Bize ne oldu?

Bilmem herkes nasıl ama ben birkaç fikir kitabı okuyunca arkasından birkaç da roman veya roman gibi akıcı yazılmış tarih kitabı okumayı tercih ediyorum. Böylelikle not alarak okuduğum fikir kitaplarının verdiği zihin yorgunluğunu üzerimden atmış oluyorum

Bize ne oldu?

Bilmem herkes nasıl ama ben birkaç fikir kitabı okuyunca arkasından birkaç da roman veya roman gibi akıcı yazılmış tarih kitabı okumayı tercih ediyorum. Böylelikle not alarak okuduğum fikir kitaplarının verdiği zihin yorgunluğunu üzerimden atmış oluyorum

20 Eylül 2010 Pazartesi 09:02
Bize ne oldu?

Çankaya'da Kâbus, Türk Siyasi Tarihi, Osman Oğullarının Dramı, Arkadaşım Menderes, Üç Devirde Bir Adam, Bay Pipo, Reis, Kart Kurt Sesleri, Büyük Mazlumlar gibi daha nicelerini bu şekilde okumuşumdur. Birkaç yıl önce çok popüler olan ve hediye bile edilen Şu Çılgın Türkleri de okumuş oldum. Yakınlarda ise çok önceleri kitaplığımda bulunduğu halde tamamını bir türlü okuma fırsatı bulamadığım 12 ciltlik Cemal Kutay kitaplığını okuma fırsatını yakalamış oldum. Dokuzuncu sırada yer alan siyasi sürgünler adası malta kitabını bitirmiştim ki, üzerinden kaç ay geçmesine rağmen etkisinden hâlâ kurtulamadığım aynı serinin İstiklal savaşının maneviyat ordusu kitabının birinci kitabından mecburen notlar almıştım. O gün bugündür bize ne oldu? diye kendimi sorgulamaktayım. İşte bu kitabın 203. sayfasını okuyunca aşağıdaki satırları yazmaya başladım. Efendim cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Paşa; devletimizin o günkü yöneticilerinin, gittikçe küçülen vatan coğrafyamızı istilacı devletlerin hain emellerini gerçekleştirmelerine mani olacak durumda olmadığı kanaatine vardığı için, kendisi gibi düşünen kudretli, tecrübeli ve bu yolda canını ortaya koyabilen asker, hukukçu, âlim, din görevlisi, cemaat ve aşiret önderleriyle fikir birliğine vararak kurtarıcı çekirdek kadroyla stratejiler geliştirmiş. Bu çekirdek kadroda yer alan bu gün aramızda bulunmayan ve rahmetle andığımız bu insanlar kurtuluş için yapılan çalışmalarda üzerlerine düşen görevleri ellerinden geldiğince yerine getirmişlerdir. Devletimiz için yapılan bu çalışmalar sırasında maalesef bazıları, gafil ya da hain diyebileceğimiz yine bizim insanlarımız tarafından acımasızca işkence görmüş hatta katledilmişlerdir. Bu kitapta beni çok etkileyen birkaç olayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Konya'da katledilen Sivaslı Müderris Ali Kemali Efendi bunlardan sadece biridir. Tek suçu, Mustafa Kemal Paşa'ya inanıp onunla aynı mücadeleye omuz vermek için Konya'daki Millî Mücadele Hareketinin liderliğini üstlenmesi ve bu görevini hakkıyla yerine getirmesidir. Delibaş denilen eşkıya başının etrafında toplanan bir grup cahil insanın hakaret ve acımasızlığı ile yapılan işkencenin sonunda son nefesini verirken kendine işkence edenlere söylediği sözler ne kadar ibret vericidir. “Ben sizleri affettim. Çünkü siz ne yaptığınızı bilemeyecek kadar cahil ve biçaresiniz. Allah da sizleri affetsin. Hiç birinizden davacı değilim.” Yaşanan bu ibretli olayda çektiği acıya rağmen gösterdiği metanet ve peygamber sabrını; 12 Haziran 1919 da Mustafa Kemal ve arkadaşlarını, Amasya girişinde kalabalık bir bir heyetle karşılayarak “Paşam”¦Bütün Amasya emrinizdedir”¦ Gazanız mübarek olsun”¦” diyen Amasya müftüsü Hacı Tevfik efendi'nin Amasya ve çevresindeki Millî Mücadele teşkilatlanması ve Zile ”“ Erbaa ayaklanmasının bastırılmasındaki gayretini; Millî duygularımızın kabarmasını sağlayan ana unsurlarımızdan biri olan mehter takımının Eskişehir'de Asteğmen Halil Nuri Yurdakul tarafından kurulması sırasında üzerinde olan 200 lirayı vererek maddi katkıda bulunan Abdullah Azmi efendi'nin ordumuza olan bağlılığını; Yine o günlerde çok elzem olan millî birlik ve beraberliğin sağlanmasında mehter takımının önünde taşınan siyah bez üzerine beyaz harflerle yazılı olan “Müslümanlar beklediğiniz kıyamet bu günlerdedir”¦ Birleşelim”¦ Kurtuluruz”¦” sözlerin müellifi Bolvadinli müderris Yunus Zâde Vehbi Hoca efendinin samimiyetinin sözlere nasıl aksettiğini; 16 Mart 1920 tarihinde Mebusan Meclisi'ni temsilen padişah huzuruna kabul edilen üç kişilik heyette Rauf bey ve Mehmet Vehbi efendi ile birlikte yer alan başkan vekili Abdulaziz Mecdi efendinin pencereden görülen işgal gemilerini göstererek padişaha hitaben: ”Padişahım! Bunların gücü, şu gemilerin toplarının menzili içi kadardır. Millet yekpare pulat halinde ayağa kalkmıştır. Vatanını da, devletini de, seni ve makamını da kurtaracaktır. Ona güven ve inan”¦ Sen esirsin. Esaret anlaşmalarını imzalama”¦” diyerek milletine olan inancını, ikna için padişaha aktarmasını; Millî Mücadele için Anadolu'ya gidecek gönüllülerin İstanbul için çıkış, Anadolu için giriş kapısı olan Üsküdar'daki Özbekler Tekkesi ve bu mekanın başta şeyh Atabey olmak üzere diğer hizmet erbabının Kurtuluş Savaşındaki rollerinin ne anlama geldiğini bilmek için tarih uzmanı olmak değil, konuyla ilgili birkaç doyurucu kitabın okunmasının yeterli olacağını; Ulukışla'ya işgal niyeti ile bir katar dolusu asker ile gelen Fransız birliğine iyi bir sözlü ders vermesi üzerine, komutanın işgalden vazgeçerek tekrar Adana'ya dönmesini sağlayan ve daha sonraki mücadelelerde şehit düşen Ulukışla müftüsü Bahaettin efendiden bir insanda olabilecek güçlü bir iradeyi; Kahraman Maraş'ımızın kurtuluşunda ilk kıvılcımı ateşleyerek bir sembol olan Sütçü İmam ile verdiği fetvayla Millî Mücadelenin kanununu yürürlüğe koyan Rıdvan Hoca'daki azmi; yine bu kurtuluşun manevi komutanı özelliğini taşıyan ve kurtuluştan sonra da İngiliz-Fransız ajanlarının halk üzerindeki olumsuz etkilerini ortadan kaldırmak, Millî Mücadele ve Cumhuriyetin gerekliliğinin önemine çevre ilçe ve köylerdeki insanlarımızı inandırmak için yaptığı irşat çalışmalarını yürüten Şeyh Ali Sezai Efendi'deki inanç ve kararlılığı; Isparta'da Hafız İbrahim Efendi'nin teşkilatlandırdığı ve adına Millî Mücadele'de Demiralay; Afyonkarahisar'da aynı şekilde İsmail Şükrü Hoca tarafından kurulan ve adına da Çelikalay denilen kuvvet grubunun mücadelesinden, gerektiğinde hocaların da silah kuşanarak cephelerde ön safta savaşabileceğini; İzmir'in işgalinden sadece dört saat sonra Millî Mücadele'nin farz olduğunu ve vatanın kurtulması için cihat edilmesini ihtiva eden ilk fetvayı veren din âlimi Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi Efendi gibi milletin gönlünü fethetmiş hoca efendilerin, Mustafa Kemal Paşa'nın etrafında nasıl kenetlendiklerini; Yine Ali Fuat Paşa'nın organizesi ile, Büyük Millet Meclisi'nin açılışından iki gün öncesine rastlayan Nisanın yirmisini yirmi birine bağlayan gece Bursa belediye binasında bir araya gelen hoca efendiler bu konudaki “Esarette bulunduğu muhakkak olan Fetva Emini'nin fetvasıyla Padişah iradesinin geçerli olamayacağı muhakkaktır. Cümlemiz bu kanaatteyiz.” Şeklinde ifadesini bulan ikinci fetvayı verenlerin vatana olan bağlılıklarını; 25 Nisan günü Büyük Millet Meclisinin daha üçüncü gününde Beypazarı ayaklanma ve kargaşayı bertaraf etmek üzere görevlendirilen din adamlarının irşat ve gayretleriyle olayı yatıştırmaları, Türk insanının gönül tahtında önemli bir yere sahip din adamlarımızın değerini bir kez daha öğreniyorum. O günün kahramanları devletimizin o günkü duruma düşmesine sebep olan hastalığın teşhisini doğru olarak belirlemişlerdir. İşte buradan hareket ederek Ankara Müftüsü Mehmet Rıfat Efendinin önderliğinde toplanan mahallî ulema heyeti, Bursa ulemasının hazırladığı bu anlamlı fetvasının genişletilerek farklı düşünen insanların her türlü isnat ve zaman zaman iftira şekline dönüşen olumsuz düşüncelerini kökünden silip atacak bir fetva metni hazırlanmıştır. 19 müftü ve müderrisin imzası bulunan bu fetva metnini fazla yer işgal etmemesi için buraya almıyorum. İlgilenenler adı geçen kitaptan inceleyebilirler. 23 Nisan 1920 tarihli ve altında Heyeti Temsiliye adına Mustafa Kemal imzasını taşıyan altı maddelik TBMM nin açılış bildirisini okuyunca sizlerle paylaşmadan edemiyorum. İşte hepimizin ders alması gereken bu bildiri: 1.Ulu Tanrı'nın izni ile Nisanın 23. günü Cuma namazından sonra Ankara'da Büyük Millet Meclisi açılacaktır. 2.Vatan istiklali, yüce saltanat ve hilafet makamının kurtarılması gibi en Gerekli görevleri yerine getirecek olan Büyük Millet Meclisinin açılış gününü Cuma'ya tesadüf ettirmekle bu kutsal günün hayırlılığından faydalanma ve tüm sayın milletvekilleri ile Hacı Bayram-ı Veli arınmış camiinde Cuma namazı kılınırken, nurlu Kur'an ve salâta sığınılacaktır. Namazdan sonra lihye-i saadet (Peygamberimizin sakalı) ve Sancak-ı Şerif (uzerinde cihat ve zaferi anlatan ayet ve hadisler olan bayrak) alınarak özel daireye (ilk meclis binasına) gidilecektir. Binaya girmeden önce dua okunacak ve kurban kesilecektir.Bu törende camiden başlanarak, toplantı yerine gelinceye kadar kolordu kumandanlığınca askeri birliklerle hazırlık yaptırılacaktır. 3.Bu günün kutsallığı adına bugünden başlayarak, vilayet merkezinde Vali Beyefendi hazretlerinin tertibi ile Hatim ve Buhari Şerif okunmasına başlanacak ve hatmin son bölümü, hayrından mahrum kalmamak için Cuma günü namazdan sonra meclis binasında tamamlanacaktır. 4.Kutsal ve yararlı vatanımızın her köşesinde aynı surette bugünden Başlayarak Hatim ve Buhari Şerif okunmalarına başlanacak ve Cuma namazından önce minarelerde Salavatı Şerife okunacak ve hutbe sırasında yüce Halifemiz Padişahımız Efendimiz hazretlerinin yüksek varlığı ile bütün tebaasının bir an önce kurtulma ve mutluluğu duası eklenecek ve Cuma namazının kılınmasından sonra da Hatim tamamlanacak ve Saltanat ve Hilafet makamının (yani İstanbul'un) ve bütün vatan parçalarının kurtarılması ülküsü ile yürütülen ulusal çabanın önem ve kutsallığı ve milletin kendi vekillerinden kurulu Büyük Millet Meclisi'nin vereceği yurt ödevlerinin yerine getirilme zorunluluğu anlatılacaktır. 5.Bu bildirinin hemen yayınlanması ve her tarafta duyulması için her yola başvurulacak ve kısa yollardan en uzak köylere, en küçük askeri birliklere, memleketin tüm kuruluşlarına erişmesi sağlanacaktır. Ayrıca büyük levhalar halinde her tarafa asılacak ve mümkün olan yerlerde bastırılarak parasız dağıtılacaktır. 6. Ulu Tanrımızdan eksiksiz başarı dileriz. Daha nice mücadele ve icraatlar, din âlimlerinin Atatürk ile birlikte hareket ettiklerini ve bu beraberlikten de Atatürk'ün rahatsız olmadığı gibi bizzat memnuniyet duyduğunu gösteriyor. Bugün bazı gazete, dergi, kitaplar ile bilgi şöleni ve çeşitli programlarda Atatürk'ün; din ve din adamları ile sanki farklı düşünüyormuş gibi fikir beyan etmelerinin sebebini merak ediyorum. Ayrıca vatanseverliklerinden asla şüphe duyulmayan ve bugün özellikle Atatürkçü kimliğiyle öne çıkmış olan aydınlarımızın bu tür tutumlarını bir türlü bir yere oturtamıyorum. Bugün aramızda bulunmayan ve hepsini rahmetle yâd ettiğimiz, başta Atatürk olmak üzere Atatürk ile omuz omuza mücadele eden silah arkadaşları, ilk meclisin üyeleri, Denizli, Bursa ve Ankara fetvalarına imza atan din âlimleri, Millî Mücadelede gazi ve şehit olanlar ve sağ olsalardı; Bugünkü insanlarımızın özellikle aydınlarımızın ”kendileri hakkındaki” duygu ve düşünceleri hakkında ne söylerlerdi acaba?.. Gerçekten merak ediyorum. Hepsini rahmetle anıyor ve aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyorum. Rahmetli Mehmet Akif gibi dua ediyorum. Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın.

Anahtar Kelimeler:
Efendinin
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Aşık Ali 6 yıl önce

Saygı değer hocam yazınız çok güzel çok anlamlı buldum. kaleminize yüreğinize sağlık başarılarınızın devamını diliyorum.
Saygılar

banner122

banner215

banner124

banner154

banner126