Davutoğlu: İç güvenlik reformu, çözüm sürecinin önünü açacak tedbirdir

Başbakan Ahmet Davutoğlu, iç güvenlik reformunun çözüm sürecinin önünü açacak bir tedbir olduğunu belirterek," Kimsenin bir daha Doğu ve Güneydoğu Anadolu da ve diğer şehirlerde, şehirleri sokakları kaosa dönüştürerek çözüm süreci...

Davutoğlu: İç güvenlik reformu, çözüm sürecinin önünü açacak tedbirdir

Başbakan Ahmet Davutoğlu, iç güvenlik reformunun çözüm sürecinin önünü açacak bir tedbir olduğunu belirterek," Kimsenin bir daha Doğu ve Güneydoğu Anadolu da ve diğer şehirlerde, şehirleri sokakları kaosa dönüştürerek çözüm süreci...

02 Mart 2015 Pazartesi 14:14
Davutoğlu: İç güvenlik reformu, çözüm sürecinin önünü açacak tedbirdir
banner203
Başbakan Ahmet Davutoğlu, iç güvenlik reformunun çözüm sürecinin önünü açacak bir tedbir olduğunu belirterek," Kimsenin bir daha Doğu ve Güneydoğu Anadolu da ve diğer şehirlerde, şehirleri sokakları kaosa dönüştürerek çözüm süreci gibi bir barış projesini, bir kardeşlik projesini, milli birlik projesini sabote etmesini engelleyecek bir yasa tasarısıdır. Onun önünde bir koşul olmadığı gibi onu engelleyen bir şartta değildir. Bir taraftan özgürlüklerin korunması ve iç güvenlik paketi ile kamu düzeni devam edecek, diğer taraftan da cumartesi günü yapılan açıklamanın özünde olan silahsızlanması silahları terk etmeyi ve demokratik siyaseti savunmaya devam edeceğiz." dedi.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, AK Parti’nin TBMM Grup Toplantısı'nda konuştu.

Davutoğlu, konuşmasına Necmettin Erbakan ve Yaşar Kemal’e 'Allah rahmet eylesin' diyerek başladı.

28 Şubat’ın kalıntılarına karşı mücadele etmeye devam edeceklerini belirten Davutoğlu, “Yasaklara karşı özgürlük diyeceğiz. Yoksulluğa karşı insanlık onurunun getirdiği kalkınma diyeceğiz. Yolsuzluklara ve hortumlamalara karşı şeffaflık ve dürüstlük diyeceğiz. 29 şubat dönemi bu 3 şeyle anıldı. Yasaklarla anılmıştı. O gün bürokratik otoriter bürokratik darbeye karşı çıkan herkes yasak halesi içine alınmıştı. Yolsuzluklar vardı. Hortumlanan bankalar vardı vardı bir gecede 2001 krizinde milletin nasıl fakirleştiğini birilerinin nasıl zenginleştiğini hatırlayınız. Yoksulluk vardı bu dönemde esnaflar başbakanlık önünde yazar kaza kırıyorlardı.” diye konuştu.

Yeni dönemde 28 Şubat’ın son kalıcı izlerinin de silindiğini kaydeden Davutoğlu, “28 Şubat’ta tanklar Sincan’da yürümüşlerdi 27 Mayıs’ı 12 Mart’ı 12 Eylül’ü hatırlatırcasına 28 Şubat’ın bu seneki yıl dönümünden birkaç gün önce bu sefer Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kudretinin timsali olan tanklar Suriye’de Süleyman Şah’ın kutsal emanetini korumak üzere yürüdü. Bu yürüyüş esnasında milli irade ile bürokrasi arasında olması gereken ilişki biçimi ortaya çıktığı için birileri rahatsız oldu. Neredeyse yeni darbe çağrılarına kalkışanlar oldu. MHP liderinin nasıl bir demokrasi karşıtı dil kullandığına hepimiz şahit olduk. Onların özledikleri tankların Sincan’da yürümesi. Bizim özlediğimiz ise milli irade ile bütünleşmiş kudretli silahlı kuvvelerinin en güçlü caydırıcı kapasiteye ulaşması aramızdaki fark bu. Türk Silahlı Kuvvetleri dosta güven düşmana korku veren bir kapasiteye ulaşacak. Ama hiçbir zaman bir daha Türk Silahlı Kuvvetleri'nin tankları Ankara sokaklarında veya herhangi bir vilayetimizin sokaklarında dolaşmayacak.” şeklinde konuştu.

