Avukat Duran: Adalet Bakanı İpek'in açıklaması tam bir skandaldır

Silivri Cezaevi'nde tutuklu bulunan Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca’nın avukatı Fikret Duran, mahkemenin tahliyesiyle ilgili Adalet Bakanı Kenan İpek’in yaptığı açıklamanın tam bir skandal olduğunu söyledi. Duran, "HSYK Başkanı...

Avukat Duran: Adalet Bakanı İpek'in açıklaması tam bir skandaldır

Silivri Cezaevi'nde tutuklu bulunan Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca’nın avukatı Fikret Duran, mahkemenin tahliyesiyle ilgili Adalet Bakanı Kenan İpek’in yaptığı açıklamanın tam bir skandal olduğunu söyledi. Duran, "HSYK Başkanı...

27 Nisan 2015 Pazartesi 11:52
Avukat Duran: Adalet Bakanı İpek'in açıklaması tam bir skandaldır
Silivri Cezaevi'nde tutuklu bulunan Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca’nın avukatı Fikret Duran, mahkemenin tahliyesiyle ilgili Adalet Bakanı Kenan İpek’in yaptığı açıklamanın tam bir skandal olduğunu söyledi. Duran, "HSYK Başkanı sıfatıyla Adalet Bakanı Kenan İpek’in Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Adalet Bakanlığı resmi internet sitesinde yer alan 26.04.2015 tarihli basın açıklaması tam bir skandaldır. Adeta yargı bağımsızlığının ve hâkim teminatının olmadığının açık bir göstergesidir." dedi.

32. Asliye Ceza Mahkemesi'nin Hidayet Karaca ve polisler hakkındaki tahliyesi ile ilgili Adalet Bakanı Kenan İpek’in açıklaması tepkilere neden oldu. Karacanın avukatı Fikret Duran, Bakan İpek'in açıklamasının skandal olduğunu belirtti.

Avukat Fikret Duran yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:

"HSYK Başkanı sıfatıyla Adalet Bakanı Kenan İpek’in Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Adalet Bakanlığı resmi internet sitesinde yer alan 26.04.2015 tarihli basın açıklaması tam bir skandaldır. Adeta yargı bağımsızlığının ve hâkim teminatının olmadığının açık bir göstergesidir.

Bu açıklama, 'paralel safsatası' ile kurumların siyasetin emrine nasıl girdiğinin, hukukun ayaklar altına alındığının resmidir. İşin ironik tarafı bu açıklamanın sahibinin Anayasa hükümlerine dayanmasıdır. Anayasa ve yasaları açıkça ihlal eden, proje sulh ceza hâkimlerinin uygulamalarına adeta seyirci kalan HSYK Başkanı sıfatıyla açıklama yapan ve adında 'adalet' olan bir Bakanın ancak böyle önyargılı ve bir emir eri edasıyla kendisini hem savcı ve karar verici hâkim rolüne koyduğunu görmekteyiz. Bu söylediklerimizin sebep ve gerekçeleri aşağıda sırasıyla açıklanmıştır:

1. HSYK Başkanı sıfatıyla Adalet Bakanının HSYK’daki görevi semboliktir. Daire çalışmalarına katılamaz, disiplin işlemleri ile ilgili genel kurul toplantılarına dahi katılamaz (6087 sayılı HSYK Kanunun 6/3-a ve b bentleri). Hal böyle iken HSYK Başkanının hangi kanun hükmünden aldığı yetkiyle İstanbul 29 ve 32. Asliye Ceza hâkimleri hakkında henüz bir inceleme ve soruşturma dahi yapılmadan kesin hükmü vermektedir. Adalet Bakanının sadece Kurulu temsil etme yetkisi vardır. Oy kullanamadığı, daire çalışmalarına katılamadığı konularda böylesi açıklamalar yapamaz.

2. HSYK’nın görevi Anayasa ve ilgili kanununda belirtilmiştir. HSYK bir yargı mercii değildir. Bir mahkeme ya da hâkimin kararını diğer mahkeme kararına karşı üstün tutamaz, yorumlayamaz, değerlendiremez. Hele hele bunu sıcağı sıcağına bir basın açıklaması yoluyla hiç yapamaz. Kaldı ki HSYK Başkanı sıfatıyla Adalet Bakanının yukarıda belirtilen kanun hükümleri karşısında böyle bir görevi olmadığından bu içerikte açıklamayı asla yapamaz.

