Erdoğan “Bize Lozan’ı zafer diye yutturmaya çalıştılar”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 15 Temmuz’un, 1912’den 1923’e kadar geçen sürede 5’te 1’e düşen Türkiye topraklarının elinde kalan son parçasının işgali teşebbüsü olduğunu belirterek, birilerinin Türk halkına Lozan’ı zafer...

Erdoğan “Bize Lozan’ı zafer diye yutturmaya çalıştılar”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 15 Temmuz’un, 1912’den 1923’e kadar geçen sürede 5’te 1’e düşen Türkiye topraklarının elinde kalan son parçasının işgali teşebbüsü olduğunu belirterek, birilerinin Türk halkına Lozan’ı zafer...

29 Eylül 2016 Perşembe 15:52
Erdoğan “Bize Lozan’ı zafer diye yutturmaya çalıştılar”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 15 Temmuz’un, 1912’den 1923’e kadar geçen sürede 5’te 1’e düşen Türkiye topraklarının elinde kalan son parçasının işgali teşebbüsü olduğunu belirterek, birilerinin Türk halkına Lozan’ı zafer gibi göstermeye çalıştığını, Ege’deki adaların Lozan ile verilmesinin bir zafer olmadığını söyledi.
Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde 27. muhtarlar toplantısında konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “15 Temmuz artık Demokrasi ve Özgürlükleri Anma Günü olarak dün MGK’da hükümete tavsiye edildi. Her 15 Temmuz artık şehitlerimizi ve gazilerimizi anma günü olarak tatil edilecektir” dedi.
MGK’nın OHAL’in 3 ay daha uzatılması için hükümete tavsiyede bulunduklarının altını çizen Erdoğan, Lozan’ın bir zafer olarak yutturulmaya çalışıldığının altını çizerek ”1920’de bize Sevr’i gösterdiler, 1923’de Lozan’a bizi razı ettiler. Birileri de bize Lozan’ı zafer diye yutturmaya çalıştılar” açıklamasında bulundu. Erdoğan, Ege’deki adaların Lozan ile verilmesinin zafer olmadığının altını çizerek “Şuanda Ege’yi görüyorsunuz, bağırsan sesinin duyulacağı adaları biz Lozan’da verdik. Zafer bu mu? Oralar bizimdi, oralarda hala bizim mabetlerimiz, camilerimiz var. Ama şuanda Ege kıta sahanlığı havada ne olacak, denizde ne olacak hala bunu koşuyoruz, bunun mücadelesini veriyoruz. O masaya oturanlar o anlaşmanın hakkını vermediler, veremediler. Veremedikleri için onun sıkıntısını biz yaşıyoruz. Şayet bu darbe de başarılı olsaydı herhalde Sevr’i dahi arayacağımız bir dayatma ile karşımıza çıkacaklardı” ifadelerini kullandı.
Kılıçdaroğlu’nun kendisinin BM Genel Kurulunda yaptığı konuşmaya yönelik eleştirilerine de cevap veren Erdoğan “BM Genel Kurulunda biz 14 yıldır hitap ediyoruz. BM Genel Kuruluna hitap etmekten nasibini almamış olan bir kişinin bu konudaki değerlendirmesini kale almaya gerek yok” açıklamasında bulundu.
15 Temmuz şehitleri içinde 2 tane muhtar olduğunu hatırlatan Erdoğan, Ankara Kazan Ahi Mahallesi muhtarı Ali Anar ve İstanbul Üsküdar Acıbadem Mahallesi muhtarı Mete Sertbaş’ın darbecilere karşı verdikleri mücadele sırasında şehit olduklarını, ayrıca Ankara Sincan Osmaniye Mahallesi muhtarı Hakan Yiğit’in kardeşleri Erkan ve Volkan Yiğit’in Cumhurbaşkanlığı Külliyesi önünde darbecilerin saldırısına uğradıklarını, Erkan Yiğit’in şehit olduğunu, Volkan Yiğit’in ise yaralı olarak kurtulduğunu, kendisinin Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde görev yaptığı söyledi.
