Gültekin Çeki kimdir? Ünlü bestekar Gültekin Çeki hayatını kaybetti! Gültekin Çeki biyografisi (Röportaj)

Gültekin Çeki kimdir? Ünlü bestekar Gültekin Çeki hayatını kaybetti! Gültekin Çeki biyografisi bu özel haberimizde sizleri bekliyor. Geçirdiği rahatsızlık nedeniyle bilinci kapalı olarak tedavi gören Gültekin Çeki, bu sabah saatlerinde vefat etti. Peki Gültekin Çeki kimdir? Tanımayanlar için hayatı ve biyografisi haberimizde...

Gültekin Çeki kimdir? Ünlü bestekar Gültekin Çeki hayatını kaybetti! Gültekin Çeki biyografisi (Röportaj)

Gültekin Çeki kimdir? Ünlü bestekar Gültekin Çeki hayatını kaybetti! Gültekin Çeki biyografisi bu özel haberimizde sizleri bekliyor. Geçirdiği rahatsızlık nedeniyle bilinci kapalı olarak tedavi gören Gültekin Çeki, bu sabah saatlerinde vefat etti. Peki Gültekin Çeki kimdir? Tanımayanlar için hayatı ve biyografisi haberimizde...

04 Mayıs 2016 Çarşamba 15:23
Gültekin Çeki kimdir? Ünlü bestekar Gültekin Çeki hayatını kaybetti! Gültekin Çeki biyografisi (Röportaj)

Gültekin Çeki kimdir? Ünlü bestekar Gültekin Çeki hayatını kaybetti! Gültekin Çeki biyografisi bu özel haberimizde sizleri bekliyor. Geçirdiği rahatsızlık nedeniyle bilinci kapalı olarak tedavi gören Gültekin Çeki, bu sabah saatlerinde vefat etti. Peki Gültekin Çeki kimdir? Tanımayanlar için hayatı ve biyografisi haberimizde...

Geçirdiği rahatsılıktan dolayı bilinci kapalı olararak tedavi gören Gültekin Çeki'nin bugün sabah saatlerinde hayata veda etti.

Türk Sanat Müziğine kazandırdırdığı birçok eserle unutulmazlar arasına giren Gültekin Çeki'nin cenazesinin yarın kaldırılacağı ve şehir mezarlığında toprağa verileceği öğrenildi.

GÜLTEKİN ÇEKİ KİMDİR?


1927 yılında Antalya' da doğdu.

Bütün bestelerini Ankara' da yaptı. Sadece 'Eski Dostlar' ı Antalya' da besteledi.

Besteci, sporla da ilgilidir. Şimdiki adıyla G.Ü. Beden Eğitimi Bölümü mezunudur.

Halkevinin müzik ve spor kollarındaki çalışmalarına katıldı.

Daha sonra, şimdiki Endüstri Meslek Lisesi' ne tayin oldu.

Hocalık ve Müdür Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Daha sonra Ankara'ya tayini çıktı.

Dağcılık Kış Sporları ile ilgili olarak Özel Kalem Müdürlüğünde 2. Başkan olarak çalıştı. Milli Eğitim Bakanlığı Gençlik ve Spor Bakanlığı Spordan sorumlu Müşteşar Yardımcılığı görevinde bulundu.

Antalya Spor tüzüğünü hazırladı ve kulübün Genel Sekreterliği görevini uzun süre yürüttü. 

Eskiden saatlerce hatta günlerce süren yağlı güreşlerin, dakika ve puanlamaya göre yapılmasını düzenleyen kuralları oluşturdu. 



GÜLTEKİN ÇEKİ BİYOGRAFİSİ

Gültekin Çeki, annesi Antalyalı, babası Kıbrıs kökenli bir ailenin çocuğu olarak,1927 yılında Antalya'da doğmuş, daha ilkokula gitmeden mızıka ve kaval çalmayı öğrenmiş. 1949 yılında Ankara Gazi eğitim Enstitüsü Beden Eğitimi bölümünden mezun olmuştur. 1954 yılında ise mesleğinin öğretmenlik kısmını bırakıp, devletin değişik kademelerde görev yapmıştır. İlk olarak 1977 yılında Beden Terbiyesi Genel Müdür Yardımcılığından kendi isteği ile emekli olmuş, emekli olduktan sonra bile yeniden göreve çağrılmış ve ikinci olarak 1984 yılında tamamen emekli olarak Antalya ya döndü.