ÖZGÜRLÜKLERİN KORUNMASI VE İÇ GÜVENLİK REFORMUNUN ÇÖZÜM SÜRECİNİN ÖNÜNÜ AÇACAK BİR TEDBİRDİR

Bugün Meclis'in gündeminde olan özgürlüklerin korunması ve iç güvenlik reformunun aslında, 6-7 Ekim olaylarının atmosferine karşı yaratılmak istenen atmosfere karşı bir alınan bir tedbir olduğunu anlatan Davutoğlu, “Çözüm sürecinin önünü açacak bir tedbirdir. Kimsenin bir daha Doğu ve Güneydoğu Anadolu da ve diğer şehirlerde, şehirleri sokakları kaosa dönüştürerek çözüm süreci gibi bir barış projesini, bir kardeşlik projesini, milli birlik projesini sabote etmesini engelleyecek bir yasa tasarısıdır. Onun önünde bir koşul olmadığı gibi onu engelleyen bir şartta değildir. Bir taraftan özgürlüklerin korunması ve iç güvenlik paketi ile kamu düzeni devam edecek, diğer taraftan da cumartesi günü yapılan açıklamanın özünde olan silahsızlanması silahları terk etmeyi ve demokratik siyaseti savunmaya devam edeceğiz. Bu gelişmelerden sonra, aylarda çözüm süreci konusunda ciddi bir ivmenin önünü açacak ciddi görüşmeler yapıldı. Cumartesi günü yapılan açıklamayla yeni bir aşamaya geldik. Burada 3 hususa dikkat çekmek istiyorum. Yeni bir dönem başlıyor. 3 ayaklı bir dönem birincisi ortak aidiyet bilincinin güçlenmesi. Türkiye’de 77 milyon vatandaşımızın bu ülkeye Türkiye Cumhuriyeti devletine demokrasimize tam bir orta aidiyet bilinci ile bağlanması en önemli teminatımızdır. Ortak aidiyet bilincinin iki ayağı var. Tarihdaşlık ve vatandaşlık. Tarihdaşlık bu milletin fertlerinin geriye dönük olarak kendi bilinçlerini oluşturma çabasıdır. Vatandaşlık ileriye ve istikbale dönük olarak hukuk devleti içinde hak ettiği yeri alma çabasıdır.” açıklamasında bulundu.

Ortak aidiyet bilincinin ikinci ayağının ortak vatandaşlık olduğunu hatırlatan Davutoğlu, “Vatandaşlık söz konusu olduğunda biz kimsenin etnik ve mezhebi kökenine, dini kökenine bakmayız. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları modern çağdaş bir demokratik devletin vatandaşları olarak, eşit haklara ve özgürlüklere sahiptir. Çözüm sürecinin ortak aidiyet bilincinin vatandaşlık ayağında bunda sonra 28 Şubat’ta 12 Eylül’de ve 27 Mayıs’ta görüldüğü gibi dışlayıcı, reddedici, fişlemeye dayalı iç tehdit tanımlamalarına dayalı ayrımcılıklara son verilmiştir. Yeni Türkiye vatandaşların mutlak anlamda eşit olduğu, eşit haklara sahip olduğu, insanlık onurunun yükseldiği bir Türkiye’dir. İkinci ayak demokratik siyaset. Eğer bir ülkede demokrasi varsa, bütün dertlerin devasıda var demektir. Çünkü demokrasi her konuda vatandaşlara ve bütün insanlara vatandaş olmasa dahi o anda o ülkede bulunan insanlara özgürlük alanını açar ve herşeyin tartışma zeminini sağlar. Demokrasinin olduğu yerlerde şiddet kültürü gelişmez. Demokratik siyasetin olduğu yerde artık silahlara dayalı bir mücadele yürütmek isteyenlerin bu mücadelelerini haklı kılacakları bir zemin olamaz. Hiçbir şekilde silahlı mücadele haklı değildir. Ama özelliklede demokrasinin var olduğu zeminde herhangi bir kesimin tehdit dilini silah dilini kullanması kesinlikle o demokrasiye yapılabilecek en büyük saldırıdır, insanlık onuruna vurulabilecek en büyük darbedir. Bu açıklama ile demokratik siyasete yapılan çağrı olumludur. Tabi göreceğiz. Artık türkiye’nin herhangi bir yerinde herhangi bir şekilde silah ve terör dilinin yönteminin uygulanmaması lazım. Bir daha 6-7 Ekim olaylarında olduğu gibi molotof kokteyli veya başka araçlarla demokrasiye yakışmayan özgürlükleri yok eden görüntülerin çıkmaması lazım. Kimin ne derdi varsa özellikle HDP’ye seslenerek dile getiriyorum, kimin ne derdi varsa tartışacağı yer TBMM platformudur. Kimin ne derdi varsa kullanacağı yöntem, özgürlükçü tartışma yöntemidir. Kimin ne derdi varsa baş vuracağı makam millettir. Silah değil millettir, terör değil halktır, savaş değil barıştır.” diye konuştu.

Önümüzdeki dönemde her şeyi tartışmaya açık olduklarını, demokratik yolla getirilebilecek her hususu tartışacaklarını ifade eden Davutoğlu şunları söyledi: “Ama 2013’te olduğu gibi yine eğer silahları bırak çağrısının ardından oyalamalar başlar, silahlar başka şekillerde gündeme getirilmeye başlanırsa buradan sesleniyorum kamu düzeni söz konusu olduğunda hiçbir taviz vermeyeceğimizin herkes tarafından bilinmesi lazım. Üçüncü önemli husus ortak aidiyet bilinci demokratik siyasetle birlikte üçüncü husus ortak gelecek bilincidir.”
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner122

banner215

banner124

banner40

banner126