Terim, İsviçre'de UEFA Pro Lisans Değişim Programı'nda eğitim verdi

Türkiye Futbol Direktörü Fatih Terim, UEFA'nın özel davetlisi olarak gittiği İsviçre'nin Cenevre kentinde, Pro Lisans Kursu Değişim Programı için gelen İspanya, Slovakya, Slovenya ve Norveç futbol federasyonlarının en üst düzey teknik...

Terim, İsviçre'de UEFA Pro Lisans Değişim Programı'nda eğitim verdi

Türkiye Futbol Direktörü Fatih Terim, UEFA'nın özel davetlisi olarak gittiği İsviçre'nin Cenevre kentinde, Pro Lisans Kursu Değişim Programı için gelen İspanya, Slovakya, Slovenya ve Norveç futbol federasyonlarının en üst düzey teknik...

14 Mayıs 2015 Perşembe 18:18
Terim, İsviçre'de UEFA Pro Lisans Değişim Programı'nda eğitim verdi
banner203
Türkiye Futbol Direktörü Fatih Terim, UEFA'nın özel davetlisi olarak gittiği İsviçre'nin Cenevre kentinde, Pro Lisans Kursu Değişim Programı için gelen İspanya, Slovakya, Slovenya ve Norveç futbol federasyonlarının en üst düzey teknik direktör adaylarına eğitim verdi ve tecrübelerini paylaştı.

Fatih Terim, UEFA tarafından Pro Lisans kursiyerlerine yönelik başlatılan, elit teknik adamların eğitimlere katılımı uygulaması kapsamında organizasyona katıldı. Türkiye Futbol Direktörü Fatih Terim, UEFA'nın en önemli eğitmenlerinin yer aldığı eğitim çerçevesinde UEFA Antrenör Eğitim Departmanı Başkanı Frank Ludolph'un sorularını yanıtladı.

Yapılan söyleşide Fatih Terim'e sorulan sorular ve verdiği cevaplar şöyle:

Türkiye Futbol Federasyonunda şu an üstlendiğiniz görevde en önem verdiğiniz konulardan birinin antrenör eğitimi olduğunu biliyoruz. Bunun sebebi nedir?
Türkiye'de futbol Türkiye Futbol Federasyonu tarafından yönetiliyor. TFF, benim son göreve gelişimle birlikte yeni bir pozisyon oluşturdu. Bu pozisyon Türkiye Futbol Direktörlüğü. Bu, A Milli Takım teknik direktörlüğünden çok öte ve çok daha fazla sorumluluğu olan bir mevki. Görev tanımım gereği Futbol Gelişim Direktörlüğü dolayısıyla Eğitim Departmanı, Grassroots, Genç Futbolcu Gelişim Departmanı ile birlikte tüm seviyelerdeki Milli Takımlarımız bana bağlandı. Bu göreve geldikten sonra 13 temel problem tespit ettik. İki tanesinin çözümünü de öncelikli hedef olarak aldık. Bunlar; yaygın tesisleşme yani çocuklarımızın futbol oynayacağı alanların artırılması ile eğitimcilerin ve tüm antrenörlerin eğitiminin daha donanımlı, daha etkin ve daha modern hale getirilmesi. Özellikle yetiştirici antrenörlerimizin eğitimine çok önem veriyorum. Onların pedagojik formasyon eğitimi almış, her yaş grubuna özel yaklaşım becerisine sahip, teknik ve yetenek gelişimini bilen antrenörler olarak yetiştirilmesini sağlamak zorundayız. Futbolun içinden gelenlerle, akademisyenlere birlikte çalışma ortamı yaratıyoruz. Futbolumuzda devrimin öncelikli aktörlerinin antrenörler olacağını düşünüyorum. Bu nedenle onları da en üst düzeyde donatmayı çok önemsiyorum. Eğitim içeriğimizi, sürelerimizi artırıyoruz. Ülke şartları ile ilgili eksiklerimize yönelik sertifika programlarına başladık. Çok gelişmiş ve ileri düzeyde çocuk koruma programını hayata geçirdik. Bu alanda antrenörleri eğitmeye başladık, denetimleri artırdık. Kulüp lisans kriterlerimize yeni maddeler ekliyoruz. Çocuklarımızın fiziksel, duygusal ve cinsel istismarına kesinlikle izin vermeyeceğiz. Antrenör eğitiminde her türlü teknolojik imkanı da kullanmak niyetindeyiz. E-öğrenme modülünü kuruyoruz. Eğitim filmlerinin ve bilgi aktarımının sağlanacağı sürekli eğitim akademisini kurma çalışmalarımız sürüyor.

