Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Saral’dan Yıl Dönümünde Sykes-pıcot Değerlendirmesi

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral, “sykes-picot Üzerinden Oluşturulmak İstenen Bu Algının Malzemesi Olmayacağız. Ortadoğu’da Muhteris Menfaat Kalemleriyle Harita Çizmek İsteyen Vahşi Batı’nın Kanlı Ellerini Tutmayacağız. Osmanlı Bakiyesi Bir Devlet Olarak, Bu Zihniyete Karşı Çanakkale’de, Kut-ül Amare’de Olduğu Gibi İnsan Ve Vicdan Mevziini Tutmaya Devam Edeceğiz” Dedi.

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Saral’dan Yıl Dönümünde Sykes-pıcot Değerlendirmesi

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral, “sykes-picot Üzerinden Oluşturulmak İstenen Bu Algının Malzemesi Olmayacağız. Ortadoğu’da Muhteris Menfaat Kalemleriyle Harita Çizmek İsteyen Vahşi Batı’nın Kanlı Ellerini Tutmayacağız. Osmanlı Bakiyesi Bir Devlet Olarak, Bu Zihniyete Karşı Çanakkale’de, Kut-ül Amare’de Olduğu Gibi İnsan Ve Vicdan Mevziini Tutmaya Devam Edeceğiz” Dedi.

