Elçilere yemek veren Gül'den bir ilk

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Türk diplomasisinin bölgede ve dünyada barış, uyum ve işbirliği girişim ve faaliyetlerinde öncü veya ortak olarak seçkin bir rol oynamasını herkesin takdir ettiğini söyledi.

Elçilere yemek veren Gül'den bir ilk

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Türk diplomasisinin bölgede ve dünyada barış, uyum ve işbirliği girişim ve faaliyetlerinde öncü veya ortak olarak seçkin bir rol oynamasını herkesin takdir ettiğini söyledi.

18 Temmuz 2008 Cuma 18:59
Elçilere yemek veren Gül'den bir ilk
Cumhurbaşkanı Gül, Büyükelçiler Konferansı nedeniyle Ankara'da bulunan büyükelçilere Çankaya Köşkü'nde yemek verdi. Yemeğe büyükelçilerin yanı sıra Dışişleri Bakanı Ali Babacan, TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Murat Mercan, CHP İstanbul Milletvekili Şükrü Elekdağ, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Mustafa İsen, MGK Genel Sekreteri Tahsin Burcuoğlu katıldı. Cumhurbaşkanı Gül, büyükelçilere "Hoş geldiniz" diyerek başladığı konuşmasında, "Sayın büyükelçiler, sizlerle istişare formatında yapılan bu dönüşüm, Türk diplomasisinin 21. yüzyılda daha kapsamlı bir faaliyet içinde bulunacağının ve yeni roller oynayacağının işaretini veren anlamlı ve isabetli bir karar olmuştur. Konferans çok da zamanlı olmuştur. Zira insanlık bir yandan birçok alanda büyük atılımlar yaparken, aynı anda başka alanlarda eski-yeni çeşitli risk ve tehditlerle karşılaşabilmektedir. Bu nedenle günümüzün belirsizliklerle dolu siyasi, ekonomik, kültürel ve çevresel koşullarının ülkemiz açısından çok kapsamlı bir analizinin yapılmasına fırsat veren Büyükelçiler Konferansı'nın bu dönemde gerçekleştirilmiş olmasını çok faydalı buluyorum" diye konuştu. Konferansın sonuçlarının Türk dış politikasının uzun vadeli yönelimlerinin ve önceliklerinin tespitinde devletin bütün kurumlarına ve topluma çok değerli veriler sağlayacağına emin olduğunu vurgulayan Gül, şunları söyledi: "Cumhuriyet diplomasisi, Osmanlı İmparatorluğu'nun uzun tarihi boyunca yaşadığı acı veya tatlı, ancak muhakkak ki zengin tecrübelerden süzülmüş yeteneklere sahip olduğu dost-düşman herkesin saygı ve takdirle teslim ettiği bir vakıadır. Bu yeteneklerin Türk milletinin ve dünya halklarının esenliği için seferber edilmesinde cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün 'Yurtta sulh, cihanda sulh' sözü başlıca ilham kaynağı olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesinin, hem kendi halkımızın milli uyum ve barışına hem de insanlığın kardeşliğine ve dünya barışına karşı büyük bir sorumluluk bilincine dayandığı açıktır." "ORTADOĞU'DA KAPSAMLI VE SİSTEMLİ KRİZ VE İHTİLAF ÖNLEYİCİ MEKANİZMALAR OLUŞTURULMALI" Diplomasinin yurt içindeki istikrar ve ilerlemeyi dünyadaki ve bölgedeki barış ve işbirliği çabalarıyla en mükemmel biçimde bağdaştırma yeteneğinin, günümüzde de büyükelçilerin emekleriyle en canlı biçimde hayata geçirildiğini söyleyen Gül, bugün de Türk diplomasisinin bölgede ve dünyadaki başlıca barış, uyum ve işbirliği girişim ve faaliyetlerinde öncü veya ortak olarak seçkin bir rol oynamakta olduğunu herkesin takdir ettiğini kaydetti. Gül, Ortadoğu'daki siyasi, ekonomik ve kültürel nitelikli çatışmaların