Seçim bildirgelerini irdeleyen GÜSAM: 1 Kasım, 'çözüm süreci'nin referandumu olacak

Güvenlik Stratejileri Araştırma Merkezi (GÜSAM) güvenlik uzmanları, siyasal partilerin 7 Haziran seçimleri sonrasında yaşanan terör olaylarının da etkisiyle, ulusal güvenlik sorunlarının başında gelen çözüm süreciyle ilgili seçim bildirgelerinde...

Seçim bildirgelerini irdeleyen GÜSAM: 1 Kasım, 'çözüm süreci'nin referandumu olacak

Güvenlik Stratejileri Araştırma Merkezi (GÜSAM) güvenlik uzmanları, siyasal partilerin 7 Haziran seçimleri sonrasında yaşanan terör olaylarının da etkisiyle, ulusal güvenlik sorunlarının başında gelen çözüm süreciyle ilgili seçim bildirgelerinde...

18 Ekim 2015 Pazar 10:54
Seçim bildirgelerini irdeleyen GÜSAM: 1 Kasım, 'çözüm süreci'nin referandumu olacak
banner203
Güvenlik Stratejileri Araştırma Merkezi (GÜSAM) güvenlik uzmanları, siyasal partilerin 7 Haziran seçimleri sonrasında yaşanan terör olaylarının da etkisiyle, ulusal güvenlik sorunlarının başında gelen çözüm süreciyle ilgili seçim bildirgelerinde yer alan iç güvenlik stratejilerini analiz etti.

Yapılan analizde, 1 Kasım seçimlerinin, 7 Haziran seçimlerinden en önemli ayrılığının, 7 Haziran sonrasında çözüm süreci diye adlandırılan çatışmasızlık döneminin sona ermesi ya da erdirilmiş olması olduğuna dikkat çekilerek, "Bu sebeple 1 Kasım seçimleri, diğer faktörler de gözden kaçırılmamakla birlikte AKP, HDP ve Öcalan’ın birlikte yürüttüğü ‘Çözüm Süreci’ politikaları için bir referandum niteliği taşımaktadır. Vatandaşlarımız bu seçimlerde çözüm süreci hakkında ve devamı konusunda tercihlerini ortaya koyacaklardır. Yeni oluşacak parlamentonun aritmetiği, büyük ölçüde bu tercihlerin yansımasıyla teşekkül edecektir." denildi.

Analizde partilerin çözüm süreci yaklaşımları şu şekilde değerlendirildi:

"Genel olarak bakıldığında çözüm sürecine MHP’nin net ve açık bir karşı tavrı görülüyor. AKP ile CHP’nin ise sorunu benzer bir şekilde özgürlük, demokrasi ve hukuk sorunu olarak gördükleri, HDP ise daha ileri bir yaklaşımla sorunu, netice olarak bir yönetim modeli sorunu olduğunu değerlendirmekte. MHP, çözüm ve müzakere sürecini, üniter milli devlet yapısını, Cumhuriyetin temel niteliklerini tahrip eden, Türkiye’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü tehdit eden bir süreç olduğunu, açılım ve çözüm söylemleri altında terörist oluşumların güçlendiğini, bölücülüğün teşvik edildiğini ve devletin acziyet içerisine sokulduğunu değerlendirmektedir.

HDP çözüm sürecini, 21. yüzyıl Türkiyesi’nin ihtiyacının merkezin yetkilerini yerel yönetimlere devretmesi olduğundan hareketle, hedeflenenin özerk ve demokratik yönetim modeli olduğunu açıklamaktadır. HDP ile çözüm sürecini birlikte yürüten AKP’nin seçim bildirgesinde, vatandaşların devletimize aidiyetlerini zedeleyen, milletimizin farklılıklarını zenginlik yerine tehdit olarak gören anlayışların ülkemize yakışmadığı siyasi anlayışı ile çözüm süreci stratejilerini belirlediklerini ve iktidarları süresinde bu anlayış çerçevesinde birçok adım attıklarını ifade etmektedir. CHP ise Kürt Sorunu olarak tarif ettiği problemin kaynağını demokrasi sorunu olarak görmektedir. Sorunu çözümünün daha fazla özgürlük, demokrasi ve hukuk devleti anlayışının geliştirilmesi ile mümkün olacağını vurgulanıyor.

ÇÖZÜM SÜRECİ NEDEN SONA ERDİ?

Çözüm sürecinin başarısızlığı konusunda, süreci birlikte yürüten AKP ve HDP birbirlerini suçlarken, CHP ise sürecin başarısızlığının ana sorumlusu olarak, kapalı kapılar arkasında süreci yöneten AKP’ni görmektedir. AKP, 1 Kasım Seçim bildirgesinde, terör örgütünün 2013 yılında vermiş olduğu tam anlamıyla eylemsizlik sözünü tutmadığını, örgütün Türkiye’yi terk etmediği gibi, silah bırakma taahhüdünü de yerine getirmediğini, çözüm sürecini varlığına tehdit olarak gören örgütün yeniden terör olaylarına başlamasının süreci kesintiye uğrattığını ifade etmektedir.

