Bir Ramazan Gününde Acz Hakkında Düşündüklerim

İnsanî bir haslettir acz. Bizi Yaratan (cc) zayıflığımızı, fakrımızı ve muhtaciyetimizi de öyle güzel, öyle kapsamlı yerleştirmiş ki içimize, adeta insan deyince hemen acz akla geliyor.

Bir Ramazan Gününde Acz Hakkında Düşündüklerim

İnsanî bir haslettir acz. Bizi Yaratan (cc) zayıflığımızı, fakrımızı ve muhtaciyetimizi de öyle güzel, öyle kapsamlı yerleştirmiş ki içimize, adeta insan deyince hemen acz akla geliyor.

23 Ağustos 2009 Pazar 18:52
Bir Ramazan Gününde Acz Hakkında Düşündüklerim

Bir tarafta sonsuz ihtiyaç ve kusurlar silsilesi var ki, bu insandır. Diğer tarafta kusurdan münezzeh ve hiçbir şeye ihtiyaç duymayan sonsuz kudrette bir Yaratıcı var ki, o Allah'(cc)tır. İnsan, Allah'a yol bulmak ve varmak istiyor. İşte bu yolun başlangıç noktası acz'dir. İnsan, bir istinat noktası bulup Allah'a yükselmek istiyor. İşte bu yükselmenin istinat noktası acz'dir. Yaratılan insanın, Yaratıcısı (cc) karşısında en kuvvetli istinat noktası “aczinin farkında olmasıdır.” İşte insanoğlu bu istinat noktasına dayanırsa ve ondan kuvvet alırsa, yüceler yücesine çıkar. Aczini bilen yükselir. Yükselmeye yol arayanlara ilk tavsiyem, “Kardeşim, aczinin farkına var ve oradan yüksel.” Teşbihte hata olmasın, siz bir taş, bir kaya üzerine binerek gökyüzüne atılmak istiyorsunuz ve öylece Allah'a ulaşmak istiyorsunuz. Taş ya da kaya üzerinde bir manivela ile (kaldıraç ile) gökyüzüne fırlatılacaksınız ve tabir caizse, Allah'a doğru yol alacaksınız. Bu taşı, bu kayayı gökyüzüne fırlatmak için, manivelanın dayanması gereken sağlam bir nokta, iyi bir istinat noktası arıyorsunuz. Ki o taş en yükseğe uçsun. Sana o noktayı gösteriyorum, o nokta acz noktasıdır. Aczini bilirsen en yükseğe uçarsın Allah'ın izniyle. Başka bir teşbihte bulunalım. (Yine söylüyorum, teşbihte hata olmaz) Siz bir roketin içine girip Allah'a uçacaksınız, ancak, roketin rampası nereye kurulacak, bunu bilmiyorsunuz ve bana soruyorsunuz, “bu roketin rampasını nereye kurayım ve nereden havalanayım?” İşte cevabım, roketini acz rampasına kur ve oradan havalan. Yükselmeye yol arayanlara başlangıç noktası işte yukarıdaki teşbihlerde gizli. Teşbihleri iyi anlarsan mesele yok. Aczinin farkına varırsan mesele yok. İnsan etten ve kemikten müteşekkil bir varlık, zayıf ve aciz. Bunun farkına vardıkça, yol alıyor, bunun farkına vardıkça yükseliyor. İnsanoğlu aczinin farkına, fakrının farkına en çok ne zaman varıyor biliyor musunuz? Bir büyük olayla karşılaştığında ya da yaşı ilerledikçe veya oruçlu ya da aç durumda iken. Evet, aczin farkına varılmasında bu üç husus çok müteessirdir. 1- Güç yetmeyecek bir büyük olayla karşılaşmak. 2-Yaşlanmak. 3- Oruçlu ya da aç durumda beklemek. 1- Bir büyük olay dediğimizde nedir bu? Allah kimseye vermesin, çaresiz bir hastalık, çok büyük bir kaza ya da benzeri olaylar, insanda zayıflığı ve güçsüzlüğü hemen ortaya çıkarır. Çok zenginsiniz, çaresiz bir hastalığa yakalandınız, “paranız beş kuruş fayda etmiyor”. Göz göre göre eriyor ve ölüme son sürat yaklaşıyorsunuz. İşte aczi ortaya çıkaran bir hakikat budur. İnsan bu acz içinde tek melce (sığınılacak yer) olarak Rabb(cc)ini görür ve durumun O(cc)'na arz eder. Bir denizaltı içindesiniz, denizin tam ortasında kayboldunuz, denizin ta diplerinde, kimsenin bilmediği ve görmediği bir yerde mahpus kaldınız, sizi kim kurtarabilir? Yalnızca Allah. Bunun için aczinizin ve fakrınızın farkına vararak, acilen dua ve niyazda bulunmalısınız, Yunus Peygamber (as) gibi. Yunus Peygamber (as), bir balık tarafında yutulduğunda, balığın karnında hapis kaldığında, o en zayıf, o en çaresiz durumda, aczinin farkına vardı ve "La ilahe illa ente, sübhaneke inni küntü minezzalimin" (Senden başka ilah yoktur, Sen bütün noksanlıklardan münezzehsin, muhakkak ki ben nefsime zulmettim) dedi ve kurtuldu. Bu husus Enbiya Suresi 87. ve 88. ayetlerde şu şekilde beyan edilir. “Zünnûn'u da hatırla. Hani öfkelenerek (halkından ayrılıp) gitmişti de kendisini asla sıkıştırmayacağımızı sanmıştı. Derken karanlıklar içinde, "Senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni bütün noksanlıklardan uzak tutarım. Ben gerçekten (nefsine) zulmedenlerden oldum" diye dua etti. Biz de duasını kabul ettik ve kendisini kederden kurtardık. İşte biz mü'minleri böyle kurtarırız.” 2- Gelelim yaşlılığa. Biz insanoğlu, aczimizi ve fakrımızı, güçsüzlüğümüzü ve zayıflığımızı en çok yaşadıkça, yaş kemale erdikçe daha iyi anlarız. Evet, yaşadıkça bir hususu daha iyi anlarız, gün geçtikçe dermandan düşer, gün geçtikçe daha güçsüz hâle geliriz. Yani bedenen zayıflayan insan, vücut olarak güçsüzleşen insan idraken güçlenir. Güçlenir ve anlar, “hiçbir şeye gücüm yetmiyor.” Gençken öyle mi? Hayır, gençken bedenen güçlüdür, vücutça kuvvetlidir, ancak idrakçe zayıftır, anlamaz. Genç insan aczinin ve fakrının farkına daha zor varır. Çünkü, “taşı sıksa, suyunu çıkartacak sanır kendisini.” Halbuki hâlden hâle girecek ve zayıflayacak. İnsanoğlu, hâlden hâle girerken, diğer tarafta sonsuz kudretteki Yaratıcı (cc) ki, O(cc)'nu ne yaşlılık bulur, ne de zayıflık bulur. O (cc) her zaman, ezelden ebede aynı kalır. İşte bu düşünceler içinde, yaşlılığımızda acz içinde ve zayıf bir biçimde, O(cc)'nun kapısını çalarız, O(cc)'ndan imdat dileriz. 3- Yukarıda hastalık ya da benzeri durumlarda ve yaşlandıkça aczimizin farkına varırız dedik. Bunlardan ayrı olarak insan aczinin farkına bir de oruçlu ve aç durumda iken varır. İnsan o kadar zayıf ve o kadar güçsüz ki, birkaç gün yemese, birkaç gün içmese ölecek. Açlık hâlinde, ne yürümeye, ne konuşmaya, ne ayakta durmaya mecal bulabiliyor insan. İşte bu durumda anlıyor ki, acz ve fakr kendisine mahsus bir haslet. Hayatta kalması ancak bazı gıdalarla mümkün. Gıdalar olmazsa yaşayamayacak. İşte Ramazan-ı Şerif'teki orucun bir hikmeti budur. İnsan zayıflığının ve aczinin farkına böyle varsın. Anlasın ki, Dünya'da nimetler olmazsa kendisi yaşayamayacak. Kendisi için halkedilen bu gıdaları yiyemezse hayatını idame ettiremeyecek. Kendisi öyle çok da kuvvetli iplerle bağlı değil Dünyaya. Nefis terbiyesinde çokça anlatılan bir hadistir. Allah (cc) nefse sorar; sen kimsin ben kimim? Nefis; “ene ene ente ente; sen sensin ben benim” der. Allah (cc) bu cevap üzerine nefse ateşle azap verir. Sonra Allah (cc) yine sorar; “sen kimsin ben kimim?” Cevap aynıdır: “Ene ene ente ente; sen sensin ben benim”. Bu defalarca tekrarlanır her defasında cevap aynıdır. Nefis, ateşle terbiye edilememektedir. Allah (cc), nefsi, bu defa açlık imtihanına sokar. Nefsi günlerce aç bırakır. Allah (cc) tekrar sorar: “Sen kimsin ben kimim?” Açlık imtihanına dayanamayan nefis hizaya gelir ve “Ya Rab ben aciz, fakir bir kulunum, sen benim Rabbimsin” der. Evet, Ramazan-ı Şerif ve Ramazan'daki oruç ve açlık bizlere bir kez daha hatırlatma da bulunuyor ki, aciz, zayıfız ve güçsüzüz. Aczinin farkına varanlara ve Allah'a acziyle ve fakrıyla varanlara ne mutlu. Bu duygu ve düşüncelerle, bir Mütevazi Âlimimiz gibi, ben de seslenirim "Fânîyim, fânî olanı istemem; âcizim, âciz olanı istemem Ruhumu Rahmân'a teslim eyledim, gayrı istemem İsterim, fakat bir Yâr-ı Bâkî isterim Zerreyim, fakat bir Şems-i Sermed isterim Hiç ender hiçim, fakat bu mevcûdâtı umumen isterim "

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner122

banner215

banner124

banner154

banner126