küresel barış ve istikrarı da derinden etkileyen bir niteliğe büründüğünü belirterek, şöyle devam etti: "Bu sorunların çözümü için gösterilen bölgesel veya bölge dışı çabaların bugüne kadar yeterli sonuç verdiğini söylemek mümkün değildir. Giderek derinleşen, kronik bir hal alan ve kimi zaman yayılma istidadı gösteren bu sorunlara bütüncül bir hal tarzı bulmak için son 30 yıldır birçok fikir egzersizi yapılmıştır. Bu çerçevede özellikle AGİT'in teşkili ile sonuçlanmış olan Avrupa'daki güvenlik ve işbirliği tesisi tecrübelerinden ilham alan fikirler zaman zaman ortaya atılmış, ancak bunların olgunlaştırılıp siyasi düzeyde hayata geçirilmesi mümkün olmamıştır. Bugün içinde bulunulan durumun fanatikler, teröristler ve spekülatörler dışında kimseye fayda sağlamadığının herkes tarafından anlaşılmaya başlandığını görüyoruz. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde Ortadoğu bölgesinde yeni bir güven ve işbirliği ortamının teşkili için güven artırıcı önlemlerden başlamak suretiyle kapsamlı ve sistemli kriz ve ihtilaf önleyici mekanizmaların oluşturulmasının ciddi biçimde ele alınması zamanının geldiğini düşünüyorum. Söz konusu görüş ve önerilerimi bazı uluslararası temaslarımda muhataplarıma açmış ve olumlu tepkiler almış bulunuyorum. Bölgedeki tarihsel tecrübesi ve bugün oynadığı roller Türkiye'ye bu tür girişimlere öncülük etme sorumluğunu yüklemektedir" şeklinde konuştu. Kıbrıs'ta kapsamlı bir çözüm öngören BM Planı'nın başarıyla müzakere edildiğini, komşu Ermenistan ile de ilişkilerin normalleştirilmesi yolunda iyi niyetli açılımlarda bulunulduğunu belirten Gül, "Bu açılımlar ve son olarak yapılan Ortak Tarih Komisyonu kurulması önerisi henüz eşit mukabele beklemektedir. Türkiye'nin diğer komşularıyla olan sorunlarının çoğunluğu ortadan kaldırılmıştır. Kalanların ise ikili ilişkilerimizin önünde engel olmaktan çıkarılmış olması memnuniyet vericidir. Çevremizde güven ve istikrar ortamı geliştikçe, ekonomik ve kültürel alışverişlerimizin de canlandığını görmekteyiz. Bu yöndeki çabalar devam etmelidir" dedi. "GÜVEN, İSTİKRAR VE ADALET KAVRAMLARI KİLİT ÖNEM TAŞIYOR" Gerek ulusal, gerekse uluslararası politikada "güven", "istikrar" ve "adalet" kavramlarının kilit önem taşıdığına inandığını vurgulayan Gül, Anayasa'nın cumhuriyeti demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olarak niteleyen temel ilkelerinin halkın güven, istikrar ve adalet ihtiyacının karşılanması için gerekli zemini de en iyi biçimde sağladığını, katedilen mesafenin en güncel aşamasını ise Avrupa Birliği ile tam üyelik müzakerelerinde karşılıklı irade sonucunda ulaşılan noktanın teşkil ettiğini söyledi. Gül, "Bu çağdaşlaşma projesinin daha da ileriye götürülmesi, diplomasimizin ve diğer devlet kurumlarının önceliklerinden biri olmalıdır" diye konuştu. Türk milletinin giderek kendisine daha çok güvenen, ufku alabildiğine açık olan, içine değil dünyaya dönük duran, modern, çoğulcu, sorunlarını derinlemesine tartışabilen, bunları çözüm üreterek aşabilen, daha yaratıcı, daha üretken bir toplum haline geldiğini vurgulayan Gül, "Bunun yurtdışındaki yansımasını en iyi sizler müşahede ediyorsunuz. Yurtdışında yaşayan veya faaliyet gösteren Türk işçilerinin, mühendis ve teknisyenlerin, işadamı, tüccar, müteahhit, bankacı