Necati Can: Yolsuzlukları çıkarmak casusluk değil, devlet görevidir

Eski Gümrük Başmüfettişi Necati Can, ihalelerde yapılan yolsuzluklarda dönen paranın, sigara, akaryakıt ve et kaçakçılığı gibi kalemlerin çok üstünde olduğunu söyledi. 17 /25 Aralık yolsuzluk operasyonlarının “iftira” denilerek...

Necati Can: Yolsuzlukları çıkarmak casusluk değil, devlet görevidir

Eski Gümrük Başmüfettişi Necati Can, ihalelerde yapılan yolsuzluklarda dönen paranın, sigara, akaryakıt ve et kaçakçılığı gibi kalemlerin çok üstünde olduğunu söyledi. 17 /25 Aralık yolsuzluk operasyonlarının “iftira” denilerek...

15 Nisan 2015 Çarşamba 13:25
Necati Can: Yolsuzlukları çıkarmak casusluk değil, devlet görevidir
banner203
Eski Gümrük Başmüfettişi Necati Can, ihalelerde yapılan yolsuzluklarda dönen paranın, sigara, akaryakıt ve et kaçakçılığı gibi kalemlerin çok üstünde olduğunu söyledi. 17 /25 Aralık yolsuzluk operasyonlarının “iftira” denilerek geçiştirilemeyeceğini belirten Can, “Eğer bu paralar bulunmuşsa, birtakım belgeler varsa, bunun iftira olduğunu ispatlaması gerekiyor. İftira da atılabilir ama siz başbakan ve bakansanız iftira olduğunu ispat edersiniz. Yolsuzlukları çıkarmak casusluk olur mu? Burada devlet göreve yapılmıştır.” dedi.

17/25 Aralık operasyonlarının basit bir olay olmadığını ifade eden Can, “İran’ın zor durumundan dolayı ödeme sıkıntıları dolayısıyla, ambargo dolayısıyla bir fırsat ortaya çıkmış. Bunlar diyorlar ki; ‘bu devletle ilgili değil, buradan elde edilen gelir rüşvete girmez’. Ben de diyorum ki; ‘eğer siz burada ne olduğunu ne yapıldığını kamuoyuna açıklamazsanız halktaki şüphe de artar’. Burada İran için kullanılan bakanlar var. Çok büyük bir olay. İş sadece Sarraf olayı değil. 37 milyar dolara yakın bir para girişi var Türkiye’ye. Bu paranın kaynağı ne?”

Kamuoyunda ‘Efsane müfettiş’ olarak bilinen ve 1970’li yıllarda sigara ve silah kaçakçılığına karşı verdiği mücadeleyle tanınan Necati Can, sigara, et ve akaryakıt kaçakçılığında geçmiş yıllara göre artış gözlendiğini söyledi.

17 Aralık operasyonunda devlet kültürüyle bağdaşmayan uygulamalar olduğunu anlatan Necati Can, “Hırsızlık yap ‘ama dinlenmesin’ diyemezsin. Burada devlet görevi yapılmıştır. Bunlar ‘yalan’ diyemiyorlar. Bu işlerin üstünü kapatmaya çalışanların gelecekte yargılanacaklarına inanıyorum.” diye konuştu.
Yürüttüğü soruşturmalarla bir döneme damgasını vuran eski Gümrük Başmüfettişi Necati Can, Cihan Haber Ajansı’na çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.

‘Eski Türkiye’de gümrükler yolgeçen hanı olarak anılırdı. ‘Yeni Türkiye’de de öyle mi?

Yeni bakan geçtiğimiz günlerde Mersin’de 40 bin ton etin kaçak ithal edildiğini açıkladı. Biz de 28 Şubat döneminde kaç bin ton olduğunu açıklamıştık. Fazla bir şey değişmiyor.

Yani ‘pire geçmez, deve geçer sistemi’ aynen devam mı ediyor?

Kayıt dışılık artmış durumda. Yani bu antrepo ambarlar özelleştirildi. Bunların denetimi çok zor. Bu konularda sonradan yapılan denetimlerde ciddi kaçakçılıklar yapıldığı ortaya çıkıyor. Normal gümrükten ithal edemeyeceğiniz bir şeyi, sizin ifadenizle pireyi bile bazen geçiremiyorsunuz.

Siz görevdeyken ölüm tehditleri almış mıydınız?

