Hıristiyan mıyız ki türbanı serbest bırakalım

Üniversitelerde yıllarca uygulanan ve binlerce mağdur, ağır travmalar ve utançlar üreten başörtüsü yasağının simge isimlerinden biri Prof. Nur Serter, mucidi olduğu ikan odalarına 'kendi açısından' yaşananları anlattı.

Hıristiyan mıyız ki türbanı serbest bırakalım

Üniversitelerde yıllarca uygulanan ve binlerce mağdur, ağır travmalar ve utançlar üreten başörtüsü yasağının simge isimlerinden biri Prof. Nur Serter, mucidi olduğu ikan odalarına 'kendi açısından' yaşananları anlattı.

01 Kasım 2010 Pazartesi 19:12
Hıristiyan mıyız ki türbanı serbest bırakalım

Fadime Özkan'ın röportajı Bugün fiilen serbestiyet kazanmasına rağmen üniversitelerde yıllarca uygulanan ve binlerce mağdur, ağır travmalar ve utançlar üreten başörtüsü yasağının simge isimlerinden biri Prof. Nur Serter. İstanbul Üniversitesi rektör yardımcısı olduğu dönemde, kazandıkları okullara kayıt yaptırmak için gelen başörtülü kız öğrencileri "ikna odaları"na alarak başlarını açmaları yönünde telkinde bulunduğu için simgeleşti; eleştirildi ya da yüceltildi. 'İkna odası mucidi', 'yasakçı' sıfatları o günden bugüne ismine yapışık. Bugün CHP İstanbul milletvekili. Çok endişeli. Bu çok tartışmalı konuyu Prof. Serter ile etraflıca ve olabildiğince sakin konuştuk. Yasal olarak buna hakkı var mıdır bilinmez ama Serter, ikna odalarında yaptıkları kayıtların elinde olduğunu ve imha edeceğini söylüyor. Türkiye'de başörtüsü sorunu diye bir sorun var mı sizce? Bir konu Türkiye gündemini on iki yılı aşkın bir süre meşgul ediyorsa bu, ortada bir sorun var anlamına gelir. Sorunun kaynağı 28 Şubatta keskinleşen yasak mıdır yani? Hayır. Öyle algılandı ve kullanıldı ama sorun türbanlı öğrencilerin üniversitelere girmeye başlamasıyla başlamıştı, ne zaman ki yasak getirildi, o zaman da tartışılmaya başlandı. Kız öğrencilerin başörtülü olarak üniversite eğitimi almasının yasaklanması değil, başörtülülerin okullara girmeye başlaması mı sorun? Tabi öyle. Zaten öyle olmasa ya da şekil değiştirmese yasak ortaya çıkmayacaktı. Bununla ilgili elimizde çok sayıda mahkeme kararı var. 99 yılı kayıt döneminden Ağustosa kadar istikrarlı biçimde sürdü yasak. O tarihe gelene dek bu kararlara rağmen öğrenciler o kıyafetle üniversitelere geliyorlardı. Biz de süreci izliyorduk. Sonradan yasak üniversiteyi de aştı, öğretim üyeliğine kadar yükseldi. Refah Partisi'nin iktidara gelmesiyle başlayan siyasal İslamcı hareketin yasaklamayla çok yakın ilişkisi olmuştur yasağın. YASAK MEŞRUDUR Başörtüsünün dini değil siyasi bir amaçla hatta kasıtla kullanıldığını düşünüyorsunuz? Türban tamamen siyasi bir proje olarak sokuldu üniversitelere. Tek başına türban değildi sorun. Türbanın yanısıra İslami gençlik hareketleri başlatıldı. Başı örtülü olarak okullara gelen öğrenciler, üniversiteye geliş amaçlarını İslamı teblig etmek olarak açıkladılar. Bunu yaptılar da, açık öğrencilerden kapananlar oldu. Tabi ki gönüllü kapatıyorlar başlarını ama öğrenciler o atmosferin içine çekildiler ve sayıları artmaya başladı. Cuma günü ders yapılmamasını istediler üniversite yönetiminden. Beyazıt gibi her tarafı cami olan bir yerde bile koridorlara gazeteler yayıp namaz kıldılar. Yani hareket tek başına başın örtülmesiyle sınırlı kalmadı. Bu gelişmeler nedeniyle meşru bir yasaktır