GÜLTEKİN ÇEKİ SOHBETİ (GÖZDE GÜRER)

Antalya’nın önemli değerlerinden Gültekin Çeki, söyleşi isteğimi kabul ettiğinde yaşadığım heyecan, kendisiyle sohbete başladığımızda yerini eşsiz bir hayranlığa bıraktı.
Sevecen ve babacan tavrıyla, tüm yaşamını bizlerle paylaşan Gültekin Çeki gibi örnek bir insanı anlatabilmek için kelimeleri seçmekte zorlanıyorum.
“Unutulmuş birer birer; Eski dostlar…” şarkısının bestekârı musiki üstadı Gültekin Çeki aynı zamanda sayısız ilke imza atmış başarılı bir eğitimci, yönetici ve sporcu…
Dağlardan göklere uzanan, kampçılık, izcilik, binicilik, kayak, boks ve atletizm gibi birçok farklı spor dalında sayısız başarıların ve hizmet ödüllerinin sahibi olan Çeki, sadece Antalya’da değil tüm Türkiye’de tanınan bir spor adamı…


1954 yılında Türkiye’deki ilk resmi dağcılık kayıtlarına geçerek Ağrı Dağı’na tırmanan, planörlük brövesi alabilmek için ameliyat olmayı göze alacak kadar idealist, çok sevdiği kayak sporunu geçirdiği çok önemli bir kayak kazası sonucu bırakmak zorunda kalan, bestelediği musiki eserleriyle tüm Türkiye’de 7’den 70’e herkesin dilinde olan şarkıların mimarı musiki üstadı Gültekin Çeki…
Sağlam bilginin ışığında yürümüş ve hayatı boyunca doğru olanı yapan Çeki, yıllarca eğitmenlik ve yöneticilik yaptığı iş hayatında “spor ve sporcu” kavramlarını irdeleyen ve bizleri de bu kavramları tekrar düşünmeye iten açıklamalar yaptı.
Bu kadar insanla dolu, ıssız şehirlerde dost ve arkadaş kavramlarını çoğu zaman sorguladığımız, “vefa” kelimesini adeta hayatımızdan çıkardığımız dönemlerde, yaşanan dostluklar bize, insani değerlerimizi tekrar sorgulatıyor belki de… Uzun yıllara dayanan dostluklarıyla yıllar içinde sayısız seveni olan Gültekin Çeki’ye dostları 2002 senesinde AKM Aspendos salonunda “Onur Gecesi” düzenledi. Yaşayan değerlerimizden biri olan Çeki’ye Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından “Şehre İz Bırakanlar Ödülü” verildiğinde sadece Antalya’da değil, güler yüzlü, açık görüşlü, bilge ve sakin kişiliğiyle hayatta onu tanıyan herkeste iz bırakan Gültekin Çeki’nin hayat tecrübeleri, herkesin örnek alması gereken önemli ayrıntılardan oluşuyor.
Her anını dolu dolu yaşadığı 81 yıllık yaşamında sayısız anı ve tecrübe biriktiren saygıdeğer büyüğümüz Gültekin Çeki’yle ‘yaşama dair’ tadına doyamayacağınız bir sohbet gerçekleştirdik.