Gün Sazak öldürüldü. Onun listesinde benim de adım vardı. 4-5 kez teşebbüs etmişler. Pusu kurdukları gün gelmemişim işe. Ölüm Allah’ın emri. Biz ona inanıyoruz.

Günümüzde en çok ne tür kaçakçılık olayları yapılıyor?

Sigara, et ve akaryakıt. Bize gelen bilgiler bu şekilde. Bunların çoğu da gümrüklerin bilgisi dâhilinde değil. Sistem kayıt dışı çalıştığı için eskiden özellikle transit eşya şeklinde yapılıyordu bu. Şu anda yapılan açıklamalara göre eşya normal geliyor. Yurt dışı edilecekmiş gibi gösteriliyor; ancak sahte kayıtlarla kaçakçılık sürdürülüyor.

Kaçak et ve akaryakıt kaçakçılığının boyutları sizce nedir bu sektörde?

Net bir rakam söylemek mümkün değil. Sayın bakan açıklamasında 40 bin ton dediğine göre gerçekten geçmişe göre daha da arttığı sonucu çıkıyor. Çünkü vergiler yüksek. Yüksek olduğu için sektör de yüksek gelir elde etmek için kaçakçılıktan istifade ediyor.

Akaryakıt kaçakçılığı ile yürüttüğünüz soruşturmalarda önünüze çıkan kamuoyunun yakından tanıdığı isimler var mı?

Akaryakıt kaçakçılığı 28 Şubat döneminde de oldu, günümüzde de oldu. Şahıslar aynı. Güneydoğulu. Kazandıkları gelirlerin büyük bir kısmını PKK’ya aktardıkları bilinen şahıslar geçmiş dönemde İslam karşıtı solcu bilinen şahıslarla işbirliği yaparak götürdüler bu işi. Bu hükümet döneminde de abdestli namazlı gibi görünen şahıslar üzerinden götürdüler.

Bu işi yapanlar arasında bakan düzeyinde kimseler var mı?

Var tabi ki.

Kim bunlar? İsim verebilir misiniz?

Ben onları söylersem yanlış olur. Burada söylemek istediğim şu; kaçakçı yolsuzluk organize eden kişiler, her iktidar döneminde o iktidarın ortaklarından kendileri ile bu işi paylaşacak kişileri buluyorlar. Onları kullanıyorlar. Bunların bir kısmı bürokrat bir kısmı siyasetçi oluyor. Eski baş müfettiş olduğum için 28 Şubat döneminde de bu dönemde de bu işi yapanları ortaya çıkardık. Devletin içinde yolsuzluk organizasyonu ile uğraşacak ciddi bir ekip bulunmuyor uzun yıllardan beri. Bunlar ciddi çalışmaya başlarlarsa hemen tasfiye ediliyorlar. Belirli siyasi güçler var bu işin içinde. Bürokratik güçler de var. Bunlar o ciddi kişileri tasfiye ediyorlar. Gerçek yolsuzluk olayları unutuluyor.

Sadettin Tantan’ın bakanlığı döneminde yapılan Bufalo operasyonu, o günlerde büyük yankı uyandırmıştı? Orada gün yüzüne çıkan gerçek neydi? Operasyonda sonuna kadar gidilebildi mi sizce?
O operasyon 28 Şubat döneminde bir ihbar üzerine başlamıştı. Haydarpaşa gümrüğünde 30 konteynır kaçak etin olduğu teftiş kuruluna söyleniyor. İlgilenemiyorlar ‘vaktimiz yok’ diye. Eski müfettiş olduğum için bana getirdiler konuyu. Gümrük müdürünü aradım. Dürüst bir müdürmüş gerçekten. Benim telefonum üzerine el koydu o konteynırlara. Sonra genel müdür üç defa talimat verdi geri göndermek için. Müdür, genel müdürün talimatlarına uymadı. Bizim zorlamamız ve o müdürün cesaretiyle soruşturma başlatıldı. Tantan bakan olunca el koydu olaya. Bu konuya maalesef Sadettin Tantan’ın da gücü yetmedi. Gerçek organizatörler ‘korundu’ demiyorum da üzerine gidilemedi.

Nasıl bir fotoğrafla karşılaştınız peki?

