmaraş'tan çok şair ve yazar yetiştiği bir gerçektir. Bunu kimse inkar edemez. Sebebine gelince, öncelikle, Kahramanmaraş insanında kitap okuma alışkanlığının çok fazla olduğunu belirtmeliyim. Bu özelliği başka İllerimiz için de söyleyebiliriz. Fakat her il için bu geçerli değil. Kahramanmaraş insanı heyecanlı bir yapıya sahiptir. Şairler de heyecanlı şahsiyetlerdir. Bir de çevrenin etkisi var. Kahramanmaraş'ta edebiyatı yakın takip eden etkili çevreler hep olmuştur. Bundan yıllar önce, Kahramanmaraş'a bir program için gittiğimizde, kaldığımız otelde sabahlara kadar, edebi sohbetlerde bulunurduk. Öyle kalabalık bir topluluktuk ki, otelin salonları bile dar gelirdi. Öyleyse, canlı bir edebiyat çevresi, kitap okuma alışkanlığının fazlalılığı ve heyecan aynı noktada buluşursa şiir elbette gündeme gelir. Burada yine bir anı anlatayım: Şevket BULUT isminde Kilisli bir arkadaşım vardı. Hikaye, şiir yazardı. Bana; “Abi, Maraş'ın eniştesi oldum, yazarlık-şairlik yeteneğim gelişti” diye söylerdi. Kahramamaraş'tan çok şair çıkmıştır. Şu an aklıma Hayati Vasfi TAŞYUREK, Mustafa DALOGLU, Mustafa ZULKADIR gibi isimler gelmektedir.

Ahmet SANDAL: Abdurrahim Ağabey, bu hasbıhali bitirmeden önce, sizin hayatınızı anlatan (2005 yılı içinde TRT'de yayınlanan) belgesel hakkında konuşmak ister misiniz? Bu belgeseli yeterli ve doyurucu buldunuz mu?

Şair Abdurrahim KARAKOÇ: Sorduğunuz iyi oldu. Bu belgeseli beğenmediğimi, yapım ve yönetimini üstlenen Sadık Bey'e de söyledim. Burada da belirtmekte bir mahzur görmüyorum. Belgeselin eksik yanları nelerdir derseniz, çekimlerde ön planda doğduğum topraklar, yaşa-dığım, gezip tozduğum dağlar, kırlar yer almaktadır. Bu güzel tabii. Fakat, bunların yanında, şiirlerim de ön plana çıkarılabilir ve şiirlerim hakkında başka şairlerden görüş ve düşünceler de aktarılabilirdi. Bunlar yapılmadan yalnızca şahsım ve doğduğum memleketim anlatıldı diye düşünüyorum. Açıkçası, eserlerim ön planda yer almalıydı. Bunun için de, başka yazar ve şairlerin fikri alınmalıydı. Özetle, Abdurrahim KARAKOÇ belgeseli olarak TRT'de yayınlanan o programı noksan buldum.

Ahmet SANDAL: İnşaallah, sizi ve sanatınızı bir bütün olarak, ön plana çıkaran bir belgesel yapılır. Abdurrahim Ağabey, şiir üzerine olan görüşmemizi burada bitirdik. Müsaadenizle güncel bir konuyla ilgili görüşlerinizi alarak hasbıhalimizi sona erdirelim. Biliyorsunuz, ABD'nde ve Avrupa'nın birçok ülkesinde Islama ve Müslümanlara topyekün saldırılmaktadır. Saldırıların boyytu öyle noktaya varmıştır ki; Danimarka, Fransa, Isveç gazetelerindeki densiz-çirkin adi karikatürlerle, Sevgili Peygamberimiz (sav)'e hakaret etme derekesine varmıştır. Batılılar, bir dinin mensuplarına yönelik bu saldırı ve densizliği bir taraftan teşvik ederken, diğer taraftan da başka bir din mensuplarına (özellikle Yahudilere) yönelik en ufak, hatta im yollu eleştirilere bile tahammül edemiyorlar. Nitekim, sizin bir yazınızda ortaya koyduğunuz; ”˜Şaron'un zulmü, Hitler'e rahmet okutacak seviyeye çıktı” şeklindeki basit bir kıyaslamanız dahi, bazılarını (Örneğin; Almanya Içişleri Bakanı Otto Schily ve benzerlerini) kudurtmaya yetmişti. Size ve yazı yazdığınız gazeteye kuduz köpek gibi saldırmışlardı. ABD ve Avrupa'nın neden böyle çifte standartlı davrandığı hakkındaki görüşlerinizi alabilir miyim?