16 Mayıs 2016 Pazartesi 10:32
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Saral’dan Yıl Dönümünde Sykes-pıcot Değerlendirmesi
banner203
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral, “Sykes-Picot üzerinden oluşturulmak istenen bu algının malzemesi olmayacağız. Ortadoğu’da muhteris menfaat kalemleriyle harita çizmek isteyen vahşi Batı’nın kanlı ellerini tutmayacağız. Osmanlı bakiyesi bir devlet olarak, bu zihniyete karşı Çanakkale’de, Kut-ül Amare’de olduğu gibi insan ve vicdan mevziini tutmaya devam edeceğiz” dedi.
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral, 16 Mayıs 1916 tarihinde Britanya ve Fransa arasında yapılan ve Osmanlı Devleti’nin Orta Doğu’daki topraklarının paylaşılmasını öngören gizli antlaşma Sykes-Picot’un yıl dönümü dolayısıyla yaptığı açıklamada, “Bu konuda söylenecek son sözü serlevha yaparak başlamak istiyorum. İnsanlığa kaderi kendini dünyanın efendisi zanneden küresel güç odakları değil, her şeyin yaratıcısı, mutlak kudret sahibi olan Allah takdir eder. Bugün stratejist ya da fütürist hüviyeti ile analiz yapanların ekseriyeti, olaylara pozitivist bir anlayışla hamlederken küresel güç odaklarına ’mutlak irade7 atfedip, onların oluşturmak istediği algı operasyonunda ya doğrudan veya dolaylı olarak rol almaktadırlar” ifadesini kullandı.
Avrupa’da sanayi devrimi ile başlayan süreç ile mevcut statü ve sınıfsal yapının aleyhine söylemlerin de geliştiğini vurgulayan Saral, bu söylemlerin 1789’da burjuvazinin organizasyonu ile ihtilal düzeyinde bir eyleme dönüştüğünü hatırlatarak şunları söyledi:
“Fransız ihtilali, ilgili sınıfsal yapıya karşı burjuvazinin kazandığı mutlak bir zaferdir. Çünkü burjuvazi, ihtilal ile kazandığı mevziyi daha da genişleterek geri çekilmeksizin ilerlemiş ve kendine büyük bir alan açmıştır. Özel mülkiyeti, ferdiyetçiliği kutsayan Protestan anlayış süreç içerisinde kapitalizmi doğurmuş ve dünya zorba diktatörleri gölgede bırakacak kadar vahşi, muhteris bir anlayışın iktidarına doğru sürüklenmeye başlamıştır. Kapitalizm. Bilimsellik üzerinden kendi ideolojisini tahkim eden burjuvazi bu süreçte iktidarları borçlandıracak kadar ekonomik güce ulaşmış, bunun karşılığında da iktidarlara siyaseten ortak olmuş, hatta siyaseti meta haline getirerek satın almıştır. Egemenlik referansını ’Tanrı’dan alıp halka tevdi eden burjuvazi, sermaye aracılığı ile siyaseti metalaştırırken, kendi egemenliğini tesis etmiştir. Baktığınız zaman sermayeyi kutsayan, ’para’yı tanrılaştıran kapitalizm içinde iktidarın kaynağı tanrıdır, buna bağlı olarak da sınıfsal ayrıcalığa sahip olan burjuvazidir. Bu yönüyle Garp Cephesi’nde değişen bir şey yoktur, bir farkla ki tanrı değişmiştir. Bundan sonraki süreçte daha da vahşileşen Batı, ’Bir damla petrol, bir damla kandan üstündür’ sloganıyla tanrısının (para, sermaye) emrettiği istikamete doğru saldırmayı ibadet telakki ederek, dünya çapında harpler çıkarmıştır. Bu zaviyede 1. Cihan Harbi, maddeyi kutsayan ve petrol için kan dökmeyi meşru gören aç, haris, muhteris dünyaya karşı vicdan ve adalet mevziini tutan ’Hasta Adam’ın kendini parçalarcasına ortaya koyduğu son direnişi, son savleti idi.”
1. Dünya Savaşı’nda ilgili ittifakın öncelikli hedefinin Osmanlı’nın petrol yataklarını bölüşmek olduğunu kaydeden Saral, şunları kaydetti:
“Bu anlamda bir alt başlık olarak karşımıza çıkan ve İngiltere’nin Kut-ül Amare yenilgisinden hemen sonra (16 mayıs 1916) Fransa ile yaptığı iddia edilen Sykes-Picot, ki geçerliliği olmayan, varlığı şaibeli bu anlaşmanın farklı zamanlarda mütemadiyen gündeme getirilmesi, bir anlamda gündemde tutulması ve Ortadoğu mevzu olunca 100 yıl önce yapıldığı iddia edilen şaibeli bir anlaşmaya atıf yapılması manidardır. Rusya’nın da dahil edilmesinden sonra Sazanov-Skeys- Picot olarak adlandırılmış olsa bile bir yıl sonra Rusya’da gerçekleşen Bolşevik ihtilali ile inkitaya uğrayan ve İngiltere ile Fransa tarafından yeniden akdedildiği iddia edilen bu anlaşmanın Osmanlı’yı ilgilendiren