Bu organizasyonlar bir iki memurun veya şahsın organizasyonu değil. Arkada bakan veya genel müdür gibi üst düzey görevlilerin desteği ile oluyor. Onlar desteklemeden organize etmek tehlikeli. Burada da o dönemin bakanı vardı, genel müdür vardı, baş müdür vardı; ama onlara rağmen dışarıda istifa etmiş eski bir başmüfettiş engelledi bunların kaçakçılıklarını. Fakat Sadettin bey ne bakanın üzerine gidebildi, ne de genel müdürün. Kendi partisi izin vermedi. Sadece İshak Romano diye bir iş adamı ihale almıştı Türk Silahlı Kuvvetleri’nden. Olay öyle kapandı gitti. Gelen etler de Avrupa’da çöpe atılacak etlermiş. Deli dana şüpheli etleri Avrupa çöpe atacak, onları alıyor; Silahlı Kuvvetler’in ihalesini almış, onları getirip yedirecek, biz engel olduk ona.

Son aylarda yüklü miktarlarda kaçak sigara yakalanıyor. Kaldırımlarda satılıyor. Tıpkı 80’li yıllardaki gibi. Bu neden engellenemiyor?

Bunların dönemle ilgisi yoktur. Yüksek vergi alırsanız, yüksek kar varsa, ve bir ekip de kurulmuşsa bu konular gündeme gelir sürekli. Çok planlı sistemleri var bunların. Yurt dışına ihraç edecekmiş gibi gösteriliyor. İç piyasaya sürüyorlar. Yüksek gelir olduğu sürece devlet ciddi tedbir almazsa bunlar devam eder. Bunların organize olması çok önemlidir. Ufak tefek kaçakçılıklar her ülkede olur ama yüksek yöneticiler tarafından desteklenip organize edilmesi çok tehlikelidir.
Bu tür kayıt dışı ekonominin sistemdeki payı nedir tahmini olarak?

Net bir rakam söyleyemem; ancak bize gelen bilgilere göre kaçak sigara olayının yüzde 40’lara vardığı söyleniyor. Akaryakıt meselesi de gündemde. Özel yağlar getiriliyor, o otobüsleri yakan yağlar...
Peki, kaçakçılık sistemi nasıl işliyor? Tezgâh nasıl kuruluyor?

İlk dönemlerde döviz dar boğazı vardı. Merkez bankasında döviz yoktu. Birçok hammaddeyi sanayici firmalar kaçak getirmek zorundaydı. Çünkü Merkez Bankası’na müracaat ediyorlar, bir yılda sıra gelmiyor. Fabrika bekleyemez. 78-79 yıllarında tahmin etmeyeceğiniz sanayici kuruluşları dahi ham maddelerini kaçak getirmek zorundaydılar. Sistem zorluyordu. Kaynak olmadığı için bu yola başvuruyorlardı. Hükümet de o dönemlerde tedbir almadı. Ben istifa ettiğimde bin 800 tane gemi boşalmıştı kaçak yollardan. Olacak şey değil. Çok büyük firmaların da ham maddeleri var bu işin içinde. Ben işi ortaya çıkarmaya başlayınca bakanı değiştirdiler bizim. Gelen bakanın oğlu ise ben istifa ettikten sonra büyük bir holdingin yönetim kuruluna alındı.

Üst makamlar ya da bürokrasinin bu sistemdeki yeri nedir?

Bu iş menfaat işidir. Bunun hükümetlerle de fazla bağlantısı olmuyor. Mesela bir bakan işin içine giriyor hükümetin dışında. Birincisi para, menfaat olayı. Fırsat kollayan siyasetçi ve bürokratlar vardır. Bunlar ellerine fırsat geçtiği zaman tesadüfen bir göreve geldiklerinde hemen nereden para götüreceklerini bilirler.
Uzun yıllar gümrüklerde müfettişlik, başmüfettişlik yaptınız. Ortaya çıkardığınız kaçakçılık olaylarının ne kadarının üzeri kapatıldı ve ne kadarının üzerine gidildi.

