TGC: Doğruları öğrenme kanallarını açık tutma yolunda mücadelemiz sürecek

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Alman gazetecilerin de katılımıyla 11. Alman-Türk Yerel Gazetecilik Semineri’ni İstanbul’da tamamladı. Kapanış oturumunda konuşan cemiyet başkanı Turgay Olcayto, adaletin olmadığı, hukukun yerleşmediği ve...

TGC: Doğruları öğrenme kanallarını açık tutma yolunda mücadelemiz sürecek

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Alman gazetecilerin de katılımıyla 11. Alman-Türk Yerel Gazetecilik Semineri’ni İstanbul’da tamamladı. Kapanış oturumunda konuşan cemiyet başkanı Turgay Olcayto, adaletin olmadığı, hukukun yerleşmediği ve...

27 Ekim 2015 Salı 17:34
TGC: Doğruları öğrenme kanallarını açık tutma yolunda mücadelemiz sürecek
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Alman gazetecilerin de katılımıyla 11. Alman-Türk Yerel Gazetecilik Semineri’ni İstanbul’da tamamladı. Kapanış oturumunda konuşan cemiyet başkanı Turgay Olcayto, adaletin olmadığı, hukukun yerleşmediği ve hukukun ortadan kalktığı günlerde basın özgürlüğünden söz etmenin imkansız olduğunu belirterek, “1 Kasım seçimleri ne getirir bilemiyoruz. Ama ne getirirse getirsin Türkiye’de halkın haber alma kanallarını, doğruları öğrenme kanalarını açık tutma yolunda mücadelemizi sürdüreceğiz.” dedi.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) Konrad Adenauer Stiftung (KAS) Türkiye Temsilciliği ile birlikte düzenlediği “Gazetecilikte Özeleştiri ve Yerel Gazetelerin karşılaştığı Zorluklar” başlıklı 11. Alman –Türk yerel gazetecilik semineri tamamlandı. Cağaloğlu’ndaki TGC Burhan Felek Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen seminer kapsamında 5 panel düzenlendi. 2 gün süren seminere; Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Turgay Olcayto, Genel Sekreter Sibel Güneş, Genel Sekreter Yardımcısı Niyazi Dalyancı, Konrad Adenauer Stiftung (KAS) Türkiye Temsilcisi Dr. Colin Dürkop, Konrad Adenauer Stiftung Gazetecileri Destekleme Birimi Başkanı Dr. Marcus Nicolini’nin de aralarında bulunduğu çok sayıda gazeteci katıldı.

Seminerin kapanış ve konferans değerlendirmesini Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı (TGC) Turgay Olcayto, Konrad Adenauer Stiftung Derneği Türkiye Temsilcisi (KAS) Dr. Colin Dürkop, Konrad Adenauer Stiftung Gazetecileri Destekleme Birimi Başkanı Dr. Marcus Nicolini yaptı.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı (TGC) Turgay Olcayto, kapanış değerlendirmesinde bazın özgürlüğü vurgusu yaparak şu ifadeleri kullandı: “Gazetecilerin halkın haber alma ve gerçekleri öğrenme hakkı için çalışırken yaşadıkları sorunlar ele alındı. Basın ve düşünceyi ifade özgürlüğü önündeki engellerin kaldırılması için neler yapılması gerektiği konuşuldu. Adaletin olmadığı, hukukun yerleşmediği, hukukun ortadan kalktığı günlerde basın özgürlüğünden söz etmenin imkânı yok. 1 Kasım seçimleri ne getirir bilemiyoruz. Ama ne getirirse getirsin Türkiye’de halkın haber alma kanallarını, doğruları öğrenme kanalarını açık tutma yolunda mücadelemizi sürdüreceğiz.”

DR. COLIN DURKOP: UMUDUMUZU HİÇBİR ZAMAN KAYBETMEMELİYİZ

Konrad Adenauer Stiftung Derneği Türkiye Temsilcisi (KAS) Dr. Colin Dürkop, katılımcılara, desteklerinden ötürü teşekkür ederek Türkiye’deki basın kuruluşlarının durumuna ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı: “Her zaman umutlu olmalıyız. Geleceğe umutla bakmalıyız. Türkiye önümüzdeki günlerde seçime gidecek. Bundan sonra yapacağımız seminerlerimizin daha iyi atmosferlerde olacağını düşünüyorum.”

