Genç Yaklaşım Topluluğu Demokrasi ve Adalet paneli düzenledi

Kilis 7 Aralık Üniversitesi öğrenci topluluklarından Genç Yaklaşım Topluluğu Demokrasi ve Adalet isimli panel düzenledi.

Genç Yaklaşım Topluluğu Demokrasi ve Adalet paneli düzenledi

Kilis 7 Aralık Üniversitesi öğrenci topluluklarından Genç Yaklaşım Topluluğu Demokrasi ve Adalet isimli panel düzenledi.

20 Mart 2013 Çarşamba 07:43
Genç Yaklaşım Topluluğu Demokrasi ve Adalet paneli düzenledi
 Panelin yöneticiliğini Kilis 7 Aralık Üniversitesi rektör yardımcısı Prof. Dr. Osman Türer yaparken, panelistler gazetemiz yazarlarından Prof. Dr. Ahmet Battal, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. A. Hamdi Aydın ve Demokrat Hukukçular Derneği sözcüsü Ömer Faruk Uysal'dı.

 Panele başta Cumhuriyet başsavcısı Ahmet Çiçekli, Kilis 7 Aralık Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İsmail Güvenç olmak üzere, birçok akademisyen, Gaziantep ve Kahramanmaraş'tan gelen misafirler, basın mensupları ve öğrenciler katıldı.

Yoğun ilginin olduğu panelde ilk sözü Prof. Dr. Ahmet Hamdi Aydın aldı. Aydın:

“Demokrasi halkın kendi kendisini yönetmesi olarak tanımlanır; ama demokrasi bu kadar dar anlamda değildir. Devletin yönetim mekanizmalarında herkesin söz sahibi olabilmesi, eşitlik ve özgürlük gibi birçok kavramla anılması gerekir.  Demokratik yönetim adil yönetimdir. Adil yönetim halkın gözetilmesi ve isteklerinin yerine getirilmesi, haklı ile haksızın ayırt edilmesi demektir. İyi yönetilmeyen bir adalet sistemi ise her zaman geç işler. Bu konuyla ilgili bir eğitim sorunu vardır. Bugün maalesef demokrasi ve adaleti sağlayanlar bile adaletsizlikler, haksızlıklar yapabiliyor. Adil ve demokratik yönetim; gerçekten kafasında, zihninde özgür olan, demokratik ve adil olan, adalete inananların anlatmasıyla ve uygulamasıyla gerçekleşebilecek bir kavramdır. Bu başta din ve vicdan özgürlüğüne dayanır.” dedi.

Bu esnada seyirciler arasından izin almadan ayağa kalkarak konuşmaya başlayan bir öğretim üyesi, üniversite yönetimini eleştirerek: “Burada demokrasi ve adaletten söz etmek beyhude bir çabadır.” dedi. Bunun üzerine kısa süreli bir rahatsızlık yaşansa da öğretim üyesi, bu sözlerinden sonra salonu terk etti.

Prof. Dr. Ahmet Hamdi AYDIN konuşmasının  kesilmesini takiben yapmış olduğu konuşmada “ Bu olay aslında bu panelin ne kadar önemli olduğunu, ne kadar gerekli olduğunu göstermesi bakımından önemlidir. Böyle özgür bir şekilde istediğini söyleyebildiğine göre burada özgür bir ortam vardır. Rektörümüzü tebrik ederim” diyerek sözlerine kaldığı yerden devam etti.

Aydın; demokrasi katılımcı ve danışarak yönetmeyi gerektirir. Ne kadar çok halka danışılırsa o kadar demokratik olunur. İstişare mekanizmasının işlemediği bir ülke demokratik olamaz. Hadis-i şerifte de “Eğer Allah bir farz daha buyursaydı o istişare olurdu.” demektedir.  Adil ve demokratik bir ülkede mutlaka muhalefet olmalıdır. Eğer muhalefet olmazsa tek seslilik olur. Doğruluk ve yanlışlık belli olmaz. Dolayısı ile demokrasi de olmaz. Bu sebeple herkes yönetime katılmalıdır.”