Bu olaylar şöyle gelişir. Siz ortaya çıkarırsınız. Olay mahkemeye intikal eder. Mahkemede avukatlar devreye girerler. Dava uzar. 10 yıllık zaman aşımından sonra mallar iade edilir. Ciddi hiçbir kaçakçılık olayı sonuçlanmaz bizim mahkemelerimizde. Ortada para olduğu için hâkim dürüstse o hâkim hemen değiştirilir. Benim mesela Ziya Müezzinoğlu (eski Maliye bakanı) soruşturmam vardı. 1978 yılında Ben başmüdürlükten ayrıldığımda 80’e yakın TIR bekliyordu Bulgaristan’da. İlk geçen TIR, dönemin maliye bakanı Ziya Müezzinoğlu’nun kardeşinin TIR’ıydı. TIR, saat yüklü. Tahtakale’nin saatleri kaçak geliyor. TIR’ların plakaları listede olduğu için benden sonra gelen başmüdür tedbir alıyor. Nereye gidecek bu TIR’lar? Kuveyt’e gidecek. Transit gösteriliyor. Habur’da sahte çıkışları yapılıyor. Mal, Türkiye’de boşaltılıyor. Bizim o zaman savcı yetkimiz vardı. Gittim İzmit’te el koydum. Ama Tuncay Mataracı bakandı, onlar müdahale ediyorlar. Benim yanıma benden kıdemli bir müfettiş veriliyor, işi geciktirmek için acil bir iş veriliyor. Habur’a gidip ifade alamıyoruz.

Tüm kurumlarda yolsuzluk var mı? Örneğin Diyanet Teşkilatı ya da Milli İstihbarat gibi kurumlarda?
Bütün kurumlara virüs girer. Tepedeki insanlar şurayı burayı ‘nereye ihale edeceğim’ diye düşünürlerse bu virüslerle uğraşamazlar. Başta bakanlar olmak üzere bu işlerle uğraşmazlarsa her kuruma yolsuzluk girer. Son dönemlerde hükümet üyeleri hakkında ciddi iddialar var. Resmi kurumlar dışında bakanlar hakkında, çocukları hakkında, o zamanın Başbakan’ı hakkında, bir takım dinleme ve araştırmalar sonucu operasyon yapılıyor ve birtakım ciddi bulgular ortaya çıkıyor. Önceki yolsuzluk olaylarında yöneticilerin çoğu tecrübelilerdi. Nasıl engelleyeceklerini çok iyi biliyorlardı.

Nasıl yani?

Mesela Müezzinoğlu olayında, Maliye Bakanı kardeşini hiç tutmadı. ‘Bunu ne yapacaksanız yapın’ dedi, Kim tutuyor? Mataracı tutuyor; çünkü o oradan para alıyor. Bu işin kapatılması için uğraşıyorlar. O dönemde belirli dürüst bir kesim vardı. Soruşturulmasını isteyen de var kapatılmasını isteyen de. Şuanda Türkiye’nin geldiği durum ne? ‘Bizim adam yaptıysa biz bunu soruşturtmayız, kapatırız, kapattırırız’. Çok büyük bir değişiklik var. Birincisi o devlet kültürü kalmamış. Bizim zamanımızda her şeye rağmen dürüst milletvekilleri vardı. Meclis soruşturmaları açılıyordu.

'EN BÜYÜK YOLSUZLUKLAR İHALELERDE'

AK Parti hükümeti döneminde kaçakçılık ve yolsuzluk olayları nasıl bir seyir izledi sizce?
Şuanda en büyük yolsuzluk gümrüklerde değil ki, en büyük yolsuzluk ihale yolsuzlukları. O kadar büyük ihaleler yapılıyor ki korkunç rakamlar duyuyoruz biz. Bunların denetimi yok. Şuanda hükümetin tavrı şu; ‘efendim iftira atıldı’, işte ‘casusluk’... Eğer bu paralar bulunmuşsa birtakım belgeler varsa, bunun iftira olduğunu ispatlaması gerekiyor. Ben çok şaşırıyorum, halk o kadar cahilleştirilmiş ki, ‘Bunu organize edenler paraları oraya koymuş’ diyor, camide namaz kıldığımız adamlar, ‘Paraları oraya zaten polis koymuş’ diyor. Paraların faiziyle geri ödendiğinden haberi yok çoğu vatandaşın. ‘Benim adamım yolsuzluk yaptıysa bu suç değildir’ diyor. Şuanda devlet kültürü almış, hukuku adaleti bilen insan sayısı çok az.

İhale yolsuzluğu örneklerini biraz açar mısınız? İhalelerde nasıl yolsuzluklar yapılıyor?