“15 Temmuz, 1912’den 1923’e kadar geçen kısa sürede 5’te 1’e düşen topraklarımızdan elimizde kalan son parçanın işgali teşebbüsüydü”
Muhtarlar buluşmasının önemini anlatan ve “Açıkçası aramıza bir darbe girişiminin de girmeye çalışacağı aklıma gelmemişti” ifadelerini kullanan Erdoğan, Türkiye’nin son 14 yılında maruz kalınan ihanetler içinde 15 Temmuz darbe girişiminin çok farklı bir yere sahip olduğunu kaydetti. 15 Temmuz darbe girişiminin milletin kendisinin hedef alındığının altını çizen Erdoğan “Adını doğru koymak lazım, 15 Temmuz’da Türkiye hem bir darbe girişimine hem bir dizi terör eylemine hem de örtülü bir işgal girişimine maruz kaldı. 15 Temmuz TSK içinde yuvalanan üniformalı bir cuntanın eseri olması dolayısıyla elbette bir darbe girişimiydi. Darbecilerin milletimize karşı hedef gözetmeksizin uyguladıkları şiddet, gerçekleştirdikleri eylemler ve kullandıkları yöntem itibariyle 15 Temmuz aynı zamanda bir terör saldırısıydı. Bunlar milletin verdiği vergilerle onları emanet ettikleri F-16’ları, helikopterleri, tankları, topları, silahları zannediyorlardı ki, ‘bunlarla birlikte biz bu işi başarırız.’ Ama bunlar bir şeyi düşünmüyorlardı, ‘bu millet şöyle ortaya çıkar, meydanlara dökülür, havalimanlarına dökülür, eğer bedenini, göğsünü, her şeyini siper ederse o zaman biz ne yaparız’ diye düşünmemişlerdi. Hem projenin geresindeki sülietler hem de darbenin başarılı olması halinde hayata geçirilecek niyetler itibariyle 15 Temmuz, burası çok önemli, 1912’den 1923’e kadar geçen kısa sürede 5’te 1’e düşen topraklarımızdan elimizde kalan son parçanın işgali teşebbüsüydü. Millet o toprakları bunlara teslim etmedi. ‘Çılgın Türkler’ diyorlar ya işte o millet. 15 Temmuz Türk milletinin ikinci Kurtuluş Savaşıdır, bunu böyle bilelim” dedi.
“Lozan’ı zafer diye yutturmaya çalıştılar”
Tarihte yapılanları hatırlatan Erdoğan “1920’de bize Sevr’i gösterdiler, 1923’de Lozan’a bizi razı ettiler. Birileri de bize Lozan’ı zafer diye yutturmaya çalıştılar. Şuanda Ege’yi görüyorsunuz, bağırsan sesinin duyulacağı adaları biz Lozan’da verdik. Zafer bu mu? Oralar bizimdi, oralarda hala bizim mabetlerimiz, camilerimiz var. Ama şuanda Ege kıta sahanlığı havada ne olacak, denizde ne olacak hala bunu koşuyoruz, bunun mücadelesini veriyoruz. O anlaşmada masaya oturanlar sebebiyle. O masaya oturanlar o anlaşmanın hakkını vermediler, veremediler. Veremedikleri için onun sıkıntısını biz yaşıyoruz. Şayet bu darbe de başarılı olsaydı herhalde Sevr’i dahi arayacağımız bir dayatma ile karşımıza çıkacaklardı. Milletimiz engin ferasetiyle sahneye konulmaya çalışılan senaryonun tüm safhalarını, tüm hazırlıkları anında deşifre etmiş buna karşı tavrını da göstermiştir. O gece Türk milleti sadece bir darbeyi önlemekle kalmamış, ülkesini bir işgalden kurtarmıştır. Bizde milletimizden aldığımız güç ile darbecilerin karşısında dimdik durduk ve oyunu bozduk. Şair diyor ya ‘yürüyeceksin, millet yürüyecek arkandan.’ Mesele bu. Şunu unutmayın, eğer lider taşın arkasına saklanmazsa o millet dağın arkasına saklanmaz. Ama lider taşın arkasına saklanırsa millette dağın arkasına saklanır. Biz o gece milletimizle yürüdük. O gece şayet İstanbul’da milletimiz havalimanını ve bulunduğumuz Devlet Konukevi’ni çepeçevre kuşatmamış olsaydı FETÖ’nün gözü dönmüş katillerinin uçakları, helikopterleri, tankları bize de ölüm kustururdu. Demek ki, şehadet nasibimizde yokmuş ki bugün burada sizlerle birlikteyiz” diye konuştu.
