İskender Pala'dan Tarih Tadında Üç Roman, Bir Hatırat

Okumayı ve yazmayı seven insanlarımız tarafından, Divan Şiiri'ni sevdiren adam olarak tanınan edebiyat ve gönül insanı İskender Pala Beyefendi'yi zaman gazetesindeki yazılarından ve 24 TV deki İncir Çekirdeği programından tanıyordum.

İskender Pala'dan Tarih Tadında Üç Roman, Bir Hatırat

Okumayı ve yazmayı seven insanlarımız tarafından, Divan Şiiri'ni sevdiren adam olarak tanınan edebiyat ve gönül insanı İskender Pala Beyefendi'yi zaman gazetesindeki yazılarından ve 24 TV deki İncir Çekirdeği programından tanıyordum.

26 Şubat 2012 Pazar 21:12
İskender Pala'dan Tarih Tadında Üç Roman, Bir Hatırat
Ama kendisinin bir YAŞ mağduru olduğunu zaten herkes gibi ben de biliyordum. Ancak, yılbaşından bir süre önce ilimizde Necip Fazıl Kısakürek Kültür Merkezindeki bir konferansında canlı olarak görmek nasip oldu. Bu karşılaşmamız mı bilmiyorum son çıkan kitaplarını okumayı zaruret haline getirdi. Kitaplarından ilk önce; müzayededen alınan bir el yazması kitabın günümüz Türkçesine uyarlanması imiş gibi başlayan, sayfalarda ilerledikçe lâleyle hemhâl olup roman kahramanlarıyla birlikte okuyan herkesin bir lâle hayranı olacağı bir atmosferde devam edip giden Katre-i Mâtem'i okumak çok güzeldi. Katre-i Mâtem ile İstanbul şehri adeta, tabii güzellikleri, mimari şaheserleri, şiirleri gibi tüm güzellikleri lalelerle bütünleşiyordu. Sonra en son yayımlanan ve Hz. Yunus'un hikayesi diyebileceğim ve beni de tutuşturan OD romanını okudum. İlk notum 36.sayfadan “Bütün insanlar doğru olsaydı, yiğitliğe lüzum kalmazdı” şeklindeki veciz bir söz oldu. Yine 168.sayfadan “Allah, bir kişinin mürit olmasını istediğinde onun kâlbine muradı verir.Bu durumda Allah'ın muradı mürit, müridin muradı da “O” olmalıdır.” Şeklindeki tespiti daha önce Said Nursî hazretlerinden “vermek istenmese, istemek verilmezdi” şeklinde öğrendiğim tespiti pekiştiriyordu. Eşi Sitare ve kaybettiği oğlu İsmail'e olan sevgi ve özlem duyguları ile Tapduk Emre'ye olan muhabbeti arasındaki çırpınışlarını yazarın akıcı üslubu ile bir çırpıda okudum. Bir romandan beş sayfa not çıkarılır mı? diye sorabilirsiniz. Okumayanlar için notlarımın hepsini buraya almadım. Tasavvufî bir hayatın güzelliklerini, Hz.Mevlâna'nın Şems Tebrizi'ye olan sevgi ve muhabbetinin anlatıldığı Sayın Elif Şafak Hanımefendi'nin AŞK adlı romanında da büyük bir haz ile okumuştum(yazarına selamlar). Sakin bir zaman ayırmak için beklettiğim Şah ile Sultan'ı ise bu hafta sonu okudum. İnsan bilmediğine düşmandır derler ya onun gibi toplumumuzda dışımızdaki mezhep, meşrep ve felsefi düşünce sistemlerine karşı önyargıların silinmesi için Şah ile Sultan çok önemli olduğuna inananlardanım. İlk önyargımı, 2004 yılında rahmetli Mehmet Eröz Hoca'nın doçentken yazmış olduğu “Türkiye'de Alevilik ve Bektaşilik” kitabını okuyunca silmiştim zaten. Kaynak bir olduğu halde farklı kanallardan bize ulaşan anlayış ve uygulama farklılıkları, sanki farklı bir inanç veya dinmiş gibi lanse edilmesi, zamanla birinin diğerini ötekileştirilmesine zemin hazırlamıştır. Hz. Ali(k.v), Hz.Fatıma(r.a), Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin efendilerimiz(r.a), hepimizin göz bebeğimiz. Allah(c.c) Teâlâ'nın Habibi olan sevgili Peygamberimiz'in(s.a.v) gözünün nuru olan bu değerlerimizi, birimiz diğerimizden daha az sevebilir mi?.. Alevi inancını benimseyen kardeşlerimizle ilgili olarak yayımlanmış kitaplardan kaç tanesinin kaç kişi tarafından okunduğunu tam kestiremediğim için heyecanımı bağışlayın lütfen. Şimdi rahmetli Mehmet