Bu ihale yolsuzlukları daha önceki banka soygunlarından çok daha ağır yolsuzluklar. Tarihi alanlar, telefon konuşmalarında deniyor ya, ‘kupon arazi’ diye, en kıymetli yerler talan ediliyor. Buralar betonlaştırılıyor. O kadar net ki, tarihi alanların peşkeş çekilmesi mümkün değil. Hiçbir iktidar İstanbul gibi dünyanın en güzel şehrini bu kadar satmadı. Tepedeki şahıs, belediye başkanlığı döneminde bu şehir, ‘büyütülemez, satılamaz’ diyor, şuan tam tersini yapıyor. Bu yolsuzlukların böyle basit olmadığını çevrenize baktığınızda görürsünüz. Mesela Galataport nasıl satıldı? Yüzde kaç komisyon alındı? Öyle bilgiler geliyor ki, komisyon alınmayan ihaleler iptal ediliyor. Burada açıkçası kaçakçılık olayı gibi hemen ortaya çıkacak bir şey değil, Galataport’u ihale eden şahıs, Danıştay’daki davayı da takip ediyor, bunun hukuki yönlerini bu kadar sıkı takip ettiğine göre demek ki komisyon geri alınacak endişesiyle yapılıyor bu işler.

Son 12 yılda kamu ihale yasası 164 kez değişti. Bu ne anlama geliyor?

Ülkenin geleceği yönünden değil de birtakım şahısların gelirlerinin artması yönünden değişiklikler yapılıyor. Nereden nasıl vurgun yapılacak? Veriyorsun rüşveti, binalar dayanıksız diye rapor yazılıyor. İsteseniz de istemeseniz de arsanıza el konuluyor. İstanbul’da gerçek deprem bölgesinde fay hattına yakın yerlerde inşaat yok. Rantı yüksek yerlerde inşaat var. Bunun manası şu; şu andaki zihniyet paraya tapıyor. Yeşil alan yok. İşgal ediliyor, talan ediliyor. Benim başmüfettişlik yaptığım tarihi bir bina satılıyor ve otel yapılıyor. Devletin ciddi mal varlıkları satılıyor.

17 -25 Aralık yolsuzluk soruşturmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir uzman olarak, ortaya çıkan fotoğrafı nasıl okudunuz?

Devletin başında olan şahıs bunun iftira olduğunu ispat etmek zorunda. Siz bunu ‘iftira’ deyip kapatırsanız, mesela ben hiç iftira olduğuna inanamadım. İftira da atılabilir ama siz başbakan ve bakansanız iftira olduğunu ispat edersiniz. Yolsuzlukları çıkarmak casusluk olur mu? Siz telefonda arsa satarsanız, ‘kupon arsa’ derseniz, ben de derim ki, siz bu görevlere gelecek insan değilmişsiniz. Emlakçı olacakmışsınız, yanlış görev seçmişsiniz.

ŞİMDİYE KADAR BÖYLE BİR YOLSUZLUK DUYMADIK

17-25 Aralık soruşturmaları için ‘Cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluk operasyonu’ dendi. Katılıyor musunuz?