DR. MARCUS NICOLINI: GAZETECİLER YENİLİKLERE AÇIK OLMALI

Konrad Adenauer Stiftung Gazetecileri Destekleme Birimi Başkanı Dr. Marcus Nicolini de konuşmasında, “Dünyanın her yerinde gazetecilik okulları bulunuyor. Genelde tam zamanlı eğitimler veriliyor. Bunlar gençleri eğitmek konusunda kararlı olan kurumlar. Sarı basın kartı almak için sınavdan geçmeniz gerekmiyor. Gazeteciliğin prestiji Almanya’da çok yüksek değildir. Ama yazı işlerinde görev alabilmek için eğitim gerekiyor. Gazetecilerin kendilerini çok iyi yetiştirmeleri gerekiyor. Meslekleri gereği eksiklerini tamamlamaları, öğrenmeye, yeniliklere açık olmaları gerekiyor.” dedi.

Seminer, Almanya’daki Türk İmgesi ve Türkiye’deki Alman İmgesi” başlıklı 3. panelle devam etti. Bu oturumda Bonn-Rhein-Sieg Yüksekokulu Eski Öğretim Görevlisi Prof. Giso Deussen “Medyadaki Tahminler ve Önyargılar” başlıklı konuşma yaptı. Oturumda Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi Müdürü (HÜGO) Prof. Dr. Murat Erdoğan, Serbest Gazeteci Ayşegül Acevit, Serbest Gazeteci /JONA Bursiyeri Mathias Bırsens bilgilerini paylaştı.

Eski Öğretim Görevlisi Prof. Giso Deussen, “Medyadaki Tahminler ve Önyargılar” başlıklı konuşmasında şu değerlendirmeyi yaptı: “Almanlar Türkiye’yi bir seyahat ülkesi olarak seviyorlar. AB’ye girmesi konusunda değişik görüşler var. Almanların Türkiye imgesiyle ilgili araştırma Alman medyasında da yansıtılmaktadır. Yerel gazeteciler, Almanya’daki Türkiye imgesinin daha olumlu olması konusunda katkı yapabilirler. Yapılan bir çalışmada büyük gazeteler taranıp, Türkiye ile ilgili makaleler incelenmiştir. Türkiye’nin genel durumu, insan hakları, terörle ilgili haberler var. Almanya’da 2 milyon Türk yaşıyor. Ama bu konuyla ilgili haber çok az. Habercilikte iş resmi görüşe teslim edilmiştir. Türkiye basın özgürlüğü sıralamasında 149. sırada. AB komisyonu basın özgürlüğünün Türkiye’de endişe verici olduğunu belirtmiştir."

Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi Müdürü (HÜGO) Prof. Dr. Murat Erdoğan, yaptığı konuşmada Türkiye Kamuoyunda Almanya Algısı Araştırması hakkında bilgi verdi: Erdoğan, “Araştırmada, Avrupa’daki yerleşik Türk yerel medyasının özellikleri, sorunları ve beklentilerini bilimsel bir gözlem ve inceleme ile tespit etmeyi, analizini ve buradan hareketle de bazı önerileri ortaya koymayı amaçladık. Türk yerel medyasını temsil edecek bir biçimde 100 civarındaki Türk medya kurumu temsilcileri ile internet bazlı bir anket gerçekleştirdik. Araştırmada şu veriler dikkat çekiyor. Avrupa’da yaşayan Türkler ve Türk medyası bakımından en önde gelen ilgi konusu Türkiye’deki siyasi gelişmeler olmaktadır. Yüzde 88’den fazla bir oranla Türkiye’deki siyasi gelişmelerin takip edildiği ve doğal olarak buna yer verildiği anlaşılmaktadır. Türkiye’nin dünyaya açılan kapısı Almanya olmuştur. O yüzden orada olanları da yakından takip ediyoruz.”

Almanya’da serbest gazeteci olarak çalışan Ayşegül Acevit, de şunları dile getirdi: “Türklerin Almanya’ya göçlerinin üzerinden 50 yıl geçti. İnsanlar kendilerini geliştirdiler ama bunlar basında yer almadılar. Hala misafir işçi oldukları dönemden bahsediliyor. Daha sonraki aşamalarda kendilerini geliştirmelerinden hiç bahsedilmiyor. Almanya’da İranlı doktor kavramı vardır. Çok fazla Türk hekim de var. Rakamlara bakarak da bunu görebiliriz ama Türk doktor kavramı yok. Gazetelerde sık sık ‘Türk eşini öldürdü, namus cinayeti işlendi’ şeklinde işleniyor. Olayın başlığında Türkler diyor. Başarı hikayesi olduğu zaman ise Türk kelimesi geçmiyor. Türklerle ilgili olumlu haberler de yapmak gerekiyor. Türklerle Almanların buluştuğu noktaları daha görünür hale getirmek ve köprü kurmak gerekiyor.”