 Daha sonra ise Av. Ömer Faruk Uysal söz aldı. Uysal şunları söyledi:

Adalet demokrasi için vazgeçilmezdir. Demokrasi adaletin sosyal zeminde uygulanmasını kolaylaştırır. Dolayısıyla asıl esas olan adalettir. Ancak adalet denince akla ilk gelen mahkemelerin aldıkları kararlardır. Lakin adalet bununla sınırlı değildir. Ahlaki bir kavramdır ve adil olanlar ahlaklıdır. Adalet sadece insanlar arasındaki ilişkilerle sınırlı değildir. Her şeyin yerli yerinde olması, dengeli, ölçülü olmasını ve bir mizana tabi olmasını düşünürsek, adaletin aslında çok daha önemli bir kavram olduğu ortaya çıkar.

Adalet Allah'ın isimlerinden Adl isminin tecellisidir ve bu kâinatı kuşatmıştır. Kur'an'ın dört esası: Tevhit, nübüvvet, haşir ve adalettir. Zaten adalet ismen vardır. Bunlardan tevhitte adaletin tecellisidir. Hak ve hakikatin kendisidir. Bunun zıddı olan şirk ise Allah'a ait olanı, onun yarattıklarını hakir mahlûklara dağıtmak demektir. Haşir ise zaten mahkeme-i kübra; suçsuzların, iyilerin ödüllendirilmesi, suçluların ise cezalandırılmasıdır. Cennet ve cehennem bir nevi adalet kavramıdır. İslamın ilahı Hak Teala'dır. Cenab-ı Hak'tır. İnsanlar emr-i Hak vuku bulduğunda ölürler. Ölenler Hakk'ın rahmetine kavuşurlar. Dolayısıyla burada Hak önemlidir.

 İnanlar yaratılışı gereği hep adaleti ararlar. Kendileri adalete uymadıklarında bir mecburiyet gerekçesiyle uymadıklarını söylerler ve çoğunlukla da aslında adalete uyduklarını düşünürler. Aslında hiçbir katil katlini, zalim zulmünü sırf zulüm ve katl olsun diye yapmaz. Kendine göre bir meşruluğu en azından bir mazereti vardır.

Kur'an'da adalet ile ilgili olarak şunlar geçmektedir:  Bir topluma olan kininiz sizi adaletten ayırmasın." ayeti, mefhum-u muhalifinden bir topluma duyduğunuz sevgi, aşırı bağlılık da adaletten saptırabilir. Milliyetçiler genelde millettaşını tutar, adalet edemez, tarafgir olurlar. Keza, "Hiçbir suçlu başkasının suçunu yüklenmez" ancak biz oğlun işlediği suçtan babayı, babanın işlediği suçtan kardeşi, suç işleyen küçük bir topluluk yüzünden bir etnisitenin tümünü mahkum edebiliyoruz! Uysal bilhassa adalet konusu üzerinde durarak, adeleti adl ismi üzerinden değerlendirdikten sonra sözlerine son verdi.

Son olarak da Prof. Dr. Ahmet Battal söz aldı. Battal sözlerine demokrasinin gönüllük işi olduğunu, zorakiliklerden uzak kalma işi olduğunu ifade ederek başladı ve sonra şöyle devam etti: Demokrasi çoluk çocuk işi değildir. Çocuğa zor, geçer; yetişkine zor geçmez. Demokrasi yetişkin toplumların işidir, yetişkin kültürlerin işidir. Hazım meselesidir demokrasi. Henüz sütle beslenen çocuğa demokrasi fazla gelir.

