Ben böyle yüzüyorum çünkü Hacıyım

Prof. Dr. Ümit Meriç, Boğaz' tesettür mayosu ile yüzerek geçerek herkesi şaşırdı. 'Sizin mayo alacak paranız yok mu?' diye soranlara, "Mayo alacak param var ama ben böyle giriyorum. Çünkü hacıyım" diyor.

Ben böyle yüzüyorum çünkü Hacıyım

Prof. Dr. Ümit Meriç, Boğaz' tesettür mayosu ile yüzerek geçerek herkesi şaşırdı. 'Sizin mayo alacak paranız yok mu?' diye soranlara, "Mayo alacak param var ama ben böyle giriyorum. Çünkü hacıyım" diyor.

24 Temmuz 2010 Cumartesi 07:38
Ben böyle yüzüyorum çünkü Hacıyım
Prof. Dr. Ümit Meriç 63 yaşında Asya'dan Avrupa'ya yüzerek Boğaz'ı geçti. 'Yüzmek benim genetik hafızamda var.' diyen Ümit Meriç, bu yarışmayla adeta bedeninin bir rönesans yaşadığını söylüyor. 'Çocuklarınıza yüzme öğretin' hadis-i şerifine atıfta bulunan Meriç, üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede yüzmeye yeterince ehemmiyet verilmemesinden şikayetçi. Sizi yüzme yarışında görüp şaşıranlar oldu mu? Yakın çevrem zaten sportmen olduğumu biliyor. Bu disiplini de babamdan aldım. Yürüyüşü çok severdi. Babamla birlikteliğimin büyük bir kısmı okumakla geçti ama aynı zamanda yürümekle de geçti, çok uzun yürüyüşler yapardık. Hâlâ da yürürüm. Kadıköy'den Çengelköy'e yürümek benim için ahval-i adiyedendir. Ayrıca koşucuyum, Çamlıca Kız Lisesi'nde okurken 100 metre şampiyonuydum. Spor yaparak hayattan aldığım zevki artırmak benim için çocukluğumdan kalan bir alışkanlıktır. Yüzme hep hayatınızda vardı yani... Evet, annem de yüzerdi. Annemin bu yüzme becerisi bizde genetik, bunu yüzmeye karar verince anladım. Annem Menteşoğulları'ndan geliyor. Menteşoğulları, Anadolu'ya gelen ve denize açılan ilk Türkmen beyliği. Dolayısıyla benim genetik hafızamda deniz var. Hiç korkmadan Boğaz'ı geçmeyi göze almamda sanıyorum ki pupa yelken Akdeniz'e açılan ecdadımın hatırası var. Yarışmaya katılmaya nasıl karar verdiniz? İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti danışmanıyım. Bir toplantıda İstanbul'u dünyaya sahip olduğu doğal zenginlikler dolayısıyla bir spor merkezi olarak da tanıtalım dedim. Fikrim kabul gördü ve Asya'dan Avrupa'ya yüzme maratonunun 22.sini hazırlayan olimpiyat komitesiyle temasa geçtim. İstanbul'un Avrupa'nın başkenti olduğu yıl, Asya'dan Avrupa'ya yüzerek iki kıtayı kulaçlarla kucaklaştırmak istedim. Ve Asya yakasından Avrupa yakasına yüzerek geçtim. Bu benim için hem millî hem de dinî bir görev hem de torunlarıma bırakacağım önemli bir ufuk çizgisi. 63 yaşını bitirdim. Bu yaşta Cenab-ı Hakk'ın benim bedenime lütfetmiş olduğu güçleri keşfetmekle vücuduma karşı saygım ve dolayısıyla da Cenab-ı Hakk'a olan minnetim daha da katmerlenecekti. Asya'dan Avrupa'ya geçince neler hissettiniz? Bu, bir tür kendi bedenimle ilgili bir rönesans oldu. Bir arkadaşım, "Bu yaşta bu performansı gösterdiğinize göre daha genç yaşta yüzme yarışmalarına katılsanız dünya şampiyonlarından biri olabilirdiniz. Siz kaybolan şampiyonlardan birisiniz." dedi. Neden haşema yerine dalgıç kıyafetini seçtiniz? Haşema ile katılmam başkalarını rahatsız edebilirdi. Geçen sene bu yarışmayı VIP teknesinden takip etmiştim. Baktım Kürşad Tüzmen dalgıç kıyafetiyle yüzüyor. Bu sene nasıl yüzebileceğimi düşünürken dalgıç elbisesiyle yüzebileceğime karar verdim. Dalgıç elbisesi bir tür eşofman gibi. Başımı örtmek için de eski haşemamın başlığını kullandım. Zaten üstüne de bone veriyorlar. Dalgıç kıyafeti ile denize girmemin İslami değerleri zedeleyen bir yanı yoktu. Bazıları haşemayı çok eleştiriyor ve estetik bulmuyor. Siz haşema ile yüzüyor musunuz? Oturduğum sitedeki havuza girerken haşema kullanıyorum. İlk başta bikinili hanımların nim nigahlarına konu oldum. Çocuklar 'Sizin mayo alacak paranız yok mu?' diye soruyorlardı. Onlara, "Mayo alacak param var ama ben böyle giriyorum. Çünkü hacıyım." dedim. Annelerine de selam verdikten sonra "Evet ben sportmen bir hacıyım." dedim. Komşularım da gayet hoş karşıladı. Boğaz'ın çeşitli yerlerinde haşema giyiyorum. Enez'de üniversitenin kampında da haşema ile yüzüyorum. Üniversitenin yasak halkasına takılmadı yani? Takılmadı. Kızım üniversitenin Enez'deki kampını çok sever, çok hoş bir yerdir. Başımı örtmüştüm ve emekli olmuştum. Enez'e gitmiştik, haşema ile yüzüyordum ve Kemal Alemdaroğlu ile karşılaştık. Ama nezaket gösterdiler, hiçbir şey söylemediler. Yıl kaç? Kemal Bey görevde miydi? Tabii görevdeydi. 2001 ya da 2002 yılıydı, rektördü. Başınızı örttükten sonra hiç başörtülü üniversiteye girdiniz mi? Evet, emeklilik dilekçemi vermek için... Konferans için bir üniversiteden davet geldiğinde içeri alınmama endişesi taşıyor musunuz? Çeşitli üniversitelerden davet oluyor ama ben problem olmayı asla istemem. Eğer konuşmalarımı dinlemek istiyorsanız dışarıda bir salon tutarsınız diyorum. Bu yüzden de problem yaşamadım. Başörtüsü yasağı kalksa tekrar hocalığa döner miyim, pek zannetmiyorum. 30 yıl hocalık yaptım ve keşkem kalmadı. Şu an yaptığım işlerin çok daha önemli olduğunu düşünüyorum. Üniversite bir manada şatonun surlarıyla çevrilidir. Siz kendi şartlarınızı da o şartlara uydurmak durumundasınız. Hâlbuki şu anda kendimi bir kelebek kadar hür hissediyorum. Ömrümde ilk defa böyle bir lükse sahip oldum. Evinizden öğrenciler eksik olmuyordur herhalde... Birçok öğrencim profesör oldu, birkaçı da dekan. Bense hep talebe kalmayı tercih ettim. 'Allah'ın kulu olarak yaşıyorum, sosyolog kimliğimi rafa kaldırdım.' demiştiniz. Sosyolog kimliğiniz ne zamanlar ortaya çıkıyor? Tabii meslek insana şahsiyet kazandırır. Sosyolojik Düşünce Atlası diye bir kitabım var, onu tamamlamak istiyorum. Mesleki geçmişime bir saygı olarak... Fakat şunu itiraf etmeliyim ki onu hep arkaya atıyorum. Sosyolog kimliğinizi üç talakla boşasanız da geriye çocuğunuz kalıyor. Benim diğer hazırladığım kitaplar Allah'ın kulu olma sıfatına daha münasip düştüğü için o kitaplar üzerinde çalışmayı daha çok seviyorum. O kadar huzurluyum ki nirvanaya ulaştım diyor musunuz? Estağfirullah, nirvanaya varmak o kadar kolay bir şey değil. Zirveden ne anladığınıza bakmak lazım. Belki düne göre bugünün zirvesindeyim ama ama yarına göre bir tepe aşağıdayım. Nirvana bir Hint kavramı. 