taraflarını 11-24 kasım tarihleri arasında Trocki gözetimindeki İzvestia gazetesi Çarlık Rusyası’nın gizli diplomatik belgelerini yayınlayarak teşhir etmiştir. Buna göre Fransa Suriye’nin tamamını, Lübnan’ı Adana ve Mersin bölgesini, İngiltere ise Bağdat ile Basra arasında kalan Irak toprakları ile Akdeniz’e açılan Hayfa Limanı’nı alacak, bunun yanı sıra her iki ülke de kendine nüfuz/etki alanı belirleyerek, Kerkük Akka hattının kuzeyi Fransızlar’ın, güneyi ise İngiltere’nin etki alanı olacaktı. Filistin ise Uluslar arası iradeye havale edilmişti. Bu durum, yani Filistin’in uluslararası bir statü çerçevesinde değerlendirilmiş olması, anlaşmada üçüncü ve etkin bir iradenin varlığını (Yahudi) delillendirmek için yeterli vesikadır. Diğer taraftan Bolşevik ihtilali öncesi Rusya ise Boğazlar’ın dışında Erzurum, Van, Bitlis, Muş ve Siirt’i talep ediyordu.”
“1. Dünya Savaşı’ndan hemen sonraki süreçte antlaşmaya konu olan coğrafyada yaşananlara bakıldığı zaman Fransa’nın etki alanı olarak tanımlanan Kuzey Irak’ta İngiltere’yi görüyoruz” diyen Saral, şöyle devam etti:
“Hakeza, Lübnan’da Katolikleri destekleyen Fransızlara karşı Protestanları destekleyen İngiltere var. Buradan da anlaşılacağı gibi antlaşmaya konu olan coğrafyada taraflar anlaşamamış, evdeki hesap çarşıya uymamıştır. Olayın bu yönünden ziyade benim dikkat çekmek istediğim tarafı, 100 yıl önce yapıldığı iddia edilen ve geçerliliği olmayan bir antlaşmanın, antlaşmaya konu olan coğrafyanın kaos içerisinde olduğu bir günde ısrarla konuşuluyor olmasıdır. Sanki Ortadoğu özelinde bugün yaşanan kaos ve karmaşanın ilgili anlaşmadan kaynakladığına dair ters bir propaganda ve bu propaganda üzerinden de sınırları yeniden şekillendirecek bir anlaşmanın zaruret olduğuna dair kamuoyu oluşturulma çabasıdır. Konunun her noktadaki aktörleri NPL (Nörolinguistik program) ile bölgede algıyı bu istikamete sürüklemektedir. Demokrasi, özgürlük gerekçesi ile Ortadoğu’ya kan ve gözyaşı getiren, vekalet savaşları üzerinden de bölgedeki kaosu derinleştiren savaş tiranları bu kaos üzerinden Ortadoğu insanının kendini yönetme iradesine sahip olmadığına dair bir algı oluşturarak kendi müdahalelerini meşrulaştırmışlardır.”
“BARZANİ, ORTADOĞU’YU ŞEKİLLENDİREN SYKES-PICOT ANTLAŞMASININ ARTIK GEÇERLİLİĞİNİ YİTİRDİĞİ VE YENİ BİR ANLAŞMA YAPILMASI GEREKLİLİĞİNİ İFADE EDERKEN, KÜRESEL GÜÇLERİN BÖLGEYE İLİŞKİN AJANDASINDAN SATIRLAR OKUYORDU”
Saral, “Kontrollü gerginlik ve karşıtlık programı ile zihinlerde ’Evet, bu antlaşma yanlış, yeni bir antlaşma gerekmektedir’ algısını oluşturmaya çalışanlar, kaos bölgesindeki sözcüleri aracılığı ile de bunu yüksek sesle dile getirmektedirler. Önce DEAŞ, Suriye ile Irak arasındaki sınır kapılarını ele geçirerek Sykes-Picot antlaşması ile belirlenen sınırları kaldırdıklarını ilan ederken neyin ve kimin sözcülüğünü yapıyorlardı? Geçtiğimiz Ocak ayında Irak Bölgesel Kürt Yönetimi Başkanı Mesud Barzani, Ortadoğu’yu şekillendiren Sykes-Picot antlaşmasının artık geçerliliğini yitirdiğini ve yeni bir anlaşma yapılması gerekliliğini ifade ederken, küresel güçlerin bölgeye ilişkin ajandasından satırlar okuyordu” diye konuştu.
“Biz, Sykes-Picot üzerinden oluşturulmak istenen bu algının malzemesi olmayacağız” ifadesini kullanan Saral, şunları dedi:
“Ortadoğu’da muhteris menfaat kalemleriyle harita çizmek isteyen vahşi Batı’nın kanlı ellerini tutmayacağız. Osmanlı bakiyesi bir devlet olarak, bu zihniyete karşı Çanakkale’de, Kut-ül Amare’de olduğu gibi insan ve vicdan mevziini tutmaya devam edeceğiz. Başta da söylediğim gibi insanlığa kaderi, kendini dünyanın efendisi zanneden küresel güç odakları değil, her şeyin yaratıcısı, mutlak kudret sahibi olan Allah takdir eder. Evde hesap yapanlar, bu hesap üzerinden çarşıyı karıştırabilir ama çarşıda hesap bütün hesapların üzerinde hesabı olan kadiri mutlaka aittir. O, hesap görücülerin en hayırlısıdır.”
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner122

banner215

banner124

banner154

banner126