diyorsunuz. O dönemin siyasi konjonktürü değerlendirilmeden bu yasağı doğru değerlendirmek mümkün değildir. Çünkü türban, o kızlar da kullanılarak radikal İslamcı siyasi hareketin bayrağı haline getirildi. Tıpkı İran'da, Cezayir'de olduğu gibi. Özellikle türbanı bayrak yaptılar, çünkü başını örten bir kıza başını aç demek kadar toplumda tepki görecek bir şey yoktu, o yüzden bu bir projeydi. SİLAHLARINI ELLERİNDEN ALDIM Zaten siz de başörtülü kızları başını açmaya ikna etmek ya da zorlamak için İstanbul Üniversitesi'nde bir ikna odası kurdunuz! Bu kadar tepki koyulmasının ve o günden bugüne bir faşizan uygulama olarak söz edilmesinin nedeni o uygulamayla ellerindeki silahları geri almamızdı bizim. İKNA ODASI SPONTANE GELİŞTİ Ne demek bu? Onlar umdular ki başörtülü öğrenciler içeri alınmayacak, kapının önünde birikip sürekli gösteri yaparak Türkiye'nin gündemini kaplayacaklar. Fakat öyle olmadı. Bu spontane gelişmiş bir olaydır, önceden planlı programlı değildir. Peki buyrun anlatın, nasıl oldu? Kayıt dönemi. Rektörümüz yoktu, ben de rektör vekiliyim. Kayıt merkezine gelen öğrencileri 20'şerli gruplar halinde alıyoruz. Içinde bir iki tane başörtülü öğrenci de oluyor. Görevli öğretim üyeleri herkesin yanında onlara, kayıt olması için başını açması gerektiğini söylemek zorunda kaldı ve öğrencilerin bundan rahatsız olduğunu gördük. Yani bana yapılsa ben de rahatsız olurum. O yüzden dedim ki, burada söylemeyelim, bize yardımcı olan öğrenciler, kızları arka tarafa alsınlar, orada anlatalım. Bir merdiven altına götürdük bunları Avcılar'da, üst katta yemekhane var. Çok gelen geçen, durup dinleyen oldu. Rahatsız oldular. Medikososyalde bir doktor odası boştu, buraya geçelim dedik ve geçildi. Orada çocuklara sadece yasak kapsamında bilgi verildi. Siz mi verdiniz o bilgiyi? Hayır, ben hiç konuşmadım. Kim vardı başka? Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'nden birilerinin olduğunu söyleyenler var. Hayır yoktu. Zaten Türkan Hanım orada görevliydi, öğrencilere burs imkanı, başka imkanlar sağlıyordu. Hayır hayır. Peki. O odada başka kimler vardı telkinde bulunan, ve hangi sıfatla? Orada pedagojik formasyon alt yapısına sahip olan, işte, çocukların psikolojisini iyi anlayabilecek değişik kadın öğretim üyelerimiz vardı. OKUMALISIN: BAŞINI AÇMALISIN Ne söylendi kızlara, tam olarak? Bizim amacımız sadece onları yasak hakkında bilgilendirmek ve bu doğrultuda onların eğitim görmelerine imkan sağlamaktır. Bundan ibarettir. Sohbet ortamıydı, çaylar kahveler geldi. Çocukların kimisi nasıl zorlandıklarını, kimisi hangi tarihten beri türban taktığını anlattı. Bir paylaşım ortamında çeşitli konularda konuşuldu ama baskı yapılmış değil. Bunu da çok emin şekilde söylüyorum. Ikna odasına girdim diyen kızlar aksini söylüyor? Benim elimde kayıtlar var. Bu konuşmalar başladığında malum dinci medya sürekli İstanbul Üniversitesini gerçekleşmemiş olaylardan dolayı iftiralarla karşı karşıya bırakıyorlardı. Görüşmeler başlayınca açıkçası endişe ettim. Yarın biri çıkar beni astılar kestiler vurdular, diyebilir. Dolayısıyla, bunun teminatını elimizde bulundurma zorunluluğumuz var. İletişim Fakültemizin öğrencileri, kayıt şenliğini çekiyorlardı. Onlardan bir kamera aldık odaya, görüşmeye giren kızlara da söyleyerek tabi. Öğretim üyeleri baskı uyguladı mı uygulamadı mı, orada kızları rahatsız edecek bir konuşma yapıldı mı, yapılmadı mı, ilerde yasal bir durum olursa diye, tümü kayda alındı. 198 KIZ ÖĞRENCİYLE GÖRÜŞTÜK Kaç öğrenciyle görüşüldü? 198 öğrenciyle görüşüldü, 10 bin kayıt yapıyorduk. Günlerce sürdü demektir görüşmeler? Kayıtlar bir hafta sürüyordu ama çok fasılalı geliyorlardı. Bazı fakültelerde fazla oluyordu, Edebiyat Fakültesi mesela. Sonuç benim için hakikaten çok şaşırtıcı oldu, beş tanesi dışında tümü orada başlarını açtılar. İkna oldular yani! Ikna demeyelim, gerçi mesele ikna ise bunu ters de çevirebilirsiniz. Başı açık öğrencilerin de başlarını örtmeleri için ikna sürecinden geçirildiğini düşünebilirsiniz. TEDİRGİN OLDUM Bir insanın doğal bir süreçte bir şeye karar vermesiyle üniversite kapısında, dar zamanda, ikna olmazsa okuyamayacağının söylenmesiyle bir şey yapması aynı şey olmasa gerek. Hayır. Orada onlara üniversitede eğitim görmelerini istediğimiz söylendi. Onlar da baş örtülerini çıkardılar. Kayıt oldular. Bundan sonraki aşama bizi ilgilendiren bir aşama değildi. Fakat şuna da şaşırdım. Başını açan öğrenciler pardesülerini de çıkarmak istediler. Bizim hiç böyle bir talebimiz olmadı. Yadırgadık da. Yaz olduğu için içlerinden hepimizin giydiği gibi normal kıyafetler çıkıyordu tabi içlerinden. Tedirgin oldum ben. Neden tedirgin oldunuz? Siz çıkarttırmışız sanılır diye. Üniversiteden eşofmanlar getirildi. Isterseniz giyebilirsiniz denildi, giyenler oldu. Sonra anladım ki, kendilerini getirlere, öğrenci kisvesi altında gelip onları gözleyen erkek cemaat mensuplarına karşı kimlikleri belli olmasın diye böyle bir tercihte bulunmuşlar. Başları açık pardesülü olarak oradan çıktıklarında teşhis edilebilmeleri kolaydı. Bunu kızlar kendileri söylediler. Çoğu artık başı açık gelmek istediğini söyledi. Yurtlarından çıkarılanlar oldu. Biz imkan bulmaya çalıştık. Hayır ben örtmeye devam edeceğim diyen de oldu, ailesine yasak bahanesiyle başını açmak istediğini söyleyen de. Bu tabi dinci basında şaşkınlık yarattı, onların istediği gerçekleşmemişti. Onlar kızların kapılarda birikip eylemler yapması istenmişti, bu olmayınca ben hedef oldum. İkna odaları sportane gelişti diyorsunuz ama gayet iyi organize olmuşsunuz. Yalan mı söylüyorum, olanı anlatıyorum size. HERŞEYİ KAYDETTİM AMA GÖSTERMEM 'İkna odası mucidi' sıfatı isminize yapışmış vaziyette. Hedef oldum, mağdur edildim diyorsunuz. Madem bu kadar eminsiniz o odada ne olduğundan, neden o kayıtları yayınlayıp gerçeğin ortaya çıkmasını sağlayarak bu zandan kurtulmuyorsunuz? Asla çıkarmam. Orada o ortamı paylaşmış olan öğrencilerin duyguları var, mahremiyeti var. Iyi de zaten bu amaçla kaydetmişsiniz, bir gün aksi iddia edilirse diye? Ben mahkeme için, dava açılırsa, kanıt olarak sunmak için kaydettim. O kadar. Onlara baskı ve kötülük değil, eğitim görme haklarına kapı açan bir uygulama olduğuna inandığım için vicdanen son derece rahatım. Umurumda değil ne söyledikleri. Bu yükü 12 yıldır çekiyorum, ömrümün sonuna kadar da çekerim. Gerçekleri yüzlerce defa söyledim basına ama yazmadılar. Umarım siz yazarsınız. KASETLERİ İMHA EDECEĞİM Aynen okuyacaksınız. Bakın bir tek dava dahi açılmış değildir. Zaten zaman aşımı da olmuştur 12 yıl geçti, kasetleri de imha edeceğim gidecek. Kimseye bunu kanıtlama ihtiyacı da hissetmiyorum. O odada pisikolojik işkence gördüğünü söyleyen öğrenciler var, bunun kitapları yazıldı, kız öğrenciler Meclis'te basın toplantısı yaptı. Ikna odasına görevlendirmeyle girmek zorunda kalıp dayanamadığını söyleyen öğretim üyeleri var. Çok sayıda kişi söylediğinizin aksini söylüyor. Güvendiğiniz bir televizyoncuya verin, kızların kimlikleri yüzleri gizlensin, ortamı ve olayı herkes görsün o halde. Beni haksız, onları haklı bulan varsa ki zaten bu tarihe dek öyle değerlendirdiler, bundan sonra da öyle değerlendirebilirler, hiç bir sakınca yok. Ben doğru yaptığıma inanıyorum, bu işin militanlığına soyunan, provakasyon isteyenler beni aksine ikna edemezler. BEN SADECE REKTÖR YARDIMCISIYDIM Kızlar okusun diye iyi niyetle çabaladım diyorsunuz, kızlara ağır gelen bir şeyi yapmaya zorlamak ya da "ikna etmek" için inisiyatif almak yerine kızların okula serbestçe girmesi için inisiyatif alabilirdiniz. Ben hukuktan üstün değilim. Mahkemede karar veren, kanunları çıkaran yönetmelikleri yapan ben değilim. Ben sadece bir üniversitenin rektör yardımcısıydım. Danıştay AYM, YÖK kararları varken, bütün Türkiye'de bu uygulama varken bir birey olarak ben böyle yapacağım, demek gibi bir şeyiniz olabilir mi? İkna odası uygulaması sadece sizin üniversitenizde oldu ama? Hem üniversite hocası aydınların toplumun yasaklardan kurtulup özgürleşmesi, bireylerin haklarının korunması için inisiyatif alması beklenmez mi? Belki ben dediğiniz kapsamda bir aydın değilimdir, daha az aydın diye de niteleyebilirsiniz beni. Estağıfirullah. Gerçek anlamda bir kadın erkek eşitliğinden bahsediyorsak, benim anlayışımda küçük yaştan itibaren bir kızın başının örtülmesi gibi bir şey yoktur. Saç kılının erkekte açık, kız çocuğunda günah sayılacağına ilişkin bir anlayışı, bu anlayıştan dolayı kızların toplumun her kesiminde kısıtlanmasını kabul etmem mümkün değildir. KIZLAR BAŞINI 13 YAŞINDA ÖRTMELİ Ben 18 yaşına gelince oy kullanabilen, evlenebilen yani reşit insanlardan bahsediyorum. Kendi iradesiyle başını örttüğü ve açmak istemediği için doğuştan kazandığı, anayasal güvence altına alınmış haklarının gaspedilmesini konuşuyoruz. Bakın ama o kız başını neden örtmek istiyor, bunu konuşalım. Biz ya da bir başkası bunu sorgulayabilir mi, biz kimiz ki bunu sorgulayalım? Bakın o kız başını hangi gerekçeyle örtmek istiyor. Dini gerekçeyle. Yani üniversiteye gelen bir kız, dinim bunu emrediyor, deyip başını örtüyor değil mi? Burada kriter 18 yaş değildir. Ama din büluğ çağından itibaren başını örtmesini emrediyor. Dini mi sorgulayalım diyorsunuz? Ben bunu şunun için sorguluyorum. Üniversitede bu nedenle başını örtme hakkına sahip olduğuna göre 13 yaşından itibaren de aynı gerekçeyle başını örtme hakkına sahiptir. Talep de bu yönde gelecektir. BİZ HIRİSTİYAN MIYIZ Kİ TÜRBANI SERBEST BIRAKALIM Siz başörtülü kızların üniversitede okumasının laikliği bozduğunu söylüyorsunuz. Elbette. Çünkü din kuralları doğrultusunda yapılacak herhangi bir düzenleme laikliğe aykırıdır. Bunu ben demiyorum, haddim de değil. Ama bu ülke bir hukuk devletiyse AİHM doğru karar vermişse... AİHM üniversitede başörtüsü yasağını onaylamıyor biliyorsunuz, ülke buna kendisi karar versin diyor. Üniversitede başörtüsü yasaktır, gibi bir hükmü olsa diğer Avrupa ülkeleri için de geçerli olması gerekmez miydi? Avrupa Konseyi üyesi 47 ülke arasında üniversitede başörtüsünü yasaklayan tek ülke Türkiye. Bu çok yanlış bir yaklaşım. Bu yaklaşımı insanlar gerçekten inanarak mı savunuyor diye kuşku duyorum. Siz bir şeyi inanarak savunuyorsunuz da bir başkası neden savunamasın? Hayır, neden söylüyorum biliyor musunuz: Bir Avrupa ülkesinde 20 tane kızın üniversiteye başörtüsüyle girmesi o ülkenin yapısal değişim geçirmesi ve o ülkedeki laiklik ilkesi için bir tehdit oluşturabilir mi? Hıristiyan bir ülkeden bahsediyoruz. Böyle bir şey komiktir. Türkiye toplumu Müslüman olduğu için üniversitede serbestiyet uygulanamaz demek mi bu? Müslüman ülkelerden örnek gösterin o zaman. Yani bana halkı Hıristiyan olan bir ülkede bir kız öğrencinin derse başörtüsüyle girerek laikliği tehlikeye atacağını söylemek herhalde çok anlamlı değil. 10 BİNDE 198 BAŞÖRTÜLÜ ÖĞRENCİ Konu sayısal mı yani? Hıristiyan bir ülkede 20 öğrenciden bir şey olmaz ama Müslüman bir ülkede, sizin verdiğiniz rakama göre de: İstanbul Üniversitesinde 10 binde 198 kız öğrenci. Bu mu sizi ürküten? Tümü. Beni hiç bir şey ürkütmüyor. Türban radikal İslamcıların bayrağı haline getirildiği için bu sıkıntı süreç yaşandı. Erbakan, rektörler kızlara selam duracak, da dedi. Şu an tsunamiye dönüşen bir türban dalgası var. Üniversitelerle sınırlı kalmayıp iş yerlerine girmesini, başörtülülerin yargıç olmasını, ilkokullara girmesini konuşuyoruz. Fikri düzlemde yapılıyor bu tartışmalar, resmi düzlemde üniversitede eğitim hizmetinden bahsediyoruz. Eğitim ve kamuda memur olarak yer almıyorlar, o kadar. Kamu hizmeti bir tek eğitimden mi ibaret, hastanelere giremiyorlar mı? Türkiye'de başörtüsünden dolayı eğitim alınamıyor sözü koskoca bir yalandır. Yapmayın! Siz yapmayın. Ben senelerimi üniversiteye verdim. Ne zaman eğitim alamıyor biliyor musunuz, ne zaman ki türbanla ilgili bir karıştırma oluyor Türkiye'de, o kızları kapının önüne çıkarıyorlar, o zaman. DERNEKLERİ VAR! Kim çıkarıyor Nur hanım? Kendileri çıkıyor tabi ama siz bu olayın örgütlü bir hareket olduğunu fark etmediniz mi bugüne kadar? Dernekleri olduğunu, bu konuda örgütlü olduklarını... İyi ama her yasak, bir mağdurlar grubu oluşturur ve o mağdurlar haklarını hukuklarını korumak için kendi içlerinde örgütlenirler. Bilinçlenirler de. Bu böyledir, hep böyle olmuştur. Sivil toplum kuruluşları da 'devlet dövdüğü için' bilinçlenen kesimlerden çıkmıştır. Sizin dediğiniz gruplaşma doğal bir sonuçtur. Iyi de geçtiğimiz yıl da gördük. Öğrenciler üniversite kapısında başlarını açıp giriyorlar içeri. Sonra bir genelge çıkıyor, üniversiteye başı örtülü girilebilir diye. Başıörtülü giriyorlar. O genelge iptal olunca o çocuklar kapının önüne çıkıyorlar. Biz gene başı örtülü girmek istiyoruz diye gösteri yapıyorlar. Sadece başörtülü olduğu ve üniversite kapısında başını açmayıp eğitim hakkından istifade edemeyen kaç öğrenci vardır Türkiye'de? Bunu BM-CEDAW da soruyor Türkiye'ye. Ama bir kişi bile bu nedenle geri dönüyor olsa ne olacak? Reşit bir insanın bir şeye zorlanmasından bahsediyoruz. Bu kızlar başlarını açmaya zorlandıkları için ağır bir travma yaşadıklarını söylüyorlar. Bu sizi üzmüyor mu? Tabi ki. Ama bu yasağı ben koymadım. Ben sadece yasağı uygulayan bir çok üniversiteden birinin yöneticiliğini yaptım. Kendi üniversitemde en az zararla uygulanmasına katkı yapmaya çalıştım. Benim bu çocuklara hiç bir biçimde bireysel olarak bir sevgisizliğim düşmanlığım yok. Ama bir hukuk devletinde alınmış bir takım kurallar varsa, rant elde etmek için görmezden gelemezsiniz. CHP'NİN FORMÜLÜNÜ BEN DE BİLMİYORUM Üyesi olduğunuz CHP genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ilk günden bu yana, türban sorununu biz çözeriz diyor. Formülünü bize açıklamadı ama bu işlerle yıllarca uğraşmış biri olarak size açıkladı mı, nedir? Bilmiyorum. Kılıçdaroğlu, biz sorunu CHP iktidarında çözeceğiz, dedi. Ben bunu, laikliğin tehdit altında olmadığı bir konjonktür bu sorunun en rahat çözüleceği konjonktürdür diye okuyorum. Kılıçdaroğlu erken ve zamansız bir açıklama yaptı demiştiniz. Iktidar adayı bir siyasi parti liderinin bu kadar uzun sürmüş, çok can yakmış bir yasağı çözerim demesi niye erken olsun? Erkendi çünkü, bu açıklamanın Türkiye'de tartışmayı tekrar başlatacağı görünen bir şeydi. Sorun varsa tartışma olması normal değil mi? Tabi ama Sayın Kılıçdaroğlu bu açıklamayla birlikte çözüm formülünü de sunsaydı CHP bu kadar baskı altında kalmayacaktı. Şu an formül için genel merkezde bir grup çalışıyor ama sonuç ortaya konulamadığı ve erken bir açıklama olduğu için bu CHP için de Sayın Kılıçdaroğlu için de yıpratıcı olmuştur. Siz o kurulda değilsiniz değil mi? Hayır değilim. Çözüm için görüşünüz alındı mı peki? Konuştuk, özel görüşlerimi de söyledim. Hepsini biliyorlar. CHP KENDİSİYLE ÇELİŞKİDE CHP gündeme getirince Mecliste grubu bulunan üç parti hadi çözelim dedi ama CHP şartlar öne sürerek çözümü kilitleyen parti konumuna düştü. Bir parti sürekli zik zak çizmez. Çizgisi ilkeleri vardır. CHP 2008'deki anayasal düzenlemeyi Anayasa Mahkemesine götürdü. O düzenleme zaten eğitim öğretim hakkını kapsıyordu. Dolayısıyla CHP bu maddeyi 2008'de AYM'ye götürdüyse 2010 yılında eğitim öğretim hakkı çizgisinden hareket edemez. (gülüyor) Çelişkiye mi düştü yani CHP? Tabi. Üretilecek formülde din ve vicdan hürriyetinden hiç hareket edilemez. Laiklikle tamamen çatışma halindedir. Zaten AKP de artık eğitim öğretim özgürlüğünden hareket ediyor. Dolayısıyla CHP'nin yasalarla çatışmayacak bir formül üretmesi, bunun uygulamaya koyulacağı siyasi konjonktürü de kamuoyuna açıklaması gerekir. O zaman bir tutarsızlık olmayacaktır. Dışarıdan görünen şu: CHP bu konuda kaynıyor, ortak akıl ortak formül üretmekte zorlanıyor. Fikir tartışmaları var tabi. CHP farklı düşünenleri içinde barındırabilen bir partidir. Ama üretiliyor işte. Bir senteze varılacaktır. YASAK UYGULANMIYOR MAALESEF Siz ne öreriyorsunuz, sizin formülünüz ne? Ben AKP iktidardayken, Türkiye ciddi tehditlerle karşı karşıyayken bu konunun gündeme getirilmesini doğru bulmuyorum. Yasak sürsün yani? Üniversitede yasak zaten uygunlanmıyor maalesef. Maalesef diyorum çünkü bir hukuk ihlali var. YÖK'ün yayınladığı bütün genelgeler hukuk dışıdır. PERUK YASAĞA BİR BAŞKALDIRIDIR Başörtüsü yasağı nedeniyle peruk kullanan kızlar var. Ben hiç görmedim biliyor musunuz? Ama o kötü bir şey tabi, rahatsız edici. Çok net olarak: Yasağa karşı bir başkaldırı. Bu durum size ne hissetiriyor? Benim vicdanımı, insani değerlerimi yargılamaya tartmaya çalışıyorsanız... DON KİŞOT DEĞİLİM Hayır, asla... bu ne haddimdir ne niyetim. Yıllarca ekranlarda izledik