-Antalya’daki mevcut spor tesislerinin yapılmasında öncüsünüz. Dönemin şartlarında ne gibi zorluklarla karşılaştınız?
Antalya’da olmam ve Antalyalı olmam sebebiyle Antalya’daki spor girişimlerinde çalışmalarım oldu. Saklıkent Kayak Merkezinin açılmasında ve Süleyman Erol yüzme havuzunun açılması Antalya’ya bir farklılık getirdi. Fransa’da yapılan Kış Olimpiyatlarına gittiğimde sahil şehirlerinin hepsinde yüzme havuzu olduğunu gördüm. Antalya’da da yapılması için girişimleri başlattım. Maalesef şu anda atıl durumda olan bu tesisi, o zamanlar rahmetli Süleyman Erol’la birlikte, elimizde demir metrelerle ölçe ölçe istimlâk etmiştik. Orası sadece yüzme havuzu olarak düşünülmemişti. Aynı zamanda havuzun yanı başında tribünlerin olduğu yerin altı kayıkhane olarak projelenmiştir. Yelken ve kürek takımları kurulup o kayıkhaneden istifade etmelerini planlamıştık. Fakat hayata geçirilemedi. Ayrıca orada denizle bütünleşen bir çekek yeri de düşünülmüştü. Bu planların hayata geçirilememesi Antalya’nın spor hayatı için büyük kayıptır. Yüzme havuzu 6 ay kullanılabilirdi Antalya’da ve güçlü bir yüzme takımı olabilirdi. Şuanda havuzun teknesinde herhangi bir arıza yok ama bazı onarımlara ihtiyacı var ve bunu hala esirgemektedirler. Büyükşehir Belediyesine bağlandıktan sonra orada herhangi bir işlem yapılmamıştır. Tesisi yaparken çekilen sıkıntıdan daha fazlasını bu tesisi bu halde gördükçe çekiyorum. Bundan duyduğum üzüntüyü kelimelerle ifade etmem mümkün değil…
-Buna bağlı olarak yolların bu kadar insanı taşıyamayacağı şeklinde bir gerekçe ortaya atıldı. Siz ne düşünüyorsunuz?
Bizim istimlâk ettiğimiz alan adadır. Ada demek her istikametinden boşalabilme imkânı olan toprak parçasıdır. Böyle bir imkânı olan bir arsayı dört tarafı da yol olması burada çok önemli istenildiği şekilde etrafı boşaltılabilir. Ama eğer siz burayı ticari alan yapmaya kalkarsanız o zaman olmaz. Park yerleri olarak yerin altını düşünmüştük. Saydığımız tesislerin dışında kalan her yer park yeri olacaktı. Bunlar neden hayata geçirilemedi? Böyle önemli bir yatırım her gelen iktidarın inisiyatifine bırakılmamalıydı. Şehrin yatırımlarına saygı duyulması gerekirdi.
-O havuzun tekrar hayata geçirilmesi bir nevi emeğe saygı demek değil midir?
Antalya yeni yatırımlar yapmadan önce nostaljisine sahip çıkmalıdır. Nostaljik öğeler göz ardı edilerek imarlaşmasında geriye dönülemeyecek hatalara imza atılmaktadır. Nostaljisini yok sayan bir zihniyet kent kimliğinin oluşmasını başaramaz. Kent kimliği demek o şehrin bütün değerlerini ve yatırımlarını içine alır. Elbette, o zamanlar çok zor şartlar altında yapılan bu yatırımın önemsenmiyor olması çok üzücü bir durum… 642 km sahili olan bir şehirde yüzme sporu olmaması nasıl bir tezatlıkdır? Eskiden vardı oysaki... Lara ve Konyaaltı sahilinde obalar kurulurdu. Halk buralardan istifade ederdi. Çocuk yaşlardan itibaren yüzmeyi öğrenirlerdi. Şimdi ise hem bunlardan mahrumuz hem de var olan havuzun atıl durumda olması yüzme sporuna karşı işlenen en önemli görev kusurudur. Bu kusurun sahiplerini kendi vicdanlarıyla baş başa bırakmaktan başka bir şey yapamıyoruz maalesef…