Şuandaki belgeler bilgilere göre bu şekilde tabi. Öyle bir zihniyet oluşmuş ki farklı kanallardan büyük paralar kazanmayı meşrulaştırmışlar. Milyon dolarlar çıkıyor, daha başka iddialar da vardı. Şimdiye kadar biz böyle bir yolsuzluk duymadık. Vardı daha önceki dönemlerde ama böyle paralar ortaya çıkmamıştı. Banka genel müdürünün evinden bu kadar çıktığına göre demek ki para koyacak yer yok. Yolsuzluklardan elde edilen paraları koyacak yer yok. Öyle anlaşılıyor. İktidarın bu konuyu aydınlatması lazım. Karşı tarafa saldırarak bu konuyu kapattılar. Önceki soruşturmalarda birtakım hatalar yapılmış mıdır? Bunlar tartışılır. Son yirmi yılda Emniyet’te kapasite ve kalite olarak önemli bir yükselme vardı, kalite yükselmesi. Polislerin davranışları, takiplerinde keyfilik azaldı. Biz bunları kendi aramızda konuşuyoruz. Şimdi burada da dinlemeler yapılmış. ‘Efendim dinleyemezsin’…Nasıl dinleyemem?... Sen hırsızlık yap, ben bunu dinlemeyeyim öyle mi? Burada devlet görevi yapılmıştır. Çok ciddi bir devlet görevi yapılmıştır. Devlet görevi değilse, bakın bunlar ‘yalan’ diyemiyorlar. Konuşmalara yalan diyemiyorlar. Türkiye’de siyaset yargı bürokrasi o kadar çökmüş ki adam istediğini yapıyor. Diyor ki, ‘Bana millet yetki verdi, kanun değiştiririm, hırsızlık da yaparım, her şeyi satarım, bunlar umurumda değil’ diyor. Şu anda teftiş kurulları çöktü. Üstelik bu olayları yapanlar dinimizi kullanıyorlar, inancımıza zarar veriyorlar. İstanbul’daki kulelere bakın, nasıl satılıyor bu ülke göreceksiniz.
17 Aralık Savcısı Celal Kara’nın anlatımlarına göre, 2010 sonunda Rıza Sarraf’ın Rusya gümrüğünde parası yakalanıyor. Yapılan inceleme sonucu “Burada şüpheli bir para hareketi var” denilmiş. Ancak iki yıl bir işlem yapılmadığı görülüyor. 2012 Temmuz’unda ise “Rıza Sarraf, Kapalıçarşı’da döviz şirketleri üzerinden kayıtsız para transferi ve altın ihracatı yapıyor” diye bir ihbar geliyor. Bu ihbar üzerine polis araştırma başlatıyor. Bu yöntem 80’li yıllardaki altın kaçakçılığını hatırlatıyor. Burada çark nasıl işliyor sizin tespitlerinize göre?

Özel kanunlar çıktı. Yurt dışından para ithalatı ile ilgili kaynağı araştırılmadan 34 milyar dolar civarında para getirildi. Paranın kaynağı belli değil. Nerede kullanacağınızı da sormuyorlar. Bunun manası şu: Acaba hangi terör örgütünde kullanılacak bu para? Muhalefet bunlarla ilgilenmedi. Çoğunluğu iktidar elinde bulundurduğu için ‘ben istediğimi yaparım’ diyor. Bu ülkenin hukuki yönden bitişi demektir. Sarraf konusu nedir? İran’ın zor durumundan dolayı ödeme sıkıntıları dolayısıyla, ambargo dolayısıyla bir fırsat ortaya çıkmış. Bunlar diyorlar ki; ‘bu devletle ilgili değil, buradan elde edilen gelir rüşvete girmez’. Ben de diyorum ki; ‘eğer siz burada ne olduğunu ne yapıldığını kamuoyuna açıklamazsanız halktaki şüphe de artar’. İş sadece Sarraf olayı değil. 37 milyar dolara yakın bir para girişi var Türkiye’ye. Bu paranın kaynağı ne? Nereden gelmiş? Nasıl girmiş? Bu paranın bir kısmının PKK’ya ait olduğu söyleniyor. Hükümetin bu konuda muhalefete bilgi vermesi gerekiyor. Burada İran için kullanılan bakanlar var. Ben bunu kabul etmiyorum. Basit bir olay değil, çok büyük bir olay.
Bu noktada şöyle bir savunma geliyor: Biz piyasaya sıcak para akıttık, kötü mü yaptık? İnsanlar işsiz kalmadı.

Nasıl işsiz kalmadı? Geçen bir açıklama yapıldı. Bir bakıyorsunuz Maslak’ta bin 200 daire satılmış Katar’a. Siz normal çalışan bir vatandaş olarak İstanbul’dan ev alamıyorsunuz. Katar deniyor; ama Türkiye’deki Katarlı mı. Birtakım hesaplar var.

Bu fırsatçılık yolsuzluk olarak nitelendirilebilir mi?

Bu yolsuzluğun da ötesinde hainliktir. 28 Şubat döneminde muazzam yolsuzluklar yapıldı. Onlar para soydu. Burada ülke satılıyor, şehirler tahrip ediliyor. Bu şehir bu kadar nüfusu kaldırabilir mi? Plan şu; İstanbul’da nüfus artırılıp çatışmalar çıkarılacak.

Celal Kara’nın anlatımlarına göre, Muammer Güler’i Rıza Sarraf ile İstanbul’da “30 yıllık dostum” dediği Berber Yaşar tanıştırıyor. Kamuoyunda “Berber Yaşar” olarak bilinen Yaşar Aktürk ismi aktif görevde olduğunuz dönemde karşınıza çıkmış mıydı?