Almanya’da serbest gazeteci olarak çalışan Mathias Birsens ise deneyimlerini şöyle paylaştı:
“İstanbul’da Mayıs-Haziran aylarında staj yapmaya geldim. Bunu bana özellikle Türkiye ile ilgilenen kişiler önerdiler. Kendi bölgemdeki Türkiye imajı, negatifti. Olumsuz bir şey olduğunda bunu Türkler yapmıştır deniyor. İyi bir şey olunca da Almanlar yapmıştır deniliyor.”

CHRISTIAN JAKUBETZ: GAZETECİLİĞİN GELECEĞİ TEKNOLOJİYLE GELİŞİYOR

Christian Jakubetz, yaptığı genel sunumda şunları dile getirdi: ““Gazeteciler aslında meslek görüntülerini denetlemeleri gerekiyor. Kendilerine yepyeni görevler düşecek. Bugün artık gazeteci kendi hikayesini anlatmayacak. Multi medya kendi hikayelerini tek başına anlatıyor olacak. Multi medya şeklinde düşünen gazeteciler devreye girecek. Bir adım ötesi demek. Hiçbir zaman öğrenmemiz gerekir demeyeceğimiz şeyleri öğrenmek zorunda kalacağız. Yazım ve donanım konularına da bakmamız lazım. Almanya’da 14 -19 yaşında akıllı telefon kullananların oranı yüzde 80. Akıllı telefon kullanan gençlere daha fazla ulaşmamız gerekecek. Gazetecilik kendi durumunu da değiştiriyor. Teknolojiyle birlikte gelişen bir gazetecilik devrede. Dijitalleşme aynı zamanda bireyselleşmenin de bir yolu Stüdyoyu cebimde taşıyorum. Gelecekteki kullanıcılarımız bu medya üzerinden bilgiyi alacaklar. Gerçek zamanlı olarak yayınları da yapılacak.”

MEHMET SAĞNAK: İLETİŞİM FAKÜLTESİ MEZUNLARI SEKTÖRDE TERCİH EDİLMİYOR

Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya Bölüm Başkanı Doç. Dr. Mehmet Sağnak “Üniversitelerde Gazetecilik Eğitimi” başlıklı konuşmasında Türkiye’deki iletişim fakülteleri sayısının fazlalığına buna rağmen istihdam oranının azlığına dikkat çekti. Sağnak, şunları söyledi: “Gazeteci olmak için iletişim fakültesinden mezun olmak gerekiyor mu? İletişim fakültelerinin eğitimi pratik mi olmalı, teorik mi? Bu sorular sıklıkla soruluyor. Birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de gazeteci olmak için iletişim fakültesinden mezun olmanız gerekmiyor. Peki iletişim fakültelerinde gazetecilik öğrenilebilir mi? Evet. İletişim fakültelerinden talebin çok üzerinde kişi mezun oluyor. İstanbul İletişim Fakültesi eski dekanı, mezunlarının ancak yüzde 7’sinin iş bulabildiğini söylemişti. Sektörde iletişim fakültesi mezunlarından daha çok başka bölümlerden ve Boğaziçi gibi üniversitelerin mezunları tercih ediliyor. Bir diğer sorun ise sektör iletişim fakülteleriyle işbirliği yapmıyor. Gazetecilik, iletişim fakültelerinde okuyanların öğrenebildikleri değil, öğrendikten sonra da mücadele edeceği bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Öğrenciler peki ne yapıyor? Hiçbiri haber takip etmiyor.”

Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Sekreteri Mustafa Kuleli “Türkiye’de Yeni Nesil Gazeteciler” başlıklı sunumunda şu konulara dikkat çekti: “Türkiye’de yeni medya Gezi Süreci’yle birlikte hız kazandı. Gazeteciler olarak yeni medyanın gücünü çok ciddi fark ettik. Gezi sürecinde geleneksel gazeteciler görevlerini yapamadılar. Ama herkesin her şeyden haberi vardı. Herkes yayıncı, herkes haberci idi. Bu noktada hep ‘Gazetecilik öldü mü?’ sorusu soruluyor. Hayır gazetecilik ölmüyor. En fazla haberin olduğu, en fazla haberin yayıldığı, tüketildiği çağı yaşıyoruz. Gazetecinin görevi bunları süzmek. Onu analiz etmek, olaylar arasında ilişki kurmak. Yani haberciliğin biçimi değişti. Gazetecilerin yeni medyayı çok iyi öğrenmesi bu alanda kendisini geliştirmesi gerekiyor. Bizde Türkiye Gazeteciler Sendikası olarak TGS Akademi’yi kurduk. Meslektaşlarımıza bu alanda eğitim veriyoruz.”