“OHAL’in 3 ay daha uzatılması hükümete tavsiye edildi”
“Bu milletin sabrını zorlamayın, bu devletin sabrını zorlamayın. Bu milletin ve devletin sabrını zorlayanların akıbetlerini öğrenmek istiyorsanız tarih kitaplarına bakın, orada ziyadesiyle örneklerini göreceksiniz” açıklamasında bulunan Erdoğan, 21 Temmuz’dan itibaren 3 ay süreyle OHAL ilan edildiğini hatırlattı. OHAL konusunu speküle edenlerin olduğunun altını çizen Erdoğan “Şuanda ben muhtarımın şahsında milletimle konuşuyorum. Bu toplantı önemli bir toplantı. Birileri bir şeyi anlamıyor, atanmış kimdir, seçilmiş kimdir? Ben Cumhurbaşkanı olarak seçilmişim, benim muhtarım da seçilmiş. Demokrasi noktasında benim muhtarımla aramda bir fark yok. O da seçilmiş, bende seçilmişim. Biri muhtar olarak seçilmiş, biri de Cumhurbaşkanı olarak seçilmiş. Bunu birbirinden ayırmak lazım. Eğer ‘demokratik parlamenter sistem’ diyorsan burada muhtarı alçaltamazsın, küçültemezsin, küçük göremezsin. Demokrasinin terazisi seçimdir. Seçimle gelene saygı millete saygıdır. Bu KHK, OHAL uygulamalarının sadece terör örgütleri ile mücadele ile sınırlı kalacağı, günlük hayata hiçbir olumsuz yansıması olmayacağı daha ilk günden ifade edilmişti. Biz 14-15 sene önce geldiğimizde de bu ülkede OHAL vardı. O OHAL’de ülkemizin belirli yerlerinde sokağa dahi belli saatlerde çıkamıyordunuz. Şimdi böyle bir şey yok. Sokağa çıkıyorsun, alışverişini yapıyorsun. Günlük hayatın işlemesinde tam aksine bir rahatlık, kolaylık, güvence var. Nitekim gecen 2 ayı aşkın sürede OHAL tam da bu şekilde, yani terör örgütleri ile mücadelenin etkinliğini artırma amacıyla uygulandı. Bütün bunları yaparken, diğer taraftan da FETÖ terör örgütü ile ilgili mücadelenin, diğer terör örgütleri ile mücadelenin devletin yapısı içerisindeki o yapılanmayla mücadelede bizim hızımızı artırıyor. Bu işi hızlandırmamız lazım. Bu işte rehavet olmaz. Bu devletin bu terör organlarının uzantılarından arındırılması için zamana ihtiyacı var. Biz şuanda zamanla yarışıyoruz. Mesele öylesine derin ve girift ki, 3 aylık sürenin yeterli olmayacağı görülüyor. Dün yaptığımız MGK toplantısında OHAL’in 3 ay daha uzatılması hükümete tavsiye edildi. Hükümetimiz de gerekli değerlendirmeleri yapıp, adımları atacaktır. OHAL uygulaması tamamen FETÖ ve PKK terör örgütleri ile daha etkin mücadele amacına yöneliktir. Ana muhalefet partisinin OHAL yetkileri ile hayata geçirilen hususların Meclisin rutin çalışmaları ile çözülebileceği görüşüne kesinlikle katılmıyorum. Meclisin bu noktada ne kadar hızlı çalıştığını biliyoruz, biz bu Meclisin içinden geldik. Siyasette de tecrübemiz bu ifadeleri kullananlarla mukayese edilemeyecek kadar derin. Meclisin mevcut içtüzüğü böyle pratik bir çalışma yürütülmesine imkan vermiyor. Kolayca çözülebilecek nice meselenin Mecliste aylarca, yıllarca sürüncemede bırakıldığını çok iyi bilirim. Meclisin gündemi zaten yeteri kadar yüklü ve ağır. Bir de buna OHAL kapsamındaki işleri ilave etmeye kalkarsak Meclis tamamen tıkanır. Terör örgütlerinin mensuplarının yurtdışına nasıl kaçtıklarını görüyorsunuz değil mi? Bunlar için 24 saat çok önemli, anında kaçabiliyor. Kimileri Amerika’nın kimileri Avrupa’nın sokaklarında ellerini kollarını sallayarak dolaşabiliyor. Bunları istediğimiz halde bunlar oralarda dolaşabiliyor. Yine 3 aylık bir süre ile OHAL’in uzatılması Türkiye’nin yararınadır” dedi.