'Huzur-u Hakk' dersek belki daha doğru olur. Cenab-ı Hakk'ın huzurunun sadece namaz sırasında değil, her alıp verdiğimiz nefeste zevkine erişilmesi gereken bir hal olduğuna inanıyorum. Birgün hepimizin böyle olmasını temenni ediyorum. Babam ve Oğlum filminin sonunu getiremedim 12 Eylül tarihinde referandum var. Nasıl bir sonuç bekliyorsunuz? Referandumun Türkiye açısından son derece önemli olduğuna inanıyorum. Cumhuriyet tarihimizin en önemli oylaması. Türkiye'nin demokrasiyi ne kadar benimseyip ne kadar benimsemediğinin oylaması olarak görüyorum. Halkımızın sağduyusuna da güveniyorum. Son dönemin olaylarını ve bunun bir parti değil rejim oylaması olduğunu dikkate alırsak referandumun sonucunun olumlu olacağını düşünüyorum. 12 Eylül'e dair hafızanızda ne var? Siyasî hayatı hep hayatımın dışında tutmuşumdur. Hayatı hiçbir zaman siyasî olaylarla ölçmedim. Benim için Deniz Gezmiş'in idam edildiği günün çok derin bir anlamı vardır ama 12 Eylül'ün o kadar önemli bir anlamı yoktur. Ben daha çok siyasî olayların başlangıcı ve sonu ile ilgileniyorum, kendisi ile ilgilenmiyorum. Şunu hatırlıyorum 12 Eylül öncesinde ve yakın zaman sonrasında aydınların evleri basılıyor ve kitaplar toplanıyor haberleri çıkınca Marks'ın ve Lenin'in kitaplarını ön raflardan alıp arka raflara taşıdık. 12 Eylül sonrasında da 50 idam oldu. Hatta geçen gün Başbakan konuşmasında onların mektuplarından alıntı yaparken gözyaşlarını tutamadı... Ben hayatımda hiç kimseyi sağcı ya da solcu diye ayırmadım. Deniz Gezmiş'le ben aynı yaştaydık. Erik ağaçlarının açtığı bir günde onun idam edilmesi beni çok yaraladı. Bütün idamlar beni yürekten yaralar ve ağlatır. 12 Eylül dönemini anlatan Babam ve Oğlum filmi gösterime girdiği zaman izlemek istemedim, çünkü 12 Eylül yılları benim yaralı olduğum yıllar. Fakat kızım Hazal 'Anne sosyolog gözüyle bir izle.' diye ısrar edince izlemeye başladım. Bir noktaya geldikten sonra devamını getiremedim ve yerimden fırladım. Gözyaşlarımı tutamadım ve hüngür hüngür ağlayarak içerilere kaçtım. O yıllara dair çok yaralıyım ama geçmişi de çok kaşımak istemiyorum. Özel kıyafetler diktirdim en güzel kıyafetlerimle huzur-u Hakk'a çıkıyorum Sizi Nişantaşı'nda alışveriş yaparken görmüşlüğümüz var. Nerelerden alışveriş yapıyorsunuz? Eskiden Vakko'dan giyinirdim. Şimdi Faik Sönmez'den daha çok giyiniyorum, ama başka mağazalardan da alışveriş yaptığım oluyor. Dış giyimim önemli değil, dışarıda daha çok pantolon-ceket giyiyorum. Evde elbise tercih ediyorum, ev benim özel mekânım. Cenab-ı Hakk'ın huzuruna çıkarken neden en güzel kıyafetlere sahip olmayayım diye düşündüm ve gittim Vakko'dan ipek kumaşlar aldım. Onları namaz elbisesi olacak şekilde diktirdim. Başörtümü, yüzüğümü elbiseye uygun olarak kullanıyorum. Özellikle evde olduğum zaman yatsı namazlarını kılarken sahip olduğum en güzel kıyafetle huzur-u Hakk'a çıkıyorum ve bunları başka yerde de kullanmıyorum. Sizi tanımayanların Nişantaşı'nda başörtülü görüp rahatsız olduklarını hissettiğiniz oluyor mu? Bilmiyorum, onlara sormak lazım. Ben mürteci değilim tam tarsine çok ilerici bir insanım. Dünyanın geleceğinin İslam'la müşerref olmasını istediğim için hakkımda öyle düşünenler varsa onların da Cenab-ı Hak'tan günde beş vakit namaz kılan, ölmeden önce ölme idrakine gelen Müslümanlar olmaları için dua ediyorum.
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner122

banner215

banner124

banner154

banner126