3. Anayasa, madde 159’a göre Kurul, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev yapar. 6087 sayılı HSYK Kanununun 3/7. Maddesi de Anayasanın bu hükmünü tekrarlayarak ilaveten Kurulun, adalet, tarafsızlık, doğruluk ve dürüstlük, tutarlılık, eşitlik ilkeleri çerçevesinde görev yapacağını emreder. Yine 6087 sayılı HSYK Kanununun 4. Maddesinde Kurulun görevleri atama, disiplin, terfi gibi hâkim ve savcılara ilişkin idari konularla sınırlandırılmıştır. Yargısal konularda genelge düzenleme yetkisi dahi bulunmamaktadır. Hal böyle iken bir yandan konuya ilişkin müfettiş görevlendirildiğini belirten Adalet Bakanı aynı basın açıklaması içeriğinde hükmünü de vermiş gözükmektedir. Basın açıklamasında açık bir şekilde 10. Sulh Ceza Hâkimliğinin kararına itibar etmekte, 'gerçeğine dikkat çekilmiştir', ifadesini kullanmakta; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının basın açıklamasını mutlak bir şekilde doğru kabul ederek '… İstanbul 29 ve 32. Asliye Ceza Mahkemelerinin soruşturma dosyalarını temin etmeden, şüpheliler hakkındaki isnat ve delilleri incelemeden, talep dilekçeleri üzerine işlem tesis ettikleri anlaşılmaktadır.' Şeklinde kesin bir yargı cümlesi kurmaktadır. Devamla, 'bu mahkemelerin görevsiz ve yetkisiz mahkemeler olduğunu' söylemekte ve 'bir hukuk kaosu yaratma girişimi' olarak nitelemektedir. Son olarak 'bu girişimin başarısızlıkla sonuçlanacağını' belirterek klasik siyasi söylemlerle paralel yapı, bir grubun zimmeti gibi hukuksal hiçbir yanı olmayan cümle ve ifadelerle açıklamasını bitirmektedir. Bu açıklama, yargı bağımsızlığına ve tarafsızlığına Adalet Bakanı tarafından vurulmuş açık bir darbedir. Kamuoyuna karşı bir algıdır ve yalan beyandır. Neden mi? Bir kere İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesi, İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddi hakim taleplerini incelemek üzere görevlendirilmiştir. Bu mahkeme, kamuoyuna yansıyan ve internet sitelerinde de bulunan kararında tümüyle hukuki gerekçelere dayanmakta, AİHM kararlarına atıf yapmaktadır. 29. Asliye Ceza Mahkemesi avukatların dilekçelerinin yanı sıra soruşturma dosyalarına ilişkin bilgi, belge, sulh ceza hakimliklerinin tutukluluk hallerinin devamına ilişkin kararları vs. sunduklarını, tüm sulh ceza hakimliklerine yapılmış reddi hakim taleplerine ilişkin hakimlerin görüşlerinin istendiğini, sadece 9 ve 10. Sulh ceza hakimliklerinin görüşlerini gönderdiklerini, Cumhuriyet Başsavcılığından soruşturma dosyasının yazı ile istenmesine rağmen gönderilmediğini belirtmekte ve reddi hakim talebi konusunda karar vermenin işin esası ile ilgili olmaması sebebiyle mevcut bilgi ve belgeler ışığında karar verilmesinin yeterli olduğunu gerekçesinde ayrıntılı bir şekilde açıklamaktadır. Birçok AİHM kararına da atıf yapmaktadır. İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi ise gerekçeli kararında dosya, klasör ve cd'lerin incelenmesi neticesinde kararını da yine AİHM kararlarına da atıf yapmak suretiyle gerekçeli bir şekilde verdiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla Kenan İpek’in basın açıklaması tümüyle gerçek dışıdır. Soruşturma dosyaları bilinçli bir şekilde ilgili mahkemelere gönderilmemiş, hatta gönderilmemek ve bu mahkemelerin karar vermemesi için Adalet Bakanlığından da görüş istenmiştir.

4. Gerçekten de İstanbul 29 ve 32. Asliye Ceza Mahkemelerinin kararlarında gerekçe yaptıkları hususlardan bir tanesi de Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 6.2.2015 tarihli yazısıdır. Adalet Bakanlığı bu yazısında görev ve yetkisi olmadığı halde açıkça yargıya müdahale etmektedir. Şüpheli avukatlarının reddi hakim talebi prosedürünü başlatması üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının görüş sorması üzerine Adalet Bakanlığının görüş bildirdiği anlaşılmaktadır. Bu görüş yazısında Bakanlık, açıkça mahkemelere emir ve talimat vermektedir. Reddi hakim talebi incelemesinin soruşturma evresi ile ilgili yapılamayacağını belirtmekte, mahkemece uygulanacak ve Yargıtayca içtihat olarak yorumlanması gereken bir kanun hükmünün nasıl uygulanması gerektiğine dair hakim ve mahkemelerin görev alanına giren konularda yorum yaparak görüş bildirmektedir. Adalet Bakanlığının 2992 sayılı Teşkilat Kanununda açık bir şekilde yargı görevine girmeyen konularda bakanlığın görüş bildireceği belirtilmiştir. Yargı yetkisi konularında bakanlık görüş bildiremez. Bu durum kendi genelgelerinde açıkça düzenlenmiştir. Bu yönde bildirilen görüş yazısı, siyasetin bağımsız mahkemelere yönelik müdahalesinin açık göstergesidir. Ancak İstanbul 29 ve 32. Asliye Ceza Mahkemeleri kararlarında bu görüşe neden itibar etmediklerini de gerekçeleriyle birlikte ortaya koymuşlardır. Dolayısıyla Adalet Bakanı Kenan İpek yasanın açık hükmünü dahi yok saymakta, kendi yayımladıkları görüşlerle mahkemelere emir ve talimat vermektedir. Adalet Bakanlığının sadece savcıların idari konularında denetleme ve görüş bildirme yetkisi vardır (Anayasa madde 144). Hâkimlere yargısal konularda genelge gönderilemez, görüş bildirilemez. Bakanın öncelikle kendi mevzuatını iyi bilmesi ve uygulaması yargı bağımsızlığının bir gereğidir.

5. Her iki mahkemenin görevlendirilmesi ve dosyaya bakması, CMK’nın genel hükümler bölümünde düzenlenen “hâkimin davaya bakamaması ve reddi” başlıklı 5. Bölümünde yer verilen maddelerin uygulanması ile ilgilidir. Mahkemelerin ayrıntılı gerekçeli kararları da Anayasamızın 141. Maddesinde belirtilen mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır ilkesine hem de iç hukuk açısından uygulanması emredici bir norm haline gelen AİHM kararlarına atıf yapılması ve mevcut soruşturma dosyalarında tutukluluğun devamı ile ilgili ihlallere çarpıcı bir şekilde yer vermesi bakımından dikkat çekicidir. Dolayısıyla hem anayasayı hem de evrensel hukuku işleten siyasal içerik taşımayan kararlardır.

6. Teftiş Kurulunun görevi ve müfettişlerin yetkisine ilişkin olarak da şu hususların altının çizilmesi gerekmektedir. Teftiş kurulu ve müfettişler mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev yapar (HSYK Kanunu madde 14/5. fıkrası). Müfettişlerin görevi hâkim ve savcıların görevlerini kanun, tüzük, yönetmelik ve genelgelere uygun olarak yapıp yapmadıklarını denetlemektir. Müfettişler bu denetimlerde yargı yetkisine ve yargısal takdire karışamazlar (HSYK Kanunu madde 17/4. fıkrası). Tartışmaya konu mahkeme kararları hem gerekçeleri hem de içerikleri itibarıyla yargısal konulara ilişkindir. Bir tutukluluğun değerlendirilmesi, itirazın reddi veya kabulü yargısal niteliktedir. Dolayısıyla bu tür kararlar teftiş denetimi dışıdır. Yargısal denetime tabidir.

7. Kenan İpek, Adalet Bakanlığınca kendisinin bizzat uymak zorunda olduğu, 20 Şubat 2015 tarihinde yayımlanan 'Soruşturmanın Gizliliği ve Basın Sözcülüğü' konulu 153 nolu Genelgeye aykırı açıklama yapmıştır (Adalet Bakanlığı internet sitesinden bu genelgeye ulaşılabilir). Genelge, masumiyet karinesinden, ilgili anayasal ve yasal hükümlerden ve AİHM kararlarından bahsetmekte, suçluluğu yasal olarak belirlenmeden şüpheli bir kişi hakkında açıklama yapılmasının masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkının ihlali olacağı belirtilmektedir. Ayrıca soruşturmalarla ilgili kamuoyuna doğru, yararlı ve gerekli bilgilerin bu ilkeler çerçevesinde verilmesi gerektiği açıklanmaktadır. Kenan İpek, bu genelgeden herhalde habersiz ya da umurunda değil. Bir suç şüphelisi için geçerli olan bu ilkeler ve yayımlanan genelgedeki açıklamalar henüz bir suç şüphelisi olmayan, disiplin yönüyle dahi hakkında bir rapor düzenlenmeyen İstanbul 29 ve 32. Asliye Ceza hakimleri için evleviyetle geçerlidir. Bu ilkeler, Kenan İpek tarafından adeta çiğnenmektedir. Basın açıklamasında, peşinen bu hâkimler hedef gösterilmekte, suçlu ilan edilmekte, paralel safsatası ile yaftalanmaktadır. Bir hukuk kaosu yaratma girişimi gibi siyasi söylem kokan, tümüyle Adalet Bakanının öznel yorumlarını içeren, hukukilikten uzak ifadeler, yürütmenin yargıya müdahalesini açıkça göstermektedir.Kamuoyuna saygı ile duyurulur."
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner122

banner215

banner124

banner40

banner126