- Antalya’nın nostaljisine sahip çıkılmaması ileri dönemde ne gibi kayıplar oluşturacak?
Antalya’nın nostaljisine kesinlikle saygı duyulmamaktadır. Masa başında çalışılmakta afakî yatırımlar yapılmaktadır. Bir şehri planlarken mimarların o şehrin nostaljisine özen göstererek çalışması gerekir. Ben 1977 yılında Beden Terbiyesi Genel Müdür Yardımcısı iken emekli olup Antalya’ya yerleştim. Bu arada Ortadoğu Amme İdaresi ‘Organizasyon Metodu Uzmanı’ sertifikasını aldım. Antalyalı olduğum için şehrime hizmet etmeyi kendime görev bilmiştim. Dönemin belediye başkanı Selahattin Tonguç, benden bazı görevler istedi. İlk olarak otobüs işletmelerinin yeniden düzenlenmesini istediği zaman ben ilk raporumda Antalya’nın hafif raylı sisteme sahip olması gerekir. Bu nedenle yollarının geniş tutulması şarttır dedim. Yolların planlanma yıllarıydı o zamanlar… O zaman bazı yollar genişletildi ve ilk fikrini ortaya attığımız raylı sistem 30 yıl sonra yapılmaya başlandı. Bazı yatırımların iyi planlanması gerekir, geri dönüşleri yoktur. Şehrin tüm mimari yapısını etkiler, ya başarılı olur ya da içinden çıkılamaz bir durum ortaya koyar.
-Türkiye’de resmi kayıtlara geçen ilk Ağrı Dağı zirve tırmanışını yapan kişisiniz. O günleri bizimle paylaşır mısınız?
1954 yılında Ağrı Dağı’na bir kafile götürdüm.31 Ağustos günü sabah 6 da Doğu Beyazıt’tan yola çıktık. Yolda mekkârelerimiz ara sıra devriliyor, vaktimizi tekrardan yük sarmak ve katırların ufak tefek yaralarını tedavi etmekle geçiriyorduk. Bu yüzden daha yükseğe kamp kurmamız gerekirken 3760 metrede kamp kurduk. 10 gün orada kaldık. 3 Eylül’de 7 kişi 9 saatlik tırmanıştan sonra 5137 metredeki zirveye çıktık. Oksijen azlığı ve 9 saatlik tırmanıştan dolayı baş ağrısı ve bariz bir yorgunluk içerisindeydik. Ancak bu çıkışımız dağcılık ve kış sporları federasyonu tarafından tertiplenen ve 1954 programına alınan ilk resmi tırmanış olmuş oldu. Tarihe geçen bu olaya kafile başkanı olarak vesile olmuş olmam benim için çok gurur verici bir ayrıntıdır.
-Hep farklı sporlarla uğraşmışsınız. Bunun özel bir sebebi var mıydı?
Önceden hazırlığı olmayan, yapılandan daha iyisini yapmayı amaç edinmeyen spor ve sporcu olamaz. Sporcu rakipler birlikteliğini koruyabilen ve sürdürebilen rekabeti, husumete dönüştürmeyen örnek insan kimliğinin adıdır. Bu çerçeve de farklı sporlarla uğraşmak hem yaşam tarzım hem de işimin bir parçasıydı. Hemen hemen bütün spor dallarıyla ilgilendim. Bisikletli izcilik, dağcılık, binicilik, kayak, akrobasi, yüzme, boks, futbol, aletli jimnastik dallarıyla öncelikli olarak ilgilendim. Bu yıllara ait fotoğraflarım iyi ki var. Her fotoğraf aynı zamanda bir belgedir. 1948 yılında Eskişehir İnönü İlçesinde düzenlenen Planör Kampı sonrasında “C” brövesi almaya hak kazandığımda sağlık raporumda burnumdaki kemikten dolayı bröve alamayacağımı söylediklerinde ameliyat bile oldum. Bana göre spor barışa, başarıya, sürekli çalışmaya ve ön hazırlık yapmaya endeksli bir yarıştır. Bunları kişisel alışkanlıkları arasına alabilenlere ve uygulayabilenlere sporcu denmelidir.
-Peki bir Antalyalı olarak ve spor camiasının bir duayeni olarak Antalya’da oynanan futbolu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Futbol sporcusu, seyirci ila değil, hakem ile değil, rakibi ile değil, topla oynayan ve oynama alışkanlığını edinebilen kişidir. Her spor dalı gibi futbol da spora ve sporcu kimlik kazanımı amacına ulaşmanın aracıdır. Sporda rakipler birlikteliği, uygar gelişim aracı rekabet ve rakip olmazsa spor ve sporcu olamaz. Rekabeti husumete, rakibi hasımlığa dönüştüren spora ve sporcuya göz yumulamaz. Antalyaspor Kulübü de tüm bu çerçevede değerlendirilirse anonim bir şirkettir. Ama şirket yüzdesinin bir bölümünün ticari ve sınaî faaliyetlerini yürüten bir birimi ve herhangi bir iktidara bağlı bir belediyenin desteğini beklediğiniz zaman o iktidara karşı olanların tepkisini alırsınız. Antalyaspor kendi ayakları üzerinde duracak bir gelir getirici çalışmaya girmediği sürece ayakta kalması zor bir takım… Belediyeye bağlı bir takımı Antalyalıya mal edemiyorsunuz haliyle de yaşananlar ortada…
-Spor hayatınızda olduğu kadar sanat hayatınızda da Türk musikinde klasikleşmiş eserlerde imzanız var. Musikiye olan merakınız nasıl başladı?
Çocukluk yıllarımdan itibaren müziğe merakım vardı. Lise yıllarımda Halkevi Müzik Korolarına katıldım. Üniversiteden sonra ise 1954 yılında “Ankara Ses Kralı” seçildim. Kupamı merhume ses sanatçısı Mualla Mukadder Atakan’dan almıştım. Türk musikisinin üstadı çok değerli hocam rahmetli İsmail Baha Sürelsan ve Udi Mustafa Dilhun ile uzun yıllar süren bir topluluk oluşmasını sağladık. Antalya Türk Müziği Korosunu kurduk. İsmail Baha Sürelsan Müzikevi de dönemin belediye başkanı Av. Hasan Subaşı’nın desteğiyle açıldı.
-Bestelediğiniz şarkılar 7’den 70’e herkesin bildiği ve kendinden bir şeyler bulduğu eserler oldu. Şiiri Hayri Mumcu’ya ait olan bu eserlerin şairini uzun süre aramışsınız. Sizden dinleyebilir miyiz?
Aziz ve eski dostum merhum Hayri Mumcu Türk Sanat Müziği ile hayatımda benim ilk bestelerimin şairidir. Ankara’da beraber çalıştığımız arkadaşım Sami Yavrucuk, Hayri’ye benim Türk Sanat Müziği çalışmalarımdan bahsetmiş. Hayri bir pelür kâğıda sadece H. Mumcu ibaresi ile dört ayrı şiirini daktilo ile yazarak üzerinde imza ve adres olmadan bir zarfa koyarak benim adresime postalamış. “Gece sessiz ve karanlık yine her şey uyumuş” eserini besteledim ve H. Mumcu’yu aramaya koyuldum. Bu şarkım TRT ‘nin Seçme Eserler 1 kitabında yayınlandı. Bir akşam Küçük Tiyatro’da dağıtılan programda dekoratör Hayri Mumcu ismini görünce ümitlendim ama Şair Hayri Mumcu olmadığını öğrenince aramam devam etti. Bir gün bir öğle yemeği sırasında Sami bana bestelerimin güfte yazarı H.Mumcu’nun çocukluk arkadaşı olduğunu söylediğinde kayıp bulunmuş, içimi tarif edilmez bir ferahlık doldurmuştu. Sonradan aziz dostum olan Hayri Mumcu ‘Eski Dostlar’ında güfte yazarıdır.