GÜNEŞ: YEREL BASINDA İLETİŞİM FAKÜLTESİ MEZUNLARININ ÇALIŞMASINA OLANAK SUNULMALI

TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş, “Türkiye’de Yerel Basının Bugünü ve Geleceği” başlıklı konuşmasında şunları söyledi: “Yerel medyada meslektaşlarımızın, baskı, dağıtım, yeterli personel eksikliği var, mali sorunları var. Yaptıkları haberler nedeniyle yerel otoritenin baskısına maruz kalıyorlar. Yerel otoriteler artık basın toplantısı yapmıyor. Basın bülteni gönderiyor. Kimse gazetecilerin soru soracağı ortamı yaratmak istemiyor. İletişim fakültesi mezunları yaygında da yerelde de yeterince istihdam edilemiyor. Nitelikli haberciler, gazetecilik yapma şansına da sahip değiller. Yılda bin gazeteci işsiz kalıyor. TUİK verilerine göre 7 bin konusunda uzman gazeteci işsiz. Son 7 yıl içinde iktidarın baskısıyla gazetecilik ajans haberciliğine mahkum edilmiş durumda. Eğer seçimde koalisyon kurulamaz ise gazetecilik açısından da bizi pozitif günler beklemiyor.”

CARSTEN DICKS: BASINA DAHİL OLAN TÜM KURUMLAR BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ İLE KORUNMAKTADIR.

Kuzey Ren Vestfalya Gazete Yayıncıları Derneği Hukuk Danışmanı Carsten Dıcks, “Almanya’daki Gazetelerin Yasal Dayanağı” başlıklı konuşmasında şunları söyledi: “Basın özgürlüğü, demokratik bir hukukun temelidir. Devlet, basını koruma yükümlülüğüne sahiptir. Basını koruma özgürlüğünden dolayı gazeteciliğe erişimin serbest olması gerekmektedir. Mesleki eğitimin erişime açık olması gerekiyor. Gazetecilikte tekelin önüne geçilmesi de sağlanmaktadır. Basının finansla desteklenmemesi gerekir. Aynı zamanda ciddi basın korunduğu gibi ilanlar da korunmaktadır. Renkli basın dediğimiz yayın evleri de korunmaktadır. Basına dahil olan tüm kurumlar basın özgürlüğü ile korunmaktadır. Bilginin yayınlanması ve dağıtılması da basın özgürlüğü çerçevesinde ele alınmaktadır. Araştırmacı gazeteciler de istedikleri bilgilere ulaşabilmekte, devletten alabilmede özgürdür. Devletin basın yasaları çerçevesinde bilgi verme yükümlülüğü vardır. Bu önemli bir haktır. Devlet, kamu çıkarlarının ağır basması durumunda bilgi vermeyi reddederse de gazeteciler o zaman dava açabilirler. Kişinin onuru ihlal edildiği zaman sınırlandırır. Ayrıca basının çalışmalarını düzenleyen basın ahlak kuralları vardır.”

KADRİ GÜRSEL: TÜRKİYE’DE GAZETECİLİK CAN ÇEKİŞEN BİR MESLEK

Basın Enstitüsü Derneği Başkanı IPI Türkiye Temsilcisi Kadri Gürsel, “Türkiye’de Gazetecilerin Mesleğinde Yaşadığı Zorluklar” başlıklı konuşmasında Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu şu şekilde değerlendirdi: “İktidar bağımsız medyanın tamamen susturulmasını, bir seçim taktiği olarak hedeflemektedir. Bütün aktivitesini bu yönde çok boyutlu olarak harcamaktadır. İktidar, Türkiye’de görülmemiş bir şekilde içine kapanmıştır. Dış dünya ile iletişimi kesmiştir. İki seçim arasında sorunlarımızın çok fazla artığını görüyoruz. 20’den fazla gazeteci hapiste. Eylül ayından itibaren fiziksel saldırılarda artış oldu. Cezasızlık kültürünü arttıran bir siyasi iktidar var. Cumhurbaşkanına hakaret davaları hızla artıyor. Ekim ayında hemen her gün hakaretten dolayı bir soruşturma açılıyor. AİHM’in verilerine göre geçen kıştan bu yana 236 hakaret soruşturması, 80 dava açıldı. Her terör saldırısı sonrasında yayın yasaklarıyla karşılaşıyoruz. Online içerik engellemeleri yaygınlaştı. Medyanın susturulmasının önüne geçilmesi gerekiyor. Medya- siyaset ilişkisinin şeffaflaştırılması için yasal bir düzenleme yapılması gerekiyor. Sansür, oto sansür, akreditasyonla karşılaşıyoruz. İktidar, muhalif olarak nitelendirdiği yayın organlarının miting, basın toplantısına katılmasına izin vermiyor. Türkiye’de gazetecilik can çekişen bir meslek.”