ve yatırımcılarımızın, bilim adamı, sanatçı ve sporcularımızın, Türk asıllı üst-düzey yönetici ve siyasetçilerin başarıları hepimize gurur vermektedir. Bu vatandaşlarımız ve şirketlerimiz, hem ülkemizin görüntü, itibar ve çıkarlarına, hem de bulundukları ülkelerin hayatına katkıda bulunmaktadırlar. Dolayısıyla devletimizin temsilcileri olarak siz sayın büyükelçilerimiz tarafından aktif biçimde destek ve teşvik edilmeyi fazlasıyla hak etmektedirler. Yurtdışı ziyaretlerim vesilesiyle bunun gereğini en iyi şekilde yaptığınıza bizzat tanık olmaktan memnuniyet duyuyorum. Buna paralel olarak, Türkiye'nin dinamizminin ve potansiyelinin dışarıda daha iyi tanınması ve kavranması için de yoğun çabalar gösterdiğinizi biliyorum. Başta yatırımlar için yaratılmış olan güven ortamı olmak üzere, Türkiye ile ekonomik işbirliği fırsatlarının, en geniş biçimde anlatılması öncelikli bir görevdir. Turizmdeki çeşitlilikten üniversite eğitimine, sağlık ve tedavi imkanlarına kadar bugünkü modern Türkiye'nin diğer milletlere sunduğu imkanların tanıtılması da aynı şekilde önemlidir" ifadelerini kullandı. "Güven", "istikrar" ve "adalet" kavramlarının uluslararası ilişkiler bakımından da önemini bugün artırarak muhafaza ettiğine dikkat çeken Gül, sözlerine şöyle devam etti: "Büyükelçiler Konferansı sırasında gerek dünya ekonomisinde son aylarda meydana gelen ciddi dalgalanmaları, gerekse dünyadaki başlıca siyasi bunalım kaynaklarını enine boyuna ele aldığınızı biliyorum. Gerçekten de, yaşadığımız yeni dönemde özellikle iktisadi alanda rekabetin yoğunlaştığını, belirsizliklerin arttığını görüyoruz. Kurumların ve milletlerin bir yandan küreselleşmenin ortaya çıkardığı fırsatlardan azami fayda sağlama peşinde olduğunu, aynı anda yarattığı risklerden korunmaya çalıştıklarını izliyoruz. Bütün bu çabaların kalıcı başarılı sonuçlara dönüşmesi, yani daha yüksek bireysel ve toplumsal refah düzeyinin temin edilmesi genel beklentidir. Ancak bu beklentinin karşılanması için geçmiştekilerden daha da ileride ortak yaklaşımlar geliştirilmesine ihtiyaç olduğu açıktır. Böyle bir yaklaşımın temelini, küresel istikrarın adalet ve güven anlayışıyla kuvvetlendirilerek geliştirilmesi oluşturmalıdır. Unutulmamalıdır ki, küresel ekonomik performansın zayıflamasından ve bunun siyasi sonuçlarından gelişmiş ülkelerin etkilendiği kadar çok daha derin biçimde azgelişmiş ülkeler de etkilenecektir. Bunun sonuçları arasında zaten varolan yoksulluk, açlık, ve salgın hastalıkların yanı sıra yasadışı göç, şiddet, örgütlü suç gibi eğilimlerin artarak devam etmesi riski ciddi biçimde mevcuttur. Bunlara ilaveten, ırkçılık, yabancı düşmanlığı, anti-semitizm gibi eski hastalıkların bu tür ortamlarda nüksettiği veya islamofobi gibi yenilerinin ortaya çıktığı bir gerçektir. Bu gelişmeler ne yazık ki artık diplomasinin ve büyükelçiliklerimizin de uyanık biçimde yakından izlemeleri ve gerektiğinde çözümüne katkıda bulunmaları gereken fenomenler haline gelmektedir." Cumhurbaşkanlığı Köşkü'nde düzenlenen yemekte konuklara zeytinyağlı dolma, kadayıfa sarılı karides, pirzola, firik pilavı, çikolatalı şarlot ile çay ve kahve ikram edildi.
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner122

banner215

banner124

banner154

banner126