-“Eski Dostlar” Antalya’da yaptığınız ilk ve tek besteniz oldu. Sizi sonradan bu kadar etkileyen başka bir şiir olmadı mı?
Türk musikisinde çok değerli bestelerimiz var. En az onlar kadar değerli beste yapabilmek kolay bir şey değil. Kendine özgü kendine has bir kimliği orjinalitesi olmalı. Böyle bir besteyi yapmanın parayla pulla işi olmaz. Bestenin bana aidiyetine özen gösterdim. Özgünlüğü benim için daha önemliydi. O nedenle sayısı az da olsa bestelerimin geniş bir kitle tarafından beğenilmesi beni çok mutlu etti. Şiir, bana okuduğumda “beni bestele” diyor. Son yıllarda da kulak-burun-boğaz rahatsızlığına yakalandığım için beste çalışmalarımı 80’lerden beri devam eden sağlık sorunlarım yüzünden durdurmak zorunda kaldım. Eski Dostlar son bestem denebilir. Kışlada Bahar eserimde 1965’lerde üzerine 4 tane film çevrilen 24 ayrı plak olan bir çalışmamdı. Alışılmış melodilerin dışında o başkalığı yakalamak kalıcılığı da beraberinde getiriyor. Okuduğunu anlamak en önemli ayrıntıdır. Okuduğunu anlayan kişi hayatının her alanında başarılı olur.
-Bu kadar başarılı bir hayatın içinde aktif siyasette görev almayı düşünmediniz mi?
Siyaset düşündüm. Aslında ben düşünmedim de beni siyasete düşündüler. Vakti zamanında Sosyal Demokrat Halkçı Partinin birleştiği zaman beni merkez ilçe başkanı yaptılar. Antalya ili merkez ilçe köyleri için arkadaşlarımla kendimize bir form yaptık. Köylerdeki eksiklikleri ve gözlemlerimizi yazdığımız bir çalışma başlattık. Hem o köyü tanıdık hem de bu çalışmalar daha sonraki seçimlerde milletvekili adayı arkadaşlarımızın kaynak olarak kullandığı çalışmalar oldu. Aslında böyle çalışmaların hala yapılmaya devam etmesi gerekir. Sonra seçimler geldiğinde Galatasaray Kulübünden Genel Sekreterlik görevini teklif ettiler ve ben de seçimlere girmeyerek kulübün bu teklifini kabul ettim. Böylelikle kısa bir siyasi hayatım olmuş oldu.
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner122

banner215

banner124

banner40

banner126