Türkiye’deki OHAL uygulamasına yurtdışından gelen eleştirilere de cevap veren Erdoğan ve Fransa örneğini göstererek “Fransa’da bir ufak terör eylemi oldu, 10-15 kişi öldürüldü. Dünyanın liderleri Paris’te toplandılar. Türkiye’de demokratik rejime bir darbe yapılıyor, 241 evladımız şehit ediliyor, 2 bin 194 gazimiz, yaralımız var. Acaba hangi lider geldi. Sadece birkaç telefon ötesinde maalesef atlayıp anında buraya gelen lider yok. 1-2 bakan geldi, onları görmemezlikten gelemem. Körfez’den başta Katar olmak üzere Emir, Başbakan, Dışişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, hepsinden öte Emir’in babası ve evlatları hafta içinde geldiler ve bizlerle bu sıkıntıyı paylaştılar. Körfez’den telefonla arayanlar oldu” dedi.
Fransa’da 1 yıllık OHAL ilan edildiğini belirten Erdoğan “Dünyadan kimse Fransa’ya diyor mu ‘siz 1 yıl OHAL ilan ettiniz’ diye. Bizim bakan arkadaşlara akıl veriyorlar, ‘1 yıl OHAL Türkiye için doğru değil, 3 ayı bir daha uzatmayın’ diye. Dur bakalım, sabırlı ol, belki 12 ay da yetmeyecek. Bizim görevimiz bu milletin can, mal, akıl güvenliğini korumak ve devam ettirmektir. Kimse bize takvim belirlemesin. Kimse bizim yol haritamızı tayin etmesin. Bu yol haritasını bu ülkenin hükümeti ve kurumları belirler. Bunlar kalkıyor bize yol haritası çiziyor. Siz bir defa ne zaman Türkiye’ye dost oldunuz, gerekli olan destekleri verdiniz. Hepsi bu darbenin başarılı bir şekilde sonuçlanmasını bekliyordu. Bunların hepsinin bilgileri bize ulaştı, zil takıp oynamaya çalışanlar vardı. Ama Rabbim, milletim onlara bu fırsatı vermedi. Türkiye Fransa’daki terör olayları ile mukayese edilemeyecek kadar ağır terör saldırılarına ve daha önemlisi bir darbe girişimine sahne oldu. Bu bakımdan OHAL’in uzatılması kararını milletimin anlayışla karşılayacağına ve destekleyeceğine inanıyorum” diye konuştu.
Muhtarlara OHAL’in uzatılmasını soran Erdoğan, muhtarlardan da tam destek aldı. Erdoğan “Ülkemizdeki olay Fransa’dan farklı olduğu gibi birçok yerden farklı. Şuanda dünyada, örneğin Amerika’da birkaç olay oluyor, bir kişi öldürülüyor, o eyalet OHAL ilan ediyor. Basit bir örnek. Bizdeki olay böyle değil ki” açıklamasında bulundu.
“Bünyesindeki FETÖ’cülerin temizlenmesi ile safralarından kurtulan TSK, cumhuriyet tarihinin en kapsamlı sınır dışı operasyonunu başarı ile yürütüyor”
FETÖ ile PKK’nın Suriye rejimi, PYD, YPG, müttefik dediğimiz ülkelerle DEAŞ el ele kol kola vermiş Türkiye’nin aleyhine çalışıyor. PKK’nın son dönemde artan eylemlerinin tek bir sebebi vardır, FETÖ’nun üzerinde oluşan baskıyı azaltmak ve Suriye’de Türkiye’nin dikkatini dağıtmak. Esasen 2015 Temmuz ayında Güneydoğu’daki bazı ilçelerimizde başlattıkları çukur eylemleri PKK’yı bölge halkı nezdinde tamamen bitirdi. Daha da bitecekler. Bu örgütün ve uzantısı kuruluşların toplantılarına katılım geçmiş yıllara göre 10’in dahi altına düştü. Bölgedeki kardeşlerimiz PKK’nın sadece belirli güçlerin taşeronluğunu yaptığını, örgütün kendisi ile ve çocuklarının geleceği ile hiçbir ilişkisinin olmadığını bu sürede gördü. 