Eröz Hoca'ya bir defa daha rahmetler diliyorum. İskender Pala Hocama da gönül ve ömür zenginliği diliyorum. Bu konuda yazılmış eserlerin yazarlarına da selam olsun. İlk defa daha ilkokulda iken, sebep ve sonuçlarını öğrendiğim Ankara savaşlarına bir çocuk duygusallığı ile çok üzülmüştüm. Yine aynı yaşlarda okuduğun Kerbelâ Faciası adlı kitapçığı okurken ağladığımı hatırlıyorum. Aynı dinin mensupları, geçici bir dünya hevesi veya hükümranlık için neden birbirlerine karşı savaşmışlar? Osmanlı orduları ile Timur'a bağlı orduların Ankara ovasında karşı karşıya gelmeleri ve çok sayıda yiğidin can verdiği savaşın vebalini göze almak her babayiğidin kârı olmasa gerek. Daha kaç yıl oldu İran ile Irak ordularının on yıl süren savaşlarında can veren yiğitlerin, dul ve yetim kalan yakınlarının, boşa harcanan her iki kardeş ülke kaynaklarının vebali de az mı yani?.. Tunus, Libya, Mısır, Yemen, Irak ve şu anda da Suriye'de sürdürülen kardeş kavgaları devam ettiriliyorsa demek ki tarihten ders alınmadığı gün gibi aşikârdır. Allah Teâlâ, komşu ve kardeş ülke yönetici ve onların emrindeki insanlarımızı bu tür vebalden korusun ve bir an önce bu ülkelerde barış ve huzur nasip eylesin. Gelelim dördüncü kitaba”¦ İki Darbe Arasında isimli kitap ile, bizi 10-15 sene öncesine götürmeye ve bazı iyi niyetli olmadığını düşündüğüm yöneticiler ile onları şartsız destekleyen çevrelerin etkileri ile ülkemizde kendini mütedeyyin olarak kabul eden insanlarımızın düştüğü mağduriyetleri İskender Pala Hoca nezdinde bir yakın tarih kronolojisi halinde hafızamızın tazelenmesini yaşıyoruz. Hatırlamak bile istemediğim o dehşet günlerinde, bir havacı pilot teğmenin orduevinde yapılan düğün törenine kıyafetinden dolayı giremeyen ailesi, genç çifte takıları nizamiyede/tel örgüden takmışlardı. Askeri okullara alımlardaki mülakatlarda “Denizdeyken sandalınız alabora oldu ve suya düştünüz. Boğulmamak için tek elle de olsa yüzmeniz gerekiyor. Bir elinizde Kur'an, diğer elinizde de Nutuk var. Yaşamak için elinizdeki kitabın hangisini elinizden bırakırsınız?” gibi çeldirici sorularla Anadolum'un saf ve pırıl pırıl gençleri elenerek göz bebeğimiz olan Türk Silahlı Kuvvetler bünyesine girmeleri engelleniyordu. Devletin yakıtı ve askeri ile demokrasiye balans ayarları yapılıyor, sübyan çocukların okudukları ilahiler, hukuken belge olarak yargı dosyalarına giriyordu. Daha niceleri”¦ Evet bu hafta, 1997 yılındaki soğukluğu ile içimizi titreten o meşhur 28 Şubat'ın içinde bulunduğu haftadır. Ben kitap tanıtımından giriş yapmıştım. İstemeden konu dağıldı ve 28 Şubat gündemine takıldı. İmzanın ıslak veya makine çizimi olması, Poyrazköy'de ele geçenlerin borumu yoksa başka bir şey mi olduğu, Gölcükte taban döşemesinin altındaki paketlerdekilerin belge mi kâğıt parçası mı olduğu konuları yargı sürecinde olduğu için beni fazla ilgilendirmiyor ama, evet ama Türk Milleti olarak göz bebeğimiz olan Türk Silahlı Kuvvetlerimizde önceki dönemlerde görev yapmış ve halen görev yapmakta olan komutanları bu şekilde tartışılır duruma getirenlerin de büyük vebal altında olduğunu düşünüyorum. Sonuç olarak; İskender Pala Hoca'nın kitaplarını okurken en çok takdir ettiğim husus da, yazmış olduğu romanları konunun uzmanlarınca tasavvuf, mezhep, meşrep ve tarihi yönleri ile incelettirdikten sonra yayımlamasıdır. Efendim henüz okuma fırsatı bulamayan aziz dostlarıma bir an evvel okumaları hususunu tavsiye etmek istiyorum. Selam ve dua ile”¦
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner122

banner215

banner124

banner154

banner126