sizi, tartışan, bağıran biri olarak göründünüz. Bu konunun aktörleri arasında yer almış biri olarak sizi, argümanlarınızı etraflıca dinlemek istedim. Olayın sizdeki yansımasını da merak ediyorum elbette. Tamam. (gülümsüyor) Beni tanıyan herkes vicdanımı, herkesle empati yapabildiğimi bilir. Benim üzülüp üzülmemem mesele değil. Ben Don Kişot falan değilim. Ben bu sorun çözülsün, Türkiye bu huzursuzluğu aşsın isterim. Ama bu yapılırken hukuk görmezden gelinirse bunu Türkiye'nin geleceği için tehdit olarak algılarım. Mecliste üç parti çözelim diyor, toplumun yüzde 80'e yakın bir oranı üniversitede yasak kalksın istiyor. Söylüyorum, bununla ilgili hukuki yapı hazırlansın, ortam da, siyasi zemin de hazırlansın, bu, ileriye ve geriye doğru işlemesin. Laikliğin güvence altında olduğuna, bu olaydan sonra hiç kimseye baskı yapılmayacağının güvencesi verilsin.... ama... önce YÖK ele geçirildi, üniversitelerdeki kadrolaşma çok hızlı değişir. Ben bunu yaşamış biriyim. Dolayısıyla biliyorum bu işler nasıl oluyor. Akademisyenlere baskı yapıldığını, kadın akademisyenlerin etek boylarını ayarlamak zorunda kaldıklarını görüyorum. Bugünle ilgili dediklerinizin altını kalınca çizelim ama dünle ilgili de sormalıyım: 28 Şubat döneminde üniversitelerde ağır bir baskı ve dışlama olduğunu da hatırlıyor musunuz? Hiç hiç. Bakın şöyle. Kıyafet konuşuyoruz şimdi Evet, o dönemde kriter buydu, öyle değil mi? Bakın. Bugün gelecekte nasıl bir baskıyla karşı karşıya kalınacağını biliyoruz. İki kere iki dört. Önemli olan ileriye ve geriye gitmesini önlemektir. Ilkokullarda zaten hep vardı ama önce Meclis'ten başlayacaktır. BU TOPLUMA GÜVENMİYORUM Meclis'te halkın vekilleri görev yapıyor. Halk kendini kimin temsil edeceğini belirleyemez mi?Olmaz. Bu iş üniversitelerin dışına taşmamalıdır. Ama değiştirirsiniz anayasayı, hatta meclisteki tüm kadınların türbanlı olması şartı koyarsınız, Meclis'te de olur yani. Bunu kimsenin söylediğine tanık olmadım ben. Siz çok ileri bir şeyden bahsediyorsunuz. Bu ülkeye, bu topluma, vekili olduğunuz millete güvenmiyor musunuz? Güvenmiyorum kusura bakmayın. Güvenemeyeceğim bir süreç yaşadım çünkü. Gidin Mısır'a bakın, orada da böyle bir süreç yaşandı. Ama Türkiye Mısır değil. Modernleşme tarihi 200 yılı aşmış vaziyette. Değil işte, öyle değil. Korkuyorsunuz? Korkmuyorum, endişeliyim. Önümüzdeki yıllarda Türkiye'nin bütün bariyerlerin kalkmasıyla cumhuriyetin Türkiye'si olmaktan İslami bir ülke hüviyetine bürünmüş sözde demokratik bir ülke olacağı endişesini taşıyorum. Türban sadece kadın özgürlüğü bağlamında ele alınamayacak bir konudur. Her ülke kendisini korur. Almanya'da Nazizim her türü yasaktır. Türkiye için tehlike şeriattır. Çünkü şeriattan cumhuriyete dönmüştür. O yüzden laikliği korumak için tedbir alınması doğaldır. Laikliği korumak için üniversitede başörtüsü yasaklanıyor, kızlar da derse girebilmek için bere şapka ya da peruk kullanıyor. Yapay kılla mı korunuyor laiklik? Yani siz eğer bireysel mağduriyetlerden hareketle bir ülkenin rejiminin tehditini kıyaslamaya kalkarsanız olmaz. Ben de size şunu söyleyeyim: Üniversiteye başını açarak giren öğrencinin bireysel veya dinsel özgürlüğünden yıllardır söz ediyoruz da, zorla din dersine sokulan, cem evini ibadethane olarak kabul ettirmek için çaba gösteren Alevilerin haklarını niye sormuyoruz. Rakamsal olarak Alevilerin mi sayısı fazladır üniversiteye türbanıyla girmek isteyip de giremeyenlerin mi? BM'YE GÜVENMEM Dünya Ekonomik Forumu'nun eğitim, istihdam ve fırsat eşitliği bakımından kadınların ülkelerdeki durumunu ölçttüğü yıllık raporuna göre Türkiye 134 ülke arasında 126. sırada. Bu sonuçta başörtüsü yasağının etkisi vardır diyenler var. Bu mudur yani kadın erkek eşitsizliğinin nedeni? Kızlar okuyamadığı için değil istediği kıyafetle okuyamadığı için Türkiye 126. sıradadır diye bir yorumu kesinlikle kabul etmem. Türkiye'de kadının o kadar ciddi sorunları vardır ki. Bu değildir kesinlikle. BM Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığı Önleme Komitesi, bunu böyle tespit ediyor, ve Türkiye'ye soruyor: Başörtüsü yasakları nedeniyle kadınlar ayrımcılığa uğruyor, haklarını kullanamıyor, bunu aş diyor? Ama AİHM farklı bakıyor. Amerika ve Amerikan kökenli görüşleri temsil edenlerin Türkiye'ye biçtikleri rol ılımlı İslam ülkesidir. Güvenilir değildir. BM'nin bu raporu da bunun alt yapısını hazırlıyor. MEDİNE BİRCAN NASIL ÖLDÜ? Rektör yardımcı olduğunuz dönemde İ.Ü'ye bağlı Cerrahpaşa Hastanesinde başörtülü bir kadın; Medine Bircan başı açık fotoğrafı olmadığı için tedavi edilmediği, bu nedenle de öldüğü haberleri yayınlandı? Böyle bir şey yoktur. O dönem Medine Bircan'ın fotoğrafının üstüne saç maç etkleyerek gazetelere verdiler. Medine Bircan'ın bütün tedavisi yapılmıştır. Hastanın dosyası, nasıl bir tedavi yapıldığı vs. o dönem hastanenin başhekimi tarafından basına verilmiştir. Zaten İ.Ü.'ye bağlı iki hastane var, Çapa ve Cerrahpaşa, ikisine de gidin, kadın hastaların yüzde 99'unun başı kapalıdır. . 'TÜRBAN YASAKÇILIĞI' MESLEKİ TİTR GİBİ OLDU Siyasete girme nedeniz ne? Bir tek şey: Türkiye'ye hizmet etmek. Başörtüsü yasakçılığından siyasi kariyer yaptı, diyenlere cevabınız ne? Türban yasakçı tutumla siyasi kariyer yaptığımı hiç düşünmüyorum. Bu benim için olsa olsa dezavantaj olmuştur. Böyle anılmaktan, bunu bir meslek titri gibi kullanmak zorunda bırakılmaktan hiç hoşlanmıyorum. Bu konuda konuşmaktan bıktım da. Çok uzun süre sustum zaten. Şimdi niye konuşuyorsunuz? Son gelişmelerden dolayı CHP'nin bir vekili olarak ve bugüne kadar ki çizgimle tutarlı olmak adına konuştum. 2011 seçimleri için beklentiniz var mı? Ben aday adayı olurum ama aday yapıp yapmamak CHP genel merkezinin takdiridir. Ben CHP'nin bugüne kadarki ilkeleriyle bağdaşan bir düşünce yapısına sahibim. ATATÜRKÇÜLÜK: DÜŞÜNEMEYEN İNSAN YETİŞTİRMEK Bir kitabınızda: ”˜Gençliğin kimi beğenip beğenmeyeceğine, neyin yanlış ya da doğru olduğuna, hangi inanca bağlanıp bağlanmayacağına, hangi tutum ve davranışın erdem olması gerektiğine karar vermek için Atatürk'ten teyit arar duruma getirilmesi, zaman içinde bireyin aklına, mantığına, düşüncesine, kararlarına olan güveni zedelemekte, robot insan üretimini hızlandırmaktadır. Atatürk gibi akla değer veren bir lideri kullanarak düşünemeyen insan yetiştirmek, ancak Atatürkçülüğü anlayamayan fanatik Atatürkçülerce başarılabilirdi...' diyorsunuz... Bugünde aynen arkasındayım. Hiç bir zaman öyle bir Atatürkçülüğü Atatürkçülük olarak kabul etmiyorum. Star

Anahtar Kelimeler:
Başını
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner122

banner215

banner124

banner40

banner126