15 Temmuz darbe girişimine karşı en güçlü tavrın gösterildiği yerlerin başında bu bölgemiz geliyor. Çünkü çok çektiler, çok darbe yediler. PKK ve FETÖ’nün hatta PKK ve DEAŞ’ın nasıl derin işbirliği içinde olduklarına dair sayısız ifade, belge, bilgi bulunuyor. Bölücü örgütün 15 Temmuz’un ardından eylemlerini artırması milletimiz ve bölge halkı tarafından isabetli teşhis ile başarısız darbe girişiminin PKK eli ile sürdürülmeye çalışılması olarak değerlendirildi. Suriye’de de bölücü örgütün PYD-YPG adı ile faaliyet gösteren unsurları Türkiye’ye karşı her türlü husumeti gösteriyor. Gerektiğinde rejim ile gerektiğinde müttefik dediğimiz ülkelerle işbirliği yapan bu terör örgütü Suriye’de başlattığımız Fırat Kalkanı Operasyonu’ndan çok rahatsız oldular. Bünyesindeki FETÖ’cülerin temizlenmesi ile safralarından kurtulan TSK, cumhuriyet tarihinin en kapsamlı sınır dışı operasyonunu başarı ile yürütüyor. Bu operasyon ile bölgede DEAŞ ile savaşan tek gücün kendileri olduğu yalanı bir balan gibi söndü. ‘PYD-YPG DEAŞ ile savaşıyor’ dediler, yalan. DEAŞ bir yere giriyor, oradan çıkıyor, oraya PYD ile YPG yerleşiyor, kimi aldatıyorsunuz. Tezgah böyle çalıştı. Şimdi ellerinden gelse diğer yerlerde de aynı şeyi yapacaklar. DEAŞ ile PYD-YPG ve rejimin birbirlerini besleyen, birbirlerinin varlıklarından güç alan yapılar olduğunu biz biliyorduk, şimdi bunu tüm dünyada biz gösteriyoruz, dünya da görmeye başladı. Halep’te ve diğer Suriye şehirlerinde katledilen çocukların, kadınların, sivillerin kanları ellerinde olanların işi giderek zorlaşıyor. Ümran bebeğin halini gördünüz, o darbeyi yemiş inşaatın içinde toz toprak, kan revan içindeki çıkışını gördünüz. O Ege’de kıyılara vurmuş olan yavrumuzu biliyorsunuz. Kardeşlerim bu ülkede DEAŞ bahanesi ile yürütülen kanlı operasyonların meşruiyeti her geçen gün kayboluyor. Bize devamlı ‘aman sabır’ dediler. Gaziantep’te eğer DEAŞ terör örgütü kına merasiminde 14 yaşındaki çocuğun bedenine bombaları bağlamak suretiyle, çocuğu da nasıl kandırıyorlar, çocuk Messi’yi çok sevdiği için Messi’nin formasını da giydirmek suretiyle onun üzerine bombayı bağlayıp, kına töreninde bomba patlatılıyor, 56 kardeşimiz orada şehit oluyor. Bunun yanında 100’e yakın yaralı” ifadelerini kullanarak, Gaziantep saldırısında yaralananları hastanede ziyaret ettiğini söyledi. Erdoğan “Hala utanmadan sıkılmadan bunları getirmeyeceksin, bunları muhtarlarımla dertleştiğim gibi BM Genel Kurulunda dertleşmeyeceğiz de BM Konseyi’nde anlatmayacağız da nerede anlatacağız? Bunları bizim dışımızda anlatan yok ki. Bizim dışımızda 3 milyon mülteciyi topraklarında iskan eden yok ki, biz iskan ediyoruz. Soruyorum, bu mülteci kardeşlerimize ‘tekrar Suriye’ye göndereceğiz’ diyenler kimdi? Şimdi de kalkıp utanmadan, sıkılmadan farklı şeyler söylüyorlar. Bunlar misafirperverliğin bu milletin ruhunda olduğunu bilmeyenler” dedi.