Battal daha sonra “Bizde demokrasi var mı? Bu gün kadınlar günü. “Peki seçme ve seçilme hakkı kadınlara ne zaman verildi?” diyerek seyircilere sordu. 1934 cevabından sonra sözlerine şöyle devam etti: 1934'te erkeklerin seçilme hakkı var mıydı ki, kadına seçilme hakkı verilsin. Ne zamana kadar bu utanç verici oyunu oynayacağız?

Demokrasi tarihinin 1876 ve 1908'den başlaması gerektiğini ve 1923'te başlayıp adı cumhuriyet olan dönemin de aslında demokrasiyi kesintiye uğratan bir ara dönem olduğunu ve 1946'da ya da 1950'de sona erdiğini anlattı. Bir ülkede cumhuriyet yoksa ve demokrasi varsa hiçbir problem yoktur. Örnek İngiltere. Bir ülkede demokrasi yoksa ve güya cumhuriyet varsa, biz ona güya cumhuriyet deriz. Gerçek cumhuriyet için demokrasinin şart olduğunu ve bugün herkesin bunu kabul ettiğini, dolayısıyla tek parti dönemine cumhuriyet demenin manasız olacağını söyledi. Buna göre de ilk gerçek cumhurbaşkanının da 1923 ve sonrasında rakipsiz olarak güya seçilen M.Kemal ve İnönü değil; 1950'deki demokratik seçimle cumhurbaşkanlığına gelen Celal Bayar olabileceğini anlattı.

M. Kemal cumhuriyetin ilanında meşhur sözünü söylüyor: “Efendiler cumhuriyet muhakkak ilan edilecektir, ihtimaldir ki; bazı kelleler gidecektir.” İkinci cumhurbaşkanı gerçek cumhurbaşkanı mı? Cumhurun başkanı mı? Bu süreçte rakipleri kim? Kaç kişinin arasından sıyrılmış bilen var mı? Problemi anladık değil mi? Problem çok ciddi; bir kere temel tarih bilgilerimizde, kavram bilgilerimizde problemler var.

Demokrasi hukuk güvenliğidir. Emin ve emniyetle yaşamaktır. Demokrasi gıybeti günah hale getiren rejimin adıdır. Çünkü demokrasi olursa gıybet yapmak zorunda kalmayız. Muhatabımızın yüzüne direk söyleriz. Demokrasi birbirini incitmeden fikrini söylemektir. Demokrasi muhalefetin meşrulaşmış halidir. Bediüzzaman Hz'leri görmüş olduğu bir rüya-yı sadıkada; “1. Dünya Savaşı'nda biz çok şeyler çektik, günahlarımıza kefaret oldu; ancak bir günahımıza kefaret olmadı.” diyor. Çünkü Müslümanlar Hac vazifesini yerine getirmediler, sonra da Müslümanlar birbirileriyle vuruştular. Eğer biz Hac vazifesini hakkıyla yerine getirebilseydik bu sıkıntıları çekmezdik. Bugün milliyetçilik rüzgarları, ulus devlet belasının ana sebebi Haccı bir meşveret ve şura olarak yapmayışımızdır. Ayrıca bir ülkede sivil polis sayısı azalıyorsa şeffaflık artıyor ve demokrasi gelişiyor demektir. Demokrasi halkın taban değil tavan olduğu rejimin adıdır.

Merve Kavakçı'nın başörtüsü ile yemin etmek istediği gün, Ecevit: “Devletin bu en yüce meclisinde yapılan bir baş kaldırıdır.” demiştir. Dikkat edin devletin en yüce meclisi, milletin değil.

Demokrasinin batıya ait bir kavram ve yönetim biçimi olduğunu ve dolayısıyla bir Müslüman'ın bu rejimi benimseyemeyeceğini iddia eden bir soruya kaşılık da Battal şöyle cevap verdi: Batının tarif ve tatbik ettiği demokrasinin problemlerinin olduğu iddiasının doğru olduğunu, bilhassa insanın nefsine bir güç ve varlık tanