Alper Boğuşlu: Türk kaleci ekolünü oluşturacağız

A Milli Takım Kaleci Antrenörü Alper Boğuşlu, Türk kaleci ekolünü oluşturacaklarını söyledi.Türkiye Futbol Federasyonu'nun yayın organı TamSaha dergisinde Mazlum Uluç'un sorularını cevaplayan A Milli Takım Kaleci Antrenörü Alper Boğuşlu,...

Alper Boğuşlu: Türk kaleci ekolünü oluşturacağız

A Milli Takım Kaleci Antrenörü Alper Boğuşlu, Türk kaleci ekolünü oluşturacaklarını söyledi.Türkiye Futbol Federasyonu'nun yayın organı TamSaha dergisinde Mazlum Uluç'un sorularını cevaplayan A Milli Takım Kaleci Antrenörü Alper Boğuşlu,...

01 Ağustos 2015 Cumartesi 10:39
Alper Boğuşlu: Türk kaleci ekolünü oluşturacağız
banner203
A Milli Takım Kaleci Antrenörü Alper Boğuşlu, Türk kaleci ekolünü oluşturacaklarını söyledi.

Türkiye Futbol Federasyonu'nun yayın organı TamSaha dergisinde Mazlum Uluç'un sorularını cevaplayan A Milli Takım Kaleci Antrenörü Alper Boğuşlu, Türk kaleciliğinin içinde bulunduğu durumu ve geleceğin hazırlanmasına dönük planlama ve icraatlar hakkında açıklamalarda bulundu.

Alper Boğuşlu'nun TamSaha dergisine verdiği röportajın tamamı şöyle:

-Kalecilikten gelip de başarılı birer teknik direktör olan örnekleri biliyoruz. Siz neden kalecilik hayatınız sona erdikten sonra teknik direktörlüğü değil de kaleci antrenörlüğünü tercih ettiniz?

Çok sevdiğim bir söz var; "Su bulmak istiyorsan 20 tane 1 metrelik kuyu değil, 1 tane 20 metrelik kuyu açman lâzım." Yaptığımız işi hakkı ile yapabilmemiz çok önemli. Ülkemizde insanların meslek sahibi olmak için yeterli sabır ve sebatı göstermediklerini gözlemliyorum. Benim tutkum kaleciliği meslek olarak yerleştirebilmek ve oyunculardan da antrenörlerden de alınabilecek en yüksek verimi alabilmek. "Meslek sahibi misin şu anda?" diye sorarsanız, başladığım yerden oldukça ilerideyim ve biliyorum daha gidecek yolum da çok. Başladığım zamanlardan bir örnek vereyim. Kalecilik yaparken, teknik direktörlük yolunda A Antrenör Lisansımı 1995 yılında alma hakkını elde edip değerlendirirken, "Bırakınca antrenörlük yaparım" diye düşünmemiştim. 2000 yılında kaleciliği bıraktığımda Kocaelispor'la anlaşan Sayın Hikmet Karaman'dan kaleci antrenörlüğü teklifi aldım ve kabul ettim. İlk antrenman günümde; takımla sahadayken, nerede duracağım konusundaki kararsızlığımı dünmüş gibi hatırlıyorum. İlkler hep zordur. Sonra ilk fırsatta kaleci antrenörü lisansımı aldım. Haklısınız, kaleci geçmişi olan teknik direktörler başarılı olabiliyor. Bana göre bu pek nadir oluyor, Sayın Şenol Güneş gibi... Bu kulvarda kendim için bir fantezim yok, hiç olmadı da. Ama kalecilik yapan birinin, daha sonra çok değişik alanlarda boy gösterdiği de bilinir. Örneğin Sunay Akın, şair, yazar, gazeteci, araştırmacı, tiyatro ve film oyuncusu, müze kurucusu- yöneticisi... Che Guevara, devrimci, doktor… Julio Iglesias, şarkıcı, söz yazarı… Adnan Menderes, başbakan… II. Jean Paul, Papa v.b. gibi. Ama genellikle kalecilik yapan biri, bırakınca kaleci antrenörü oluyor… Benim gibi. Şu anki düşüncelerimle o anki kararımı yorumlarsam, isabet olmuş düşüncesindeyim. Çünkü 20 yıllık profesyonel kalecilik kariyerimin ilk yarısında kaleci antrenörlüğü yokken, kaleciler birbirlerini çalıştırıyor, ısıtıyorlardı. Profesyonel kaleci olarak ilk 7 yılımda Trabzonspor ve A Millî Takım'ın kalecisi Şenol Güneş'i kendi yönlendirmesiyle, antrenmanlarda ve maçlarda ısıtıp çalıştırır, maça hazırlardım. Bu müthiş deneyimin mesleğime çok büyük katkısı olduğu düşüncesindeyim. Bu konudan bahsetmişken, bir anımı paylaşmak isterim… 1980 yılında Trabzonspor kalecisini (Şenol Güneş) o zamanki adıyla Şampiyon Kulüpler Kupası'nda maça ısıtıp hazırladım. 31 yıl sonra aynı Trabzonspor'un kalecisini (Tolga Zengin) Şampiyonlar Ligi'nde İtalya'nın Milano şehrinde yine ben maça ısıtıp hazırladım. Dolayısıyla böyle bir tecrübeyle 20 metrelik kuyuyu açabileceğime inandığım için kaleci antrenörlüğünde devam etmek istedim.

-Kaleci, bir takım oyunu olan futbolda takımın en "farklı" kişisi gibi duruyor. Sanki takımdan ayrı birisi gibi… Bu nedenle "yalnız adam" olarak da tanımlanıyor. Bir yandan da kalecilerin "biraz deli olması" gerektiği söyleniyor. Siz bu ortamda kaleciyi ve yaptığı işin zorluklarını nasıl tanımlıyorsunuz?

"Takımın farklı kişisi'' tanımına katılıyorum. Kurallar gereği, ceza alanında eliyle de oynayabilen tek kişi olması bunu doğrular. "Takımdan ayrı" olmasına kesinlikle katılmam. Çünkü kendisinin, dolayısıyla takımının başarısı, birlikte oynayabilmeyi gerçekleştirebilmeleri ve bunu yüksek kalitede yapmalarıyla doğru orantılı. Ceza alanında, kurallar gereği genellikle yalnız! Ama gerçekte değil. Maçlarda, önündeki 10 kişinin, neredeyse hisleriyle eşgüdüm içinde oynuyor. "Biraz deli" tanımına katılmıyorum. Tam deli! Bunu açayım isterim. İsyankâr olması manasına; sıra dışı olarak takımı gerektiğinde ateşleyici olması adına tam da deli olması iyidir. Sunay Akın'ın kalecilerle ilgili tanımını da çok severim: "Son derece hijyen! 3 direk arasında eldivenle çalışır. Nazik! Önündeki oyuncu kardeşlerine asla arkasını dönmez." Kaleci, yalnızlığı ile barışık, sürekli büyük resmi gören, zor ve bilinmez olanla yüzleşmek durumunda. Örneğin oyuncunun maç içinde "Bana bir süre top vermeyin, dinleneyim" deme şansı olabilir. Peki ya kaleci? Ya da oyuncu rakip kaleye gol atmak için gittiğinde, şut, çalım, pas, dripling gibi seçeneklere sahiptir. Peki ya kaleci? Saniyenin çok altında sürelerde karar vermek zorunda ve onu geçen top gol oluyor. Özetle, son derece akıllı olmak zorunda.

-Futbolu yakından takip edenler sizin kalecilik geçmişinizi iyi biliyor ama asıl tanınırlığınızı antrenörlük kariyeriniz sırasında sağladığınızı da söyleyebiliriz. Trabzonspor'da Tolga Zengin ve Onur Kıvrak'ın yakaladığı başarıda payınız büyük. Biri defterden silinmek üzere olan, diğeri ise alt liglerden gelen iki kalecinin Türk futboluna kazandırılma sürecinde neler yaşandığını anlatır mısınız?

Kısa cevap, "Ben onlara inandım, onlar da bana." Meslek sahibi insanların yapması geren en basit kuralı hep birlikte gerçekleştirdik. Üzerimize düşeni lâyıkıyla ve yüzde 100 yerine getirdik. Bana göre bu matematik gibi; 2+2=4. Bahçıvanlık gibi; ne ektiysek onu biçtik. İstekli, arzulu, özverili, sabırlı, konsantre, adanmışlıkla, dürüstlükle, çok ve doğru çalıştık. İşin gereğini, gereği gibi yaptık. Başarılı olma yolunda bu özelliklerin dışında davranma seçeneğimiz yoktu. Hepimiz aynı dili konuşup birbirimizi destekledik. Aramızda, başarımızı oluşturan olağanüstü bir birliktelik vardı. Hepimizin uyması gereken ilkelerimize sımsıkı bağlanıp, işin ucundan tutmak yerine, kökünden kavradık. Sonucunda aynı takımın iki kalecisi aynı anda Millî Takım'a birlikte gitti. Trabzonspor'da göreve başladığımda, "Kalecimiz yok, bize yabancı kaleci bul" dediler. Yabancı kaleci denince, ülkemizde "kaliteli kaleci" gibi maalesef yanlış bir algı var! Yerlinin de yabancının da güçlüsü ve zayıfı var. Ama Sunay Akın'ın yorumuyla, "Süper Lig'de yeteneksiz kalecinin ne işi var?" Kaleci ve antrenörü bir elmanın diğer yarısı gibi. İyi performans bu iki birim de işini düzgün yapabildiğinde oluşabiliyor. Aklıma gelmişken; göreve geldiğimin ikinci günü ikinci başkan Sayın Hayrettin Hacısalihoğlu'na "Kalecilerin performansı her geçen gün artacak, roket hızıyla yükselecek, gözlerinize inanamayacaksınız, olduktan sonra üstüne konuşmuş olmayayım diye şimdiden söyleyeyim" dedim (gülüyor). Onur süper çıkışını, Türkiye'de A millî olup, İngiltere'de Liverpool'a karşı iyi oyun ve penaltı kurtarışıyla süsledi, Avrupa'da en değerli kalecilerin arasına girdi. Sakatlandığında tabiî çok üzüldük ve birçok kişi "Eyvah, yandık" gibi yorumlar yaptı. Zamanında Onur'a gösterilen güvensizlik Tolga için konuşulur oldu. Saha dışında da yetişebildiğim kadar cevaplamaya çalıştım ama her zaman olduğu gibi asıl cevabı sahada verdi oyuncularım. Tolga kalan 9 maçta sadece 3 gol yedi. O da roket gibi çıktı. A millî oldu. Sonra da Beşiktaş gibi yaklaşık 110 yıllık camianın takımının kalesine geçti ve 3-4 ay sonra da kaptan oldu. Dün gibi hatırlıyorum; Onur'un sakatlığından sonra Tolga'nın ilk maçı öncesi, başkan Sayın Sadri Şener Ankara'da otel lobisinde, "Alper Hoca, Tolga'nın durumu ne?" diye sordu. Niyetini anladım ama başarıdan emin olduğumdan, keyfini çıkarır bir cevap vermeye karar verdim. Başkanın etrafı kalabalık olduğu halde, söyleyeceklerimi, rahatlatıcı bir şey duymak ümidiyle dikkatle dinlemeye başladı. "Sayın Başkan, bir oyuncu 1 maç sarı kart görüp oynamadığında, hafta içi bütün antrenmanlara çıktığı halde, gelecek ilk maçta 70 dakika tempo yakalayabilirse, kendini başarılı olmuş sayar. Tolga 26 maçtır oynamıyor. Neredeyse bir tam sezon! Bir de Tolga orta saha değil, arkasında hatasını telafi edecek oyuncu yok, onu geçen top gol oluyor" dedim. Başkan şoke oldu. Devamında, "Ama Sayın Başkan, siz lütfen şeref tribününde rakip başkanın yanında rahat oturup puronuzu yakabilirsiniz. Maçlar ne olur bilemem ama sezon bitince en az gol yiyen takım olacağız" dedim. Ligin bitiminde benim dinleyemediğim bir röportajda "En az gol yiyen takım olduk" dediğini söylediler. Görevde olduğum 4.5 yıl süre içinde Onur ve Tolga en az gol yiyen kaleciler oldu. Polonya'daki UEFA Avrupa Ligi maçına, sakatlanan Onur'un yerine sonradan giren Zeki, kurtardığı inanılmaz pozisyonla rekor kırmamıza katkı yaptı. O maçta da Onur'a sakat sakat oynamamasını ve

-Zeki'nin görevini yüzde 100 yerine getireceğinden emin olduğumu söyledim. Aynen de öyle oldu. Pilot takımımız Karadenizspor'un üçüncü kalecisi, iki yıl sonra bir A Millî Takım kampı kadrosuna, üç kaleciden biri olarak katıldı. Üç-dört yılda, üç kalecimizi A Millî Takım'a göndermiş olduk! Bu soruyla bana iyi bir orta yaptınız. Ben de gelişine vuruyor ve gururla soruyorum; "Lütfen araştırın, dünyada başka örneği var mı? Bunu "kalecilik takımı" olarak, işini meslek olarak gören insanlar olarak yaptık.

Sizi Millî Takımların kaleci departmanın başına taşıyan da Trabzonspor'daki başarılı süreçti. Kaleci departmanının kurulması ve başına sizin getirilmeniz aşamalarında neler konuşuldu, nasıl planlamalar yapıldı, hangi hedefler konuldu?

-Sayın Fatih Terim, "Kaleci departmanı kuruyorum, başına da seni getiriyorum, programını yap" dedi. Bu kadar. Kısa ve net. Hocamızın bu güveninden çok etkilendim. Kendimi en iyinin en iyisi denizinde yüzüyor buldum. En kısa sürede programımı hazırlayıp heyecanla sundum. Yine kısaca "Geç yap" dedi. Hemfikir olarak sözleştiğimiz gibi devam ediyoruz. Sayın Fatih Terim, "Bu görevi Alper Hocaya ben verdim. Ne karışırım ne de kimseyi karıştırırım" dedikten sonra görev oku gerilmiş yaydan çıktı, hedefe kenetlendi. Hocamızın kanatları altında, onun verdiği göreve lâyık olabilmek için simyacıların felsefe taşı gibi, kimyacıların katalizatörü gibi mesleğimizi en iyi şekilde gerçekleştirmeye uğraşıyoruz. Türk kalecilik ekolünü oluşturmak için girdiğimiz yolu, departman hocalarımla, kulüplerde görev yapan kaleci hocalarımızla, hep birlikte yürüyerek oluşturuyoruz. Matematik gibi, hayat gibi... Her şeyi yazıp belgeliyor, görüntüleyip kaydediyoruz. TFF olarak kaleciliğinin veri tabanını oluşturma çalışmalarımızda, göreve geldiğimizden bugüne 1700 video görüntüsü kaydettik. Hepsi bize özel, başka hiç bir yerde olmayan antropometrik ölçümler, raporlar vb... Çok inandığımız ve işimize koşarak gelmemize sebep olan net bir öz görümüz var; "Kendi ligindeki tüm kalecileri Türk olan ve dünyanın önde gelen takımlarında en az 5 kalecisi Türk olan bir kalecilik ekolünü oluşturmak."

-Sorumluluğunu üstlendiğiniz işin iki farklı boyutu var. Bunlardan birisi, kaleci antrenörlerinin eğitimi. Uzunca bir süredir kulüplere kaleci antrenörü bulundurma mecburiyeti getirilmesini yanı sıra kaleci antrenörlüğü için kurslar açılıyor. 2007 yılında dönemin Millî Takımlar Kaleci Antrenörü Eser Özaltındere ile yaptığım röportajda, Türkiye'de kaleciliğin doğaçlama yapıldığını, kalecilik eğitiminin bir bütünlük içinde verilmesi gerektiğini vurgulamıştı. O günden bu yana antrenörlük kurslarında bir standart eğitim sağlandığını ve bu eğitim sayesinde genç kalecilerin de standartlara uygun yetiştirildiğini söyleyebilir miyiz?

Bu noktada; işimizin bugüne kadar geldiği yolda katkıları olanları saygı ve sevgiyle anmalıyız. Bu bir bayrak yarışı. Amacımız, bizden sonra gelecekler için kullanabilecekleri yolu oluşturmak, daha da ilerilere götürebilmeleri için zemin hazırlamak. Haklısınız, işin iki boyutu var. Birincisi kalecinin, ikincisi ise kaleci antrenörünün eğitimi. Şu an ülkemizde kalecilikteki işleyiş, bir bütünlük içinde, Sayın Fatih Terim'in bilgileri, kontrolü, desteği ve görevlendirmesiyle departmanımız tarafından başarıyla gerçekleştiriliyor. UEFA kaleci departmanı, bu konuda üye ülkelerde eksiklikler olduğunu gözlemleyince, sonuç olarak kaleci antrenörlerine gereken saygınlığı nasıl kazandırabiliriz doğrultusunda, 4 kurs, 5 seminer düzenlemiş. Çıkan sonuca göre, Ekim 2013'te Macaristan'da düzenlediği bir toplantı ile ihtiyaca göre belirlediği yeni kurs yapısını üye ülkelere tanıtmış, uygulamalarını önermiş. Kendi onayı ve kontrolünde izleyip denetliyor. Yeni nesil UEFA A Kaleci Kursumuzu, UEFA'nın önerdiği yapıyla birebir aynı gerçekleştirdik. Tabiîdir ki ilkler zordur. İyileşmemize katkısı olan geri bildirimleri en iyi şekilde değerlendirdik. Eğitimlerin her birinin kalitesi bir öncekinden daha iyi ve artarak iyileşti. UEFA kaleci departmanı yetkilisi, İngiltere U21 Millî Takım antrenörü ve kalecilikle ilgili eğitimlerin sorumlusu Sayın Martin Thomas'ı, bize bu anlamdaki katkıları için tekrar saygıyla anıyorum. İşin bu boyutunda da kalecilerimiz gibi çıkıştayız.

-Türkiye'deki kalecilik kurslarının çağa uydurulması konusunda ne gibi değişiklikler getirdiniz veya getirmeyi düşünüyorsunuz?

Amatör, profesyonel, UEFA A kaleci antrenörü lisansı içerikleri ve yapısı yeni nesil. Örneğin UEFA A kaleci antrenörü kursumuz seçilerek gelen sadece 16 adaydan oluşuyor. Yaklaşık 10 ay sürüyor. Dört adet yatılı bloktan oluşuyor. Aralarda 4'er kişilik gruplarla kursiyerin birinin kulübüne gidip, takımındaki çalışma görüntülerini kaydediyoruz. Diğer 3 kursiyerle ben tribünde, çalışmayla ilgili geri bildirimlerimizle sıcağı sıcağına tartışıyoruz. Antrenmanın bitimin- den sonra da çalışan kursiyerle ben tribünde yer alırken, diğer 3 kursiyer sahaya birer kaleci ile çıkıyor, kameralar önünde çalışmalarını yapıyor. Ben o sırada takım- la çalışmasını tamamlamış kursiyerle bu kez aynı geri bildirimleri diğer kursiyerler için yapıyoruz. Kursun yapısında, teorik ve pratik modüller, kurs öncesi ödevler, araştırma tez çalışmaları var. Kurs süresince her bir kursiyer çalışmalarını tuttuğu günlüğünü, sonunda değerlendirilmesi için teslim ediyor. Güncel bir maçı analiz edip, kendileri için hazırladığımız departman sayfamızdaki bölümde yükledikleri görüntü ve raporları değerlendirip geri bildirimlerde bulunuyoruz. Yapılan her bir analiz bir öncekinden daha isabetli oluyor. Yatılı bloklarda, gece mesleğimizle ilgili sinema filmleriyle tartışma ortamları oluşturuyoruz. Son derece interaktif ve kaliteli öğrenme ortamını, kursiyerlerimizin en iyi şekilde değerlendirdiklerini yakından gözlemliyoruz. Burada yer veremediğim birçok şey daha olmak üzere her şey görüntülü ve yazılı olarak, kursiyerlerin hangi çalışmada hangi soruyu sorduğuna kadar kayıt altında. En sonunda da her bir kursiyer, kendileri için ayırdığımız 5'er saatlik sınavında öğrendiğine bizi ikna ettiği zaman lisansına, kendileri ile gelecekte çalışacak Türk kaleciliğinin yapı taşı genç kaleci adayları da kaleci antrenörlerine kavuşacak. Yeni oluşturacağımız sistemle kulüplerindeyken de antrenörlerimizle iletişimlerimizi devam ettirecek, eğitimlerimiz ve denetlememizi sürdüreceğiz. Eğitimlerde kendilerine verilen ders ve kitaplarla ilgili sorular, sezon boyunca belirli aralıklarla cep telefonlarına cevaplamaları gereken sorular olarak ulaştırılacak. Bilgiyi öğrendiklerinden, öğrenilenlerin unutulmadığından emin olunca yeni konularla iletişimimiz sürecek. Gelişimin durması olabilir mi? Ne ekersen onu biçersin. Hayat gibi. Olmadıysa, demek ki gereği gibi yapılmadığındandır. Bana göre, matematik gibi bir yapı kurarsak hayallerimizi gerçekleştirmek için tek ihtiyacımız zaman olur. Kursun oluşmasına önderlik edenlerin ülkesi İngiltere, aynı kursa bizden tam 1 yıl sonra başlayacak! "Çağ" ile kastettiğiniz öncülük ise, 1 yıl öndeyiz.

-Sizce kaleci antrenörlerinin eğitiminde altyapı antrenörleri ve yarışmacı performans antrenörleri şeklinde bir ayrıma ihtiyaç var mıdır? Varsa eğitim aşamasında böyle bir ihtisaslaşmaya gidilebilir ve altyapı kaleci antrenörlerine kurslarda standart ve bütünlüğü olan bir eğitim verilebilir mi?

Teşekkürler. Meslek sahibi olmayı içselleştirmiş bizler için çok güzel bir soru ve tabiî ki de uzun bir cevabı var. Mümkün oldukça kısa cevaplayacağım. Tam donanımlı kaleci antrenörü, hangi durumda ne yapacağını bilir. Eğitimi eksiksiz olarak verilir. Eğitiminin sürekliliği olur. Sürekli güncellenir. Ve sonuçta tam donanımlı kaleci antrenörü olunur. Kaleci antrenörü de kalecisi gibi her an her kararı uygularken, gereken lüzumu hissedip gereken manevraları yapabildiği oranda başarılıdır. Kaleci derken insandan bahsediyoruz; her biri bir diğerinden farklı. O her birinin de her dakikası birbirinden farklı. Her çıktığı maç ve gireceği her maç farklı. Bizler insanla çalışıp insanların beğenisine sunulan bir işi meslek edindik. Gereken zorluk azmış gibi bir de insanın, diğer bir insanın performansına katkı yapabilmesi konusuna girdik. Bu bağ- lamda her kademede lider antrenör yetiştiren bir eğitimi öz görümüz doğrultusunda gerçekleştiriyoruz. Şikâyetimiz yok, üstelik de çok eğlenceli. Her şeyin iyiye gittiğini görmekle mutlu oluyoruz. Bizim yeni kurs ve yaş grupları eğitim yapımız eşgüdüm içinde, gereken iyileşmeleri içeren FIFA'nın kalecilik kitabı ve UEFA'nın yeni kurs yapısı ile amatör-profesyonel kursların içerikleri, dersleri, sunumları, hocaları, süreleri, kalecilikle ilgili her şey standart, birbirini destekleyen, tamamlayan şekilde, kaliteli bir saatin makinesi gibi çalışıyor.

-Mesela Almanya'da bütün kalecilerin ısınma şekillerinin aynı olduğu söylenir. Türkiye'de de böyle bir standart yakalamak mümkün mü? Bu konuda neler yapılabilir?

Yakalamak mı? Departmanımız 19 aydır Millî Takımların U14'ten A takıma tüm kategorileri, Kadın Millî Takımlarımızın tüm kategorileri, salon futbolu, plaj futbolu, futbol koleji, Ülker Futbol Köyleri, karmalar ve Ampute Millî Takımı kalecilerini standart olarak çalıştırıyor. A Millî Takım'da kalecilerimle ben hangi usule ve ilkeye bağlı çalışıyorsam, saydığım tüm bu gruplar da dozu ve şiddeti farklı olarak birebir aynı çalışıyor. Sistemi, UEFA kaleci departman eğitmeni ve İngiliz 21 yaş altı kaleci antrenörü Martin Thomas'a tanıttım, inanamadı. "Bizde böyle bir şey yok, asla da yapamayız" dedi. Bütün çalışmalarımıza her hoca kameralarla girer, çalışmayı kaydeder, sonra bilgisayara atıp analiz eder ve sayfaya yükler. Kaleci departmanı hocaları olarak tüm çalışmalar ve tüm kaleciler kontrol altındadır. Ertesi gün sayfamızda hepimizin izlememize, kontrolüne hazır haldedir. Söz konusu bütün gruplarda hangi kalecinin hangi stilde olduğunu bilirim. Her hocam bilir. Her antrenman, her kaleci ve her hoca için testtir. Ayrıca belirli aralıklarla gerçekleştirilen antropometrik ölçümler-raporlar hep kayıt altındadır. Yapmacık bir tevazu sergilemeden, klasik "Avrupa'yı yakalayacağız" söylemlerinden öte kendimizle yarışıyoruz. Sonuçlarını almaya başladık. Her geçen gün görünür ve hissedilirliği artarak da devam edecek. "Bu konuda daha neler yapılabilir?" sorusuna cevabı şimdi vermek istemiyorum. Müthiş hazırlıklarımız, konumuzda ilklerimiz var ama prensip olarak yaptıklarımızı anlatmayı alışkanlık haline getirdik ve böyle devam edeceğiz. Şu ana kadar sadece buz dağının suyun üzerindeki görüntüsünden bahsettiğimizi belirtmeliyim.

-Yeterli eğitimi vermenin yanı sıra asıl mesele, genç kalecilere oynama fırsatı tanınması. Sanırım siz Millî Takım'daki ikinci ve üçüncü kaleci tercihlerinizde bu yolu açacak uygulamalar yapıyorsunuz. Harun Tekin'in, Ali Şaşal Vural'ın, Hayrullah Mert Akyüz'ün Millî Takım kadrosunda yer alması başarılı performanslarının yanı sıra futbol kamuoyuna ve kulüplere de bir mesaj anlamı taşıyor aynı zamanda. En önemli örnek de Volkan Babacan herhalde. Uzun yıllar yedek bekleyen bir kaleci şimdi Millî Takımımızın birinci kalecisi konumunda. Bu konudaki hedeflerinizi ve uygulamalarınızı anlatabilir misiniz?

Göreve geldiğimiz ilk aylarda Sayın Fatih Terim'in, Antalya'da PTT 1. Lig, Spor Toto 2. Lig karmaları seçip maçlar organize edilmesi talimatı doğrultusunda belirlenen oyuncular izlendi, raporlandırıldı. Manisaspor'un hocası Sayın Kemal Özdeş bana "Volkan Babacan'ı da çağırmalıydınız" dedi. Ben de ona "Volkan'ı biliyorum, ilk profesyonel hocasıyım. Fenerbahçe'nin PAF takımından alıp, ilk yarı çalıştıktan sonra ikinci yarı 14 maç görev verenim. Bildiğim kaleci. Babacan'ı çağıracaksam oynatmaya çağırırım" dedim. Onun adına konuşamam belki ama bu cevaptan tatmin olmadığını hissettim. Departman olarak sabrettik. Babacan, Hollanda'daki performansıyla UEFA'nın karmasına girdi. Kazakistan maçında UEFA yetkilisi, "Uzun yıllardır Türk Millî Takımı'nda böyle kaleci izlemedik" dedi. Bizim mesajlarımız olacak ve genç Türk kalecilerden buna karşılıklar gelecek. Bizi izlemeye devam edin. Kısaca, Türk kaleciliği çok daha fazla konuşulur hale gelecek.

-Millî Takımların tüm kademelerine kaleci seçiyorsunuz. Bu seç- me işini nasıl bir ekiple yapıyorsunuz? Kaleci seçerken hangi kriterleri göz önünde tutuyorsunuz ve Türkiye'deki kalecileri nasıl takip ediyorsunuz?

Tüm grupların kalecilerinin seçimi, departman kaleci hocalarımız tarafından yapılıyor. Seçimlerimizde; hangi takımdan, hangi camiadan, hangi hocadan, kim rica etti, önerdi diye değerlendirmiyoruz. Meslek sahibi her sağlıklı insanın yapacağı gibi temel yetkinlikler üzerinden objektif bir bakış açısıyla çalışıyoruz. Kısaca kimseye torpil yok. Böyle bir hakkımız da yok. Yapsak, ilk önce torpil yaptığımızı yakarız. Sorumluluğumuz büyük, ince eler sık dokuruz. Hata yapmamak için bir kaleciye bütün departman hocaları bakar, değerlendiririz. Departmanımıza hoca alırken de amatör ve profesyonel kursumuzun değerlendirmelerine göre önde ve uyum içinde çalışabileceğimiz kursiyere, tüm hocalar bakıp, değerlendirerek Fatih Hocamıza sunduk. Seçimlerimizi, baştan beraberce belirlediğimiz ve uyduğumuz temel kriterlerimizi göz önünde tutarak yapıyoruz. Ben ve ekipteki hocalarım, aramızda geliştirdiğimiz ortak dili ve teknolojiyi kullanarak kolaylıkla her şeye yetişebiliyoruz. Kurslarda eğitim verdiğimiz kursiyerlerimizin her biri için departman sayfamızda yer açtık, şifreler verdik. Bizim gönüllü scoutlarımız olarak bulundukları yörelerdeki yetenekli kalecilerin görüntülerini, yönlendirdiğimiz şekilde analiz edip sayfamıza yüklüyorlar. Bu yolla bizler her Türk kalecisine eşit uzaklıkta olabiliyoruz. Kaleci antrenörlerimizin işlerini daha da kolaylaştırmak ve ülke kaleci antrenörleri arasında bilginin akışkanlığını artıracak ortak bir yöntem sağlamak için yeni geliştirdiğimiz kaleci analiz programını, önümüzdeki sezon öncesi gerçekleştirmeyi geleneksel hale getirdiğimiz kaleci antrenörleri seminerinde, her antrenörümüze hediye edeceğiz.

-Kulüplere 14 yabancı oyuncu transfer etme hakkının tanındığı bir dönem yaşayacağız. Yerli kalecilerin bu rekabette neler yapabileceğini öngörüyorsunuz?

İyiler oynayacak. İngiltere'de de sorun çok benzer; yalnızca 5 takımın kalecisi İngiliz. "Neden?" diye soruyorlar, cevabı çok net, çünkü diğerleri yetersiz. Joe Hart'ın yerine yabancı kaleci arıyorlar mı? Ülkemizde de tüm dünyada da böyle. İyinin yerine alternatif aranır mı? Sorun varsa, çözüm doğal olarak aranır. Her şey kalecilerimizin ve onlara yardım eden kaleci hocası meslek- taşlarımızla bizim ellerimizde. Buradan teknik direktörlere ya da idarecilere "Türk kalecileri tercih edin" gibi çağrılar yapmayı anlamsız buluyorum. Aynen hayatta olduğu gibi; değiştirebileceğimiz sadece kendimiziz. Benim en sevdiğim liderlik tanımlarından biri Gandi'ye ait, "Dünyada görmek istediğin değişimin kendisi ol!" Olumsuzluklara odaklanmadan etrafımızdakiler için pozitif bir dönüşüme önayak olmak istiyoruz. Kurslarda kaleci hocası adayları arkadaşlara da söylediğim gibi; "Kaleci yetiştirmeye çalışmayın! Kendinizi; işinizin gereğini lâyıkıyla yerine getirebilen kaleci hocası olarak yetiştirin. Emin olun, kaleciniz de işini lâyıkıyla yerine getiren kaleci olacaktır. Kısaca ona aynasınız, sizde ne görürse ona yönelecektir, kendinize dikkat edin."

-Türk kaleciliğinin bugünkü durumunu "kalecilik geleneği" olan İtalya, İspanya, Almanya gibi ülkelerle kıyasladığımızda nerede konumlandırabiliriz?

Bana göre kaleciliğimiz geçiş döneminde. Şu an kıyasladığımızda, önceki yıllardaki kadar olmasa da genel olarak gerideyiz. Süper Lig'de 2014-2015 sezonuna kalelerde 5-6 yabancı kaleci başladı. Bir önceki sezon ise en çok oynayan 10 kalecinin sadece üçü Türk'tü. PTT 1. Lig'de 2014-2015 sezonuna 4 yabancı kaleci başladı. Bir önceki sezon bu sayı 8'di. Kendi içimizde eskiye göre iyiyiz. Uzun yıllar tek kalecimiz varken, bir yıl öncesinde Volkan Demirel, Onur Kıvrak, Tolga Zengin oldu. Onlardan bir yıl sonraki üçlümüz Volkan Babacan, Ali Şaşal Vural, Mert Akyüz oldu. Şu anda bana göre Avrupa'da başarıyla görev yapabilecek bir kaç kaleciye sahibiz. Önümüzdeki sezon itibariyle bunu sahalarda kanıtlayacağız.

-Kafanızda bir ideal kaleci tipi var mı? Varsa bu tipi nasıl tanımlayabilirsiniz?

Dünyada şu an kalecilikte gelinen nokta, performans tipi olarak futsal kalecisi gibi, artı yan topları iyi olan, kısaca Alman Manuel Neuer gibi bir kaleci. Fiziksel olarak ise uzun-kısa, zayıf-şişman gibi ayrımlara pek takılmıyorum. Önemli olan işini gereği gibi yapma başarısını göstermesi. Yaptığı işi meslek olarak gören, işinin gereğini gerektiği gibi yapan kaleci, zaten olması gereken fizik yapısındadır bana göre. Gerçekten de lütfen fizik olarak uçuk kaçık uçlarda olmayanlar hariç sınıflandırma yanlışlığı yaparak genç kaleci adaylarımızın ve dolayısıyla Türk kaleciliğimizin geleceğini riske atmayalım. Kaleciliğin bir de felsefi yönü var ve bana göre en önemli yön de ruhu. Fizik performansı beden ise, kalecilik felsefesi de ruhu. Ruh yoksa beden yaşamaz. "Ruhu nedir?" sorusuna cevabım ise bana göre bu röportaja sığamayacak boyutta, deniz gibi. Bu denizi de departman olarak koyduğumuz öz görü gerçekleştiğinde tüm dünya anlayacak.

-Kaleci antrenörünün teknik ekipler içindeki konumu nedir?

UEFA'ya göre de iyi durumda değil ki, yeni nesil kaleci antrenörlüğü kurs yapısını, kaleci antrenörlerine teknik ekip içinde saygınlık kazandırmak amacıyla geliştirmeyi ihtiyaç görmüşler. Antalya'da UEFA'nın 8 ülke federasyonunun katılımıyla düzenleyip bizi de izleyici olarak davet ettiği organizasyonda Sayın Packie (Pat) Bonner'a, "Saygınlık kazanmak, biz kaleci antrenörlerinin elinde. En kritik mevkilerden birini çalıştırıyoruz. Futboldan anla, anlama - ki herkes anlar - kaleci iyi mi, değil mi, herkes bilir; adeta, uzaydan görünür. Kalecine değer kat, değerin artsın. Bu kadar basit" dedim. Yine matematik gibi (gülüyor). Kaleci antrenörleri olarak, teknik ekipte her saniye kalecilerle olan bizleriz ve bu avantajımızı teknik direktörün, bu alanda hata yapmaması anlamında meslek ilkelerimizle hizmetine sunarak katkıda bulu- nuruz. İşini bilen saygın teknik direktörler de bu hizmetten en üst seviyede yararlanır."
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner122

banner215

banner124

banner40

banner126