“Türkiye’nin ve ÖSO’nun DEAŞ’a karşı verdiği gerçek mücadele örneği var” açıklamasında bulunan Erdoğan, bölgede hesabı ve çıkarı olan ilkelerin şartları zorlamaya devam ettiğini fakat Suriye meselesinin yeni bir safhaya girdiğini belirtti. Erdoğan “Yeni dönemin en belirleyici unsuru Suriye halkının kendi içinde tesis edeceği birlik, beraberlik ve dayanışma olacaktır. Cerablus operasyonunu niye yaptık? Gaziantep’teki olan bu işin ateşlenen fitili oldu. O ana kadar biz oralara girmedik. O anda artık o yetiştirdiğimiz eğit-donat çerçevesindeki Suriye halkı, Cerablus halkı, ılımlı muhaliflere ‘buyurun bizde arkanızdayız’ dedik. Onlar girdi, bizde arkalarından ve böylece Cerablus’u DEAŞ’tan temizledik. Ardından Rai’de yaşayan halk DEAŞ’ın oradan da temizlenmesini bekledi, Rai’den de DEAŞ’ı temizledik. DEAŞ’ın elinde bulunduğu dönemde Cerablus’ta insan sayısı 2 bine kadar düşmüştü, şuanda 30 bine kadar ulaştı. Daha gelecek olanlar var. Geçmişte DEAŞ zulmünden kaçarak Türkiye’ye ve batı ülkelerine giden, gitmeye kalkışan Cerabluslular evlerine dönmeye başladılar. Suriye’de bizim ilk etapta 5 bin kilometrekare olarak öngördüğümüz güvenli ve uçuşa yasak bölge tam manasıyla oluşturulabilirse en azından yeni göç dalgalarının önü kesilmiş olacak. Bu Batı bizim laflarımızı dinlese birçok şeylerden kurtulacak” diye konuştu.
“Tehdit oluşturacak olan terör koridorunu kaldırmakta kararlıyız”
Batı ülkelerini Suriyeli mülteciler konusunda eleştiren Erdoğan “Bu 5 bin kilometrekare alan genişledikçe, Suriye halkı kendi topraklarında güvenli bir şekilde yaşama imkanı buldukça göç ve mülteci sorunu kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Gayet insani, ahlaki, vicdani bir zemini olan bu projenin hayata geçmesini istemeyenler ise rejim güçleri, DEAŞ, PYD-YPG’dir. Bunlar ve arkalarındaki devletler dışındaki herkes Türkiye’nin güvenli bölge projesine gayet sıcak bakıyor. Buriye halkının başındaki kara bulutların dağılacağı günler yakındır. O gün aynı zamanda Türkiye’nin de Suriye kaynaklı tehditlerden kurtulduğu gün olacaktır. Bizim Suriye’nin topraklarında gözümüz yok. Ama tehdit oluşturacak olan terör koridorunu kaldırmakta kararlıyız. Bize Suriye’nin Kuzeyinden herhangi bir tehdit oluşmayacak, Kilis’e roketler düşmeyecek, Gaziantep’e düşmeyecek. Yani bizim özellikle Suriye sınırındaki vilayetlerimiz artık onların bu tehditlerini görmeyecek” şeklinde konuştu.
“Bunların cebine 3-5 kuruş ekstra para koy, istediğin notu al”
Türkiye yönelik saldırılar çok farklı mecralar üzerinden yürütüldüğünü belirten ve bunlardan birisinin de ekonomi olduğunu kaydeden Erdoğan “Türkiye’nin önünü terörle, terör örgütleri ile, darbe girişimleri ile uluslararası sergilenen alanda ayak oyunları ile kesemeyeceklerini görenler ekonomi kartını masaya sürdüler. Esasen Türkiye bu tehdit ile ilk defa karşılaşmıyor. 2002 Kasım ayından beri sayısız kez ekonomik taarruza maruz kaldık. Allah’ın yardımı, milletimizin dirayeti ve gayretli çalışmalarımız neticesinde bu taarruzların hepsini boşa çıkarttık. Sadece tamamen bizim dışımızdaki şartların ürünü olan küresel krizin ilk yılı 2009’du, o yıla mahsus bir küçülme yaşadık. Aldığımız tedbirlerle küresel krizin ülkemizi, hatırlarsanız bir deyimim vardı benim, teğet geçecek demiştim ve teğet geçti. Birçok köşe yazarı kendine göre dalgasını geçiyordu. Ama o teğet geçme anlayışını, kavramını kavrayamadılar. 2013 yılında Gezi olayları ile ardından 17-25 Aralık darbe girişimi ile çünkü 17-25 Aralık darbe girişimi ne yazık ki polisin içine sızmış olanlarla yargının müşterek yapmış olduğu bir operasyondu. Geçen yıl yaşadığımız iki seçim ile 20 Temmuz 2015’ten itibaren hızlanan PKK saldırıları, DEAŞ saldırıları ve son olarak 15 Temmuz darbe girişimi ile sürekli teyakkuz halindeyiz. Buna rağmen ekonomide hayati bir kırılma yaşamadık. Ekonomimiz büyümeye devam etti. 27 çeyrek biz hep büyüdük. Şu 14 yıllık, 2 yıl Cumhurbaşkanıyım, ondan önce Başbakanlık dönemimiz dahil hep büyüyen bir Türkiye var. Küçülme diye bir şey olmadı. Dünyada ‘benim’ diyen ülkeler şuanda ekside, biz devamlı artıdayız. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından birileri yine kriz beklentisine girmişti ama hayal kırıklığına uğradılar. Milletimiz devleti ile birlikte ekonomisine de sahip çıktı. Sadece meydanlara çıkıp kendini feda etmedi, darbe girişiminin ertesi günü 2.5 milyar dolar, bugüne kadar da 12 milyar dolar para bozduran, döviz bozduran bu millet döviz üzerinden oyun oynanmasına izin vermedi. Zannettiler ki bunlar Merkez Bankası kasasını boşaltır, Merkez Bankasına gerek kalmadı, millet bu oyunu bozdu. Eskiden beri siyasi saiklerle hareket ettiklerini bildiğimiz kredi derecelendirme kuruluşları devreye girdi. Ben kredi derecelendirme kuruluşlarını çok severim, onlar da beni severler. Amerika seyahatinde çok önemli bir şirketin CO’su ‘bu CO’lar sizinle arası pek iyi değil, bunun nedeni nedir’ diye sordu. İsin vermeyeceğim kredi derecelendirme kuruluşları ile ilgili, bunlar sipariş üzere not verirler dedim. Birkaç gün önce Türkiye’nin yatırım yapılabilir ülkeler içinde bizi gösterdiler, ben buna inanmıyorum dedim. Benden intikam alırcasına ülkeye geldik birden bizim notumuzu düşürüverdiler. Bizim notumuzu düşürdüler de ne oldu. Hazine hemen bir piyasa yaptı ve dışarıdan, içeriden bunların beklediğinin çok üstünde bir ilgi alaka hazinenin kağıtlarına oldu. Türkiye’nin gerçeği bu değil ki. Batmış, bitmiş bir ülkeye bir anda bakıyorsun 4 kat büyümede bir derece vermeye kalkıyorlar, Avrupa’dan 400 milyar avro destek gören bir ülkeye bu desteği veriyorlar, Türkiye gibi kendi ayakları üzerinde duran bir ülkeye de ‘durağan’ diyor. Bu sefer ‘durağan’ demediler, notu düşürdüler. İstediğiniz kadar düşürün, Türkiye’nin gerçeği bu değil. Türkiye yatırımlarına, kalkınmaya devam ediyor. Siz Türkiye’nin gerçeklerinden uzaksınız. Bunların cebine 3-5 kuruş ekstra para koy, istediğin notu al, bunlar böyle çalışıyorlar. Talimatları nereden aldıklarını biliyoruz. Keşke şu ülkede siyaset kendi içinde birlik, beraberlik içinde olsa da aynı hedefe beraber yüklense. Ben bunu sanayicilerimize, tüccarlarımıza da konuşuyorum. Sizde bir haykırın. Ne ürettiğinizi, ne sattığınızı bilen siz değil misiniz, dünya piyasalarında sizin malınızı bu kredi derecelendirme kuruluşları mı satıyor. Sizin fabrikalarınızı bunlar mı kuruyor, size krediyi bunlar mı veriyor, öyleyse dimdik durun. Her şeyden önce siz Türk’sünüz, bunu gösterin. Türkiye aynı Türkiye ama notu verenlerin kafasındaki hesap başka. Not ekonomik verilere değil de siyasi saiklere dayalı olarak verilince kimse o notu dikkate almadı. Ne iç piyasalarda ne dış piyasada not düşürmeden kaynaklanan ciddiye alınacak bir dalgalanma görülmedi” ifadelerini kullandı.