Ne zaman antrenör olmaya karar verdiniz? Futbol oynarken mi, yoksa bıraktıktan sonra mı? Antrenör olma arzunuzun sebebi neydi ?
Hayatımda ne yaptıysam en iyisini yapmak felsefem olmuştur. Futbol oynarken sadece futbol oynamayı düşündüm ve en iyisini yapmaya gayret ettim. Futbolu bıraktıktan sonra bana oyunculuğumda da çok değer veren Derwall tarafından antrenör olmam konusunda motive edildim. Kendisini saygıyla anıyorum. Antrenörlüğe başladığımda da en iyi antrenör olmaya gayret ettim. Antrenörlük futbolculuktan çok daha farklı donanım gerektiren ve çok daha farklı sorumluluğu olan bir meslek Bunun hakkını da vermek lazım.

Antrenörlük yaşantınızdaki ilk deneyiminiz olan Ankaragücü'nde kariyerinizin geri kalanını şekillendirmek adına neler öğrendiniz? Bu tecrübe size neler kattı?
Sadece Ankaragücü'nde değil antrenörlük hayatım boyunca her gün yeni şeyler öğrendim ve öğreniyorum. Yaşam boyu eğitim projesine inanıyorum. Ben de bunun bir neferiyim . Her yaşadığım günün, her çıktığım antrenmanın ve oynadığım her karşılaşmanın bana katkıları oluyor ve olmaya da devam edecek. Her gün daha da geliştiğimi ve ilerlediğimi görüyorum. Ankaragücü'nün bana kattığı en önemli şey, ülkemde futbol antrenörlüğü felsefesinin değiştirilmesi gerektiği konusundaki düşüncelerimin netleşmesi oldu. Oyun düzeninden, stratejisine, antrenman planlamasından rakip algımıza kadar her konuda rönesansa ihtiyaç duyduğumuz düşüncem Ankaragücü'nü çalıştırdığım sürede pratik olarak onaylanmış oldu. Asıl yürüyüşüm bu süreçle başladı. Asıl yolumu ve rotamı bu süreçle birlikte çizdim.

Bize kulüp takımı antrenörü olmak ve Milli Takım antrenörü olmak arasındaki temel farkları anlatır mısınız?
Kulüpte antrenman planlaması çok önemli. Makro, mezo ve mikro planlama çok çok önemli. Değişimin az olduğu bir kadro ile bir ordu kuruyorsunuz. Her hafta, hatta haftada iki kez karşılaşma oynamanız ciddi olarak işin içinde olmanıza ve o adrenalini tüm hücrelerinizle hissetmenize sebep oluyor. Milli Takım'da ise seçicilik çok önemli. Oyuncu üzerinde gelişim açısından kulüpteki kadar etki imkanı yok. Ama büyük bir havuzdan oyuncu seçme imkanınıza sahipsiniz. Elemelerde kısa süreli iki karşılaşmalı periyodlar yaşıyorsunuz. Ancak büyük turnuvalardan önce etkili hazırlık için imkanınız olabiliyor.

Medya ile iletişiminiz nasıl? Bu iletişim stratejiniz kariyeriniz boyunca nasıl değişim gösterdi?
Ülkemizde zor ve sert bir medya mevcut. Tüm antrenmanlar ve oyuncular ile bizlerin tüm özel hayatı takip altında. Çok doğru bulmamakla birlikte bunun bir realite olduğunu da kabul etmek zorundayız Medya ile benim mesafeli bir ilişkim var. Aynı gemide olduğumuzu onlara her defasında ifade ediyorum. Ve "birbirimize zarar vermek yerine hepimiz futbola hizmet etmeliyiz", diyorum. Medya mensupları görevleri gereği her öğrendikleri bilgiyi kamuoyuna aktarma düşüncesi içinde olduğundan, ben de olduğundan farklı davranamayan biri olduğumdan en iyi çözümü onlarla az ama kaliteli zaman geçirmekte buldum.

Futbolun hiç geri gidilmemesi gereken bir endüstri olduğu söyleniyor. Bu trend karşısında nasıl ilerlediniz ve Galatasaray ve Milli Takım'da çeşitli mucizeler yaptınız?
Hayat felsefem gereği hep ilerisi ve daha iyisi için çalışan biri olduğumdan benim için sorun olmadı. Küçük bir hikaye anlatayım. 2000 yılında UEFA Kupası'nı kazanıp ülkeye döndüğümüzde bir yorumcu bana, " Herhalde artık siz de takımın oyunundan ve bu başarıdan memnunsunuz "dedi. Ben de kendisine, "Ben memnun olduğum an bu meslekte işim biter" dedim. "Ben memnun olmayacağım ki daha iyisini yapabileyim, üretebileyim ve sizi mutlu edeyim", dedim. Bu arada şunu da ifade etmeliyim. Futbolda şansa da mucizeye de yer yoktur. Yaşanan her şeyin bir sebebi, hazırlayıcı faktörleri ve sonuçları vardır. Bizim Galatasaray'da, Milli Takım'da elde ettiğimiz hiçbir başarı şans da mucize de değildi. Şöyle düşünelim 120.dakikada golü atmasaydık 119.dakikada yediğimiz gol Hırvatistan'ın mucizesi mi olacaktı?

Avrupa Kupalarındaki maçlara ve Türkiye Ligi'ndeki maçlara hazırlanırken farklı şeyler yapıyor musunuz?
Her maç başlı başına bir hayattır. İstanbul Üniversitesi'nde futbol uzmanlık dersine giriyorum. Öğrencilerime, "Her karşılaşma hayatın küçük bir kopyasıdır diye anlatıyorum. Bir düdükle başlar bir düdükle biter. Tıpkı bir yaşam süresi gibi. İçinde aynı amaç için çalıştığın, birlikte yürüdüğün kişilerden oluşan takımlar mevcut. Aynen gerçek hayattaki gibi. Sizi engellemeye çalışan ve aynı amaca yürüyen başkaları da mevcut. Kurallar var hayattaki yasalar gibi. Hakem var hakimler gibi. Her zaman adalet yüzde yüz tecelli etmiyor gerçek hayattaki gibi. Tribünlerde sizi seven destekleyen, sizi sevmeyen, engellemeye çalışan ve rakipleri destekleyen kişiler var. Yine aynen hayattaki gibi. En önemli ayrım sahada yaşadığımız her hayattan sonra hatalarımızdan dersler çıkarıp daha iyisini yapma fırsatımız var. Bir nevi reenkarnasyon. Dolayısıyla geçmiş tecrübelerinizden, birikiminizden ve güncel çalışmalarınızdan yola çıkarak her karşılaşmaya ve rakibe farklı hazırlık yapılmalı. Her rakibin de size tedbir almasını ve size göre hazırlanmasını sağlayacak bir duruşunuz olmalı diye düşünüyorum.

Kariyeriniz boyunca aldığınız en büyük dersler nelerdir? Eğer baştan yapma şansınız olsa neleri farklı yapardınız?
Hayatta yaşadığım hiçbir şeyi ve yaptığım hiçbiri şeyi değiştirmek istemem. Doğrusu ve yanlışıyla yaşadığım her şey ve tüm yaptıklarım benim ben olmamı sağladı. Ve bu yüzden hepsi benim için çok önemli ve değerli. Derslere gelince… Önemsiz rakip yoktur ve mücadele eden her rakip saygı duymayı hak etmektedir. Bu benim felsefemdir. Son düdük çalmadan maçta mücadele de umut da bitmez. Bunu en iyi 2008 Avrupa Şampiyonası'nda gösterdik sanırım. Gol yediğinizde değil mücadele etmekten vazgeçtiğinizde kaybedersiniz. Kişiliksiz oynayıp galip gelmektense, kişilikli oynayıp farklı mağlubiyeti yeğlerim. Futbolda şans diye bir şey yoktur. Bu fırsat geldiğinde becerikli davranmakla karıştırılır.

Son olarak burada bulunan ve profesyonel alanda görev almak isteyen katılımcılara neler tavsiye edersiniz?
Başkalarının ayak izlerini takip ederek ancak onların gittiği yere kadar gidebilirsiniz. Ama elbette ki sizden önceki bilgilerden tecrübelerden yararlanın. Hayalleriniz olsun ama sadece hayal edilerek olmayacağını da bilin. Çok çalışmak, iyi bir lider olmak, iyi bir ekip kurmak lazım. Kaliteli insanlar kaliteli insanlarla çalışmalıdır. Yerinizden eder diye, size rakip olur diye kimseden çekinmeyin. Her branşın en iyilerinden oluşan bir ekip kurun, takımın arkasındaki takımın başarıdaki rolünün çok büyük olduğunu unutmayın. Tüm çalışanlarınızın mutlu olmasını sağlayın. Aşçınızın, malzemecinizin, masörünüzün yüzü gülüyor ve mutluysa, iyi günler ve büyük başarılar çok yakın demektir. Benim en az başarılı olduğum konu sanırım yöneticilerle çok iyi ilişkiler kurma konusudur. Genç arkadaşlarıma bu konudaki önerim, kişiliklerinden ve karakterlerinden yani duruşlarından ödün vermeden yöneticilerle yapıcı ilişkiler kurmaları yönünde olacaktır.
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner122

banner215

banner124

banner40

banner126