GÖKHAN KÜÇÜK: YABANCI BİR ÜLKEDE BASILMIŞ ESER TÜRKİYE’YE GETİRİLEBİLİR

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Hukuk Danışmanı Gökhan Küçük “Türkiye’deki Gazetelerin Yasal Dayanağı” başlıklı sunumunda şu konulara dikkat çekti:
“Basın Kanunu basılmış eserlerin basımı ve yayını kapsar. Basılmış eser; yayımlanmak üzere her türlü basım araçları ile basılan veya diğer araçlarla çoğaltılan yazı resim ve benzeri eserler ile haber ajansı yayınlarını kapsar. Süreli yayın çıkarabilmek için kanunun gösterdiği bilgi ve belgelerin, kanunda belirtilen yetkili mercie verilmesi yeterlidir. Süreli yayınların çıkarılması, yayım şartları, mali kaynakları ve gazetecilik mesleği ile ilgili esaslar kanunla düzenlenir. Gazete Basın Kanununa göre dönemsel yayındır. Gazete dergi çıkarmak için izin sistemi veya mali teminat şartı hukukumuzda aranmaz. Yetkili Makama belirli bilgileri içeren beyanname verilmesi yeterlidir. Türkiye’de yabancılar, karşılıklılık koşulunun gerçekleşmesi üzerine süreli yayın çıkarabilirler. Yabancı bir ülkede basılmış süreli ve süresiz yayınların Türkiye’ye getirilmesi ile ilgili bir sınırlama bulunmamaktadır. Hangi dilde olursa olsun Türkiye dışında basılan süreli veya süresiz yayın ve gazetelerin ikinci fıkrada belirtilen suçları içerdiklerine dair kuvvetli delil bulunması halinde, bunların Türkiye'de dağıtılması veya satışa sunulması, Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine sulh ceza hâkiminin kararı ile yasaklanabilir. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet Başsavcılığının kararı yeterlidir. Bu karar en geç 24 saat içinde hâkimin onayına sunulur. 48 saat içinde hâkim tarafından onaylanmaması halinde Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kararı hükümsüz kalır.”

MANFRED REDELFS: BİLGİ EDİNME HAKKI HEM GAZETECİLERE HEM VATANDAŞA TANINMIŞ BİR HAK

Gazeteci Koçu, Dr. Manfred Redelfs “Almanya: Bilgi Özgürlüğü Yasası” başlıklı konuşmasında şunları söyledi: “Almanya’da basın hakları, çok uzun yıllardan beri yasayla güvence altına alınmış durumda. Gazeteciler bu hukuki zemine dayanarak mesleklerini rahat bir şekilde yapabiliyorlar. Bilgi edinmek sadece gazetecinin değil vatandaşa da tanınan bir hak.”

ASLI TUNÇ: TÜRKİYE’DE 10 MİLYONA YAKIN BİLGİ EDİNME BAŞVURUSU VAR

İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Prof. Dr. Aslı Tunç “Türkiye: Bilgi Özgürlüğü Yasası” başlıklı konuşmasında şunları anlattı: “Düşünce özgürlüğünün temeli, bilgiye erişim özgürlüğüdür. Bu olmaksızın ne özgür araştırma, ne gerçeğin izlenmesi ne de bilimin ilerlemesi gerçekleşebilir. İfade ve bilgilenme özgürlüğü farklı şekillerde olabilir. İlki yurttaşın devlet kurum ve kuruluşlarından bazı bilgileri talep etmek hakkı vardır. Vatandaşlar kendileriyle doğrudan ilgili olsun veya olmasın, merak ettikleri herhangi bir bilgiyi elde edebilirler. Bu sayede kamu kurum ve kuruluşları şeffaflaşır ve bilgi demokratikleşir. Bireyler bu şekilde yönetime dahil olur. Bilgi Edinme Hakkı, 12 Eylül Referandumu ile 2010 yılında hak olarak Anayasa’da yer aldı. Bu süreçte Türkiye’de 10 milyona yakın bilgi edinme başvuru yaptı. 2008’den beri her sene 1 milyondan fazla başvuru yapıldı. Resmi rakamlara göre başvuruların yüzde 87’sine olumlu cevap verildi. Reddedilen bölüm 700 bin civarında başvuruya denk geliyor ve bu retler için herhangi bir gerekçe verilmiyor.”

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner122

banner215

banner124

banner154

banner126