Kredi derecelendirme kuruluşlarını yalancı çobana benzeten Erdoğan, “Bu kuruluşların işi, çobanlara hakaret olmasın da yalancı çobanın işine döndü. Türkiye ile ilgili o kadar çok yalan yanlış adımlar attılar ki artık kimse onları ciddiye almıyor. Bizim ölçümüz bu kuruluşların raporları notları değil, biz reel ekonomiye bakıyoruz. Üretimi, istihdamı, ihracatı artıracak, yatırımları artıracak, markalaşmayı, yüksek teknolojiyi teşvik edecek önlemleri alıyoruz, almaya devam edeceğiz. Biz Osmangazi Köprümüzü açtık, Yavuz Sultan selim Köprümüzü açtık, açtığımızdan bu yana paralı geçişler başladığı andan itibaren iki kat her ikisinde de artış oldu, şimdi de 20 Aralık’ta Avrasya Tünelini açıyoruz. Kredi derecelendirme kuruluşlarına tavsiyem, buyursunlar gelsinler, özel misafirimiz olsunlar, tünelden geçsinler. Onların tavsiyesi ile bunları yapmadık. Bu millet kendi iradesi ve imkanları ile bunları yaptı. Biz 3 aşamalı bir plan hazırlamıştık. Birinci aşama, Meclis kapanmadan hemen önce görüşülüp kabul edildi. Özellikle geri kalmış bölgelerimizdeki yatırımlara çok ciddi teşvikler içeren yerli ve yatırımcılara yeni destekler getiren bu düzenlemeyi yenileri takip edecek. İhracatta geriye gidişin durduğunu, hatta yavaş da olsa yukarıya doğru yükselişin olduğunu görüyoruz. Turizmde ciddi bir kıpırdanma başladı. Özellikle Rusya’dan seferlerin başlaması hemen bir patlamayı getirdi. 1 ayı bulmadı 60 bin Rus turist Türkiye’ye girdi. Önümüzdeki sezon için çok daha ümitliyiz. Okulların açılması, yaz tatilinin sona ermesi, kriz senaryolarının çökmesi ile birlikte piyasada yaşanan durgunluğun ortadan kalkacağına inanıyorum” açıklamasında bulundu.
Türkiye’nin yüzde 5’in altında büyümeyi hak eden bir ülke olmadığını belirten Erdoğan, bu oranı yakalanabileceğini söyledi.
“Bu kişinin değerlendirmelerini kaile almaya gerek yok”
BM Genel kurulunda yaptığı konuşmaya ilişkin CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun yaptığı eleştirilere sert cevap veren ve Kılıçdaroğlu’nun, “BM’de dünya liderlerine mi yoksa muhtarlara mı konuşuyorsun belli değil” dediğini belirten Erdoğan, “Bilmiyor ki benim her muhtarım kendi mahallesinin lideridir. Bilmiyor ki benim her muhtarım bir dünya lideri seviyesinde bilgiye, birikime, kabiliyete, dirayete sahiptir, çünkü seçilmiştir. Muhtarı küçümseyen, halkı küçümseyen, ülkesini küçümseyen bir siyasi parti liderinin ne kendi partisine ne de bu millete hayrının dokunması mümkün müdür? Ondan sonra diyorlar ki ’14 yıldır bu ülkede iktidar niye değişmiyor?’ Ana muhalefetin her gün halka hakaret ettiği, halkı ve temsilcileri küçümsediği bir yerde iktidar nasıl değişecek. ‘Kader gayrete aşıktır’ derler. Bunlarda gayret yok ama kaderlerine isyan hat safhada” dedi.
Erdoğan konuşmasının sonunda, “BM Genel Kurulunda biz 14 yıldır hitap ediyoruz. BM Genel Kuruluna hitap etmekten nasibini almamış olan bir kişinin bu konudaki değerlendirmesini kale almaya gerek yok. Ben sizlerle birlikte yürümekten, adımın sizlerle birlikte anılıyor olmasından gurur duyuyorum” dedi.
Artvin, Bitlis, Bolu, Bursa, Diyarbakır, Kilis, Hatay, Isparta, Kastamonu, Kırşehir, Muğla, Ordu, Samsun ve Çanakkale’den gelen muhtarların katıldığı toplantıya bazı şehit muhtarların yakınları da katıldı. Şehit muhtar Ali Anar, şehit muhtar Mete Sertbaş, bir kardeşi şehit olan ve bir kardeşi yaralanan muhtar Hakan Yiğit ve yakınları Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde misafir edildi.
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner122

banner215

banner124

banner40

banner126