HDP ise bildirgesinde 28 Şubat 2015’te ‘Dolmabahçe Mutabakatı’ ile çözüm sürecinde müzakere yoluyla hedefledikleri sonuca ramak kaldığını, ancak 7 Haziran’da istediği 400 milletvekilini alamayan Erdoğan’ın sürece son verdiğini iddia etmektedir. CHP ise Kürt Sorununun kapalı kapılar ardında, TBMM’den kaçırılarak, demokratik meşruiyet olmadan çözmeye çalışan AKP’ni oluşan tablonun tek sorumlusu olarak görmektedir. CHP’ye göre AKP 7 Haziran sonrası politikalarıyla elinde silahı olanı güçlendirdi, Meclis’te siyaset yapanı yıprattı. Başkanlık Sistemini geçirmek gibi gizli hesaplarla hareket etti. Çözüm için güçlü bir altyapı oluşturmaktan kaçtı. AKP Kürt sorununu çözmek yerine derinleştirdi. AKP’nin gizli hesapları tutmayınca terör çok daha şiddetli bir şekilde yeniden başladı.

PROBLEMİ NASIL ÇÖZECEKLER?

MHP Seçim Bildirgesinde iktidara gelmeleri halinde, terörle müzakereye derhal son verilerek, etkin bir mücadele yöntemi belirlenerek, yürütülecek kararlı bir mücadele ile bölücü terörün, uluslararası uzantıları dahil olmak üzere en kısa sürede kesin olarak bitirilmesinin şart olduğunu ifade etmektedir. Ayrıca açılım ve çözüm söylemleri altında, terörün artmasına neden olarak devleti acz içerisine sokan siyasi ve kamu görevlileri hakkında hukuki işlem başlatacaklarını ifade etmektedir.

HDP silahların iki taraflı susturulmasını, akan kanın durdurulması ve müzakere masasına yeniden dönülmesini önermektedir. AKP ise çözüm süreci perspektiflerini koruyacaklarını, ancak artık süreçte muhataplarının HDP ve PKK Örgütü değil, milletin kendisi olacağını ifade etmektedir. Bu süreçte reform, yatırım ve hizmetlerin devam edeceğini, fakat güvenlik riski oluşturan örgütle artık müzakere değil, mücadele etmenin öncelikli hale geldiğini belirtmektedir. ‘Kamu düzeni sağlanıncaya kadar terörle mücadele, hukuk ve kardeşlik tam anlamıyla tesis edilinceye kadar da çözüm süreci anlayışımızı korumaya devam edeceğiz.’ cümlesi ile AKP’nin yeni yol haritası açıklanmaktadır. AKP’nin seçim bildirgesindeki bu açıklama ile MHP’nin çözüm süreciyle ilgili hiç değişmeyen ‘Terör Örgütü bitirilmeden barışın tam olarak sağlanmasının mümkün olmadığı’ şeklinde özetlenebilecek politikasına evirildiğini söyleyebiliriz.

2013 yılından beri yürütülen sürecin başarısızlığı da bu cümle ile itiraf edilmekte, 2013 öncesinde ‘Terörle mücadele, Siyasetle Müzakere’ anlayışından daha da geriye düşüldüğü, ‘Önce terörle mücadele, sonra toplumla müzakere’ anlayışına dönüldüğü görülmektedir. Aslında yine bu açıklama ile çözüm sürecinin, Kürt sorununu çözmek yerine daha da derinleştirdiği ve terörün çok daha şiddetli bir şekilde geri dönmesine sebebiyet verdiği açıklanmaktadır.

CHP ve HDP ise seçim bildirgelerinde, daha çok terörle mücadele adı altında hak ihlalleri yapan kamu görevlileri hakkında hukuki takip yapacakları hususunun altını çizmektedirler. Seçim bildirgelerinde sürece yönelik oldukça kapsamlı değerlendirmeler yapan CHP Kürt sorununun çözümünde siyaset dünyası ve toplumun daha geniş katılımını sağlamak amacıyla, üç yeni kurum oluşturularak süreç yönteminin geliştirilmesini önermektedir. Bunlar Toplumsal Mutabakat Komisyonu, Ortak Akıl Heyeti ve Gerçekleri Araştırma Komisyonudur.

CHP’nin bu teklifi, Oslo ve İmralı görüşmelerinde dile getirilen ve AKP’nin çözüm süreci içerisinde HDP ve PKK terör örgütü ile yürüttüğü müzakere sürecinin aşamalarının, CHP tarafından da kabulü anlamına gelmektedir. CHP bu önerisi ile, AKP’nin çözüm sürecinde yürüttüğü süreçte yol haritasını doğru bulduğunu, ancak bu konularda daha geniş katılım ve TBMM’nin devreye sokularak, geniş kapsamlı bir mutabakat oluşturulmasını gerekli gördüğü anlaşılmaktadır."
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner122

banner215

banner124

banner154

banner126