Silah kaçakçılığı soruşturmalarını yürüttüğüm yıllarda aracılık yapan insanlar bunlar.
Celal Kara, operasyon öncesinde, Rıza Sarraf’ın hangi yöntemi kullanarak altınları yurt dışına çıkardığını tespit etmek için uzun süre konuyu araştırıp, tartıştıklarını belirtiyor. Ve şöyle diyor: “TÜPRAŞ ve BOTAŞ İran’a borçlu. Amaç, ambargoyu delerek, İran’ın bizden alacaklı olduğu parayı transfer etmek... Normalde bu transfer banka üzerinden yapılsa hem ihracatçı, hem ülke hem de banka kazanacakken sahte işlemlerle, altın gibi vergisi olmayan değerler ihraç ederek ülkeye vergi kaybettiriyorlar. Bankanın kasasına girmesi gereken para, ‘komisyon’ adı altında şahısların cebine rüşvet olarak gidiyor.” Bunu nasıl yorumluyorsunuz?
İran zor durumda bırakılıyor Amerika dolayısıyla. Bu zor durumdan istifade eden birtakım insanlar var. Bundan istifade eden bakanlar çıktı. Sistem olarak bizim devlet kültürüne uygun olmayan bir uygulama var burada. Saat olayı ortaya çıktı. İnsan duyunca şaşırıyor. Türkiye’de son 10 yılda bu hükümet döneminde gerçekten bir boşluk oluşturuldu. Niye? Devlet politikası yok. Devlet kültürü ve yeteneği olmayan insanlar yönetimin başında. Bunlar bu ülkeyi nasıl yöneteceklerini bilmiyorlar. Açıklamaları tamamen halkı kandırmak üzerine. Sarraf konusu da dâhil olmak üzere fırsatlardan istifade etmek konusunda çok başarılılar. Ancak bu işlerin üstünü kapatmaya çalışanların gelecekte yargılanacaklarına inanıyorum.

MİT TIR’LARI OLAYINDA SAVCI DOĞRU OLANI YAPTI

70’li, 80’li yıllarla bugünleri karşılaştırdığınızda kaçakçılık ve yolsuzlukların şekil, yöntem ve miktarları konusunda nasıl bir karşılaştırma yapıyorsunuz?

Kıyaslayamayız. Çünkü o zamanki yolsuzluklar şartların zorlanmasından kaynaklanıyor. Bugünkü yolsuzluklar yıllar önce hesaplanmış. Adam gezerken boş zamanlarında İstanbul’da nereyi satacağını nereyi pazarlayacağını hep hesaplamış. Tayyip Erdoğan’ın belediye başkanıyken açıklaması var; ‘İstanbul’un nüfusu 3 buçuk milyonu geçerse bu şehirde yaşanmaz’. Şimdi çılgın projeler... Bu iktidar rant yolsuzluğunu planlamış. Sigara kaçakçılığı, akaryakıt kaçakçılığı bunların yanında hiçbir şey değil. Erdoğan Bayraktar’ın açıklamalarını biliyorsunuz, ‘beraber yapmadık mı?’ diyor. Ben hiçbir dönemde bu kadar sorumsuz bir yönetim görmedim.

Adana’da MİT TIR’larını durduran kolluk kuvvetleri, hükümet kanadından ‘casusluk’ suçlamasıyla karşı karşıya kaldı.

Devlet diye bir şey yok şu anda. Ne mevzuat var, ne de sorumluluk var. Diyor ki bir zihniyet; ‘ben yetkiyi aldım, istediğimi yaparım’. Bir kere şuandaki hükümetin Suriye politikasını kimse bilmiyor. Ben dört sene diplomasi okudum. Hiçbir devlet başkanı Suriye’de kimi tuttuğunu açıklamaz. Devlet kültürü olan bir şahıs der ki, ‘Ben Suriye’de kardeş kavgasına karşıyım’, bir bakıyorsunuz söylemler İsrail’in aleyhinde, icraatlar İsrail lehine çıkıyor. Bir bakıyorsunuz silahlar gidiyor. Kime gidiyor bu silahlar? Bilmiyoruz. ‘Türkmenler’ deniyor, onlar da kendilerine bir şey gelmediğini söylüyor. Orada savcının yaptığı doğru. Böyle bir ihbar gelirse, savcının olaya el koyma yetkisi vardır.
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner122

banner215

banner124

banner40

banner126