Çerkez kadınlarının dayanılmaz suskunluğu

Kube Nurhan Fidan'ın 8 Mart Dünya Kadınlar günü yazısı...

Çerkez kadınlarının dayanılmaz suskunluğu

Kube Nurhan Fidan'ın 8 Mart Dünya Kadınlar günü yazısı...

09 Mart 2014 Pazar 12:35
Çerkez kadınlarının dayanılmaz suskunluğu
banner203
1857'de Amerika'da işçi kadınların insanca çalışma koşulları talep ederek başlattıkları bir eylemde yüzlerce kadının yanarak ve dumandan boğularak ölmesinin anısına ”˜'Dünya Kadınlar Günü'' diye bir milad olduğunu bilmeyenimiz yoktur sanırım. Dünyanın bütün anlı şanlı ülkelerinde ve dahi Türkiye de 8 Mart'ın tıpkı sevgililer günü veya muadil bayramlar gibi kutlanıyor olması, zamanın ruhuyla hiç çelişmiyor sanırım. Misal Çerkesya da ki kutlamaları Çetao Nadir biraz ironi ve gülümseten örneklerle anlatmıştı. Gerçi yoldaş Lenin, Alman sosyalist ve kadın hakları savunucusu Clara Zetkin ile birlik olup, Rusyada da bu günü bir komünist bayramı olarak ilan ederken sonradan evrileceği durumu öngörmemiş olabilir. Tıpkı kutsal SSCB nin bir gün sebeb-i hayatı olan sosyalizme, bile isteye elveda diyebileceğini öngörmediği gibi. 

Öte yandan feministler, kadın hakları savunucuları, devrimci kadınlar ve bazen yelpazeye dahil olan elitist-seküler grupların kontr öfkesine maruz kalan 8 Mart zedeleri anmamak olmaz. Kendilerine ait olan emekçi bir günün, yine bir gün ”˜'kahrolacak'' olan kapitalizm tarafından hırsızlanarak tüketim çılgınlığı coşkusuyla kutlanmasına ciddi reaksiyon gösteriyorlar. Kazara kocaları veya arkadaşlarının 8 Mart da ellerinde çiçeklerle çıkıp gelmesini hayati bir mesele olarak ele alıp, o günü bu ”˜'menfur'' şahıslara zehir zıkkım edebilen esaslı hemcinslerime şapka çıkarmayı bir borç bilirim. Zira günün anlam ve önemini kafi derecede talim etmemiş erkek dünyasına haddini bildirmek için, böyle sakarlıkları fırsata dönüştüren kadın zekasına oldum olası korkuyla karışık bir hayranlık beslerim.  

İroni bir yana, 8 Mart gününün gerekçesi olan kadın cinsinin yakıcı gerçeklerini hakkıyla dillendiren,  fiili olarak çalışıp çırpınan gerçek platformlardan haberdar olmak, desteklemek, en azından vicdani zorunluluğumuz olmalı.

Birazda Çerkes kadınlarından konuşalım mı?

Bugün 8 Mart teması için  Cherkessia.net ana sayfaya eklenen kısa yazıyı okudum. İşgal İstanbulun da teşkilatlanma başarısı gösteren bir grup Çerkes kadınının çıkardığı Diyane dergisinin Hayriye Melek Hunç imzalı yazısı. O yazının altına zamanın latin alfabesi ile yazılmış olan orijinal Çerkesce metni de eklemiş arkadaşlar. (http://cherkessia.net/bakisacimiz.php?id=3365)

1920 senesinde aristokrat ve şehirli bir Çerkes kadınının kendi halkı için düşündükleri bu ve benzeri yazılarda sıralanmış. Bu tarihten 94 yıl sonra 2014 senesinde Çerkes kadınları kendi halkı için ne düşünüyor? Veya sürgün sonrası bu coğrafyada geçirdiğimiz zaman diliminde 5. kuşağı sürerken, Çerkes kadınlarının geleceğimize dair bir tasavvuru var mı? Kadim zamanlarda ki ”˜'Setenay Guaşe'' güzellemesinin mirasını çoktan tükettik. Onu bir zahmet geçelim. Cinsiyetçilik kategorilerinin olur olmaz alanlarda kullanılmasını çok makbul bulanlardan değilim. Ancak Çerkes erkeklerinin ehven-i şer olsada ortada olduğu günümüzde, Çerkes kadınlarının toplumsal sorunlarımıza neden bu kadar temkinli ve uzak oldukları sorgulanması gereken bir şey sanırım ki. Profesyonel hayatlarında maharetli onlarca Çerkes kadını sayabilirim bir çırpıda, ama başarıdan başarıya koşan bu hanımların Çerkes kimlikleri söz konusu olduğunda iki kelam sarf etmede ki şahane tembelliklerini nasıl tarif etmeli bilmem.  

Hatta bu müstesna hanımlarımızın hatırı sayılır bir kesiminin, yanında yöresinde olan erkekleri de Çerkes sorunları ile ilgisiz birer ”˜'hizmetli'' olarak görmek istemeleri, zaten çelimsiz olan toplumsal dinamiklerimizi stabilize eden sonuçlar doğuruyor. 

Hemcinslerim kızmasın ama özellikle şehirli Çerkes kadınlarının kadim zamanlarda onlara atfedilmiş olan gerçek üstü rolleri, gitgide konformist ve bencil bir alana evrilttiklerini düşünüyorum. Çerkes olmanın folklorik bir detayla sınırlı kaldığı ailelerde, esas zaafın erkeklerden çok kadınlarda olduğu aşikar. Çerkes kimliği ve toplumsal rolleri konusunda iki tarafında aynı hızda ve oranda vasfını yitirdiği düşünülebilir. Ancak Çerkes kadınları da tarihsel kodlarında olan sağlam içgüdülerini, aitlik disiplinlerini, maharetlerini nasıl ve ne zaman yürürlüğe koyacaklarını düşünmeye başlasalar fena olmaz. Zira Çerkes kadınlarının çoğunluğunun ilgisiz suskunluğu sona ermeden, bir toplumu mobilize etmek hadi imkansız demeyelim ama zor olsa gerek.    

Not: Diyane dergisinin Osmanlıcadan Türkçeye çevrilmiş  metinlerini indirmek için;http://www.cerkesarastirmalari.org/pdf/turkcekitap/diyane_tr.pdf

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner122

banner215

banner124

banner40

banner126