Şair Abdurrahim KARAKOÇ: Ahmet Bey, bunun uzun uzun açıklaması olamaz. Nedeni çok basit. Batılılar bir tek şeye inanır. O da güçtür. Yahudiler ekonomik olarak güçlü olduğu için, onlardan korkuyorlar. Müslümanları da güçsüz buluyorlar.

Ahmet SANDAL: Öyleyse, onların anladığı dilden konuşmak lazım ve tüm Müslümanlar olarak güçlü bir birlik oluşturmamız lazım.

ŞairAbdurrahim KARAKOÇ: İnşallah.

Ahmet SANDAL: Bu hasbıhali burada bitirirken, bu hasta halinizle bize zaman ayırdığınızdan ve sohbetinizden dolayı çok teşekkür ederim, Abdurrahim Ağabey.

Bir Gönül Dostuna Cevap

Rıza-yı Hak için çıkmışız yola
Kulların engeli yıldırmaz bizi
Onulmaz dostİarın açtığı yara
Düşmanın kurşunu öldürmez bizi.

Ayrılık olursa öz ile sözde
İçimiz dışımız kavrulur közde
Ülkümüz nişanlı arpacık gezde
Şer güçler hedeften kaldırmaz bizi.

Yalınayak geçtik dikenden taştan
Ne çıkar rüzgardan, doğudan, kıştan
Yırtılan destanlar yazılır baştan
Tufanlar sahneden sildirmez bizi.

Kader bu... teslim ol, kafayı yorma
Aklın kaynağını deliden sorma
Aylara, yıllara üzülüp durma
Sıcaklar soğuklar soldurmaz bizi.

Gittiğimiz Hak Yol öyle bir yol ki
Hırs atına binmek günahtır belki
Sabrımız, sevdamız o kadar bol ki
Okyanuslar aksa doldurmaz bizi.

Sıcak tut sevgiyi aşk ocağında
Yaşa da olgunlaş gam kucağında
Şu ruhsuz dünyanın şu zül çağında
Olanlar ağlatır güldürmez bizi.

Sözünde durandır yiğidin hası,
Mezarda da bitmez dostun vefası
Üç günlük dünyanın binbir cefası
“Böldü” deseler de, böldürmez bizi.

Sağlam atılmışsa temeller eğer
Allah rızasıysa emeller eğer
Niyete uygunsa ameller eğer
Kimseler yem için yeldirmez bizi.

Çile, bela yağıyorken etrafa
Hak, adalet dedik çıktık ön safa
”˜Kötü” tanıtsa da üç-beş et kafa
Tarih kötü diye bildirmez bizi.

Fitneye en güzel cevap sükuttur
Öfke günah dolu, sevap süküttur
Tuzağa çok düştük hayli vakittir
Tedbir bataklara daldırmaz bizi.

Bir ateş yakılır, sönmez bir daha
Bu bayrak gönderden inmez bir daha
İlkbahar hazana dönmez bir daha
Mevla yad ellere yoldurmaz bizi

Abdurrahim KARAKOÇ

Avatar
Huzur-î Mahşer 5 yıl önce

İnna Lillahi ve inna ileyhi raciun...

Allah (c.c) rahmetiyle muamele etsin.. Kabri Nur, Mekani Cennet olsun insAllah... Büyük Insan'di, adam gibi adam di...

Ailesine ve tüm Sevenlere bassagligi dillerim...

Avatar
hanifi 5 yıl önce

büyük üstada allahtan rahmet yakınlarına başsağlığı diliyorum. türkiye büyük değerlerinden birini kaybetti. hepimizin başı sağ olsun:(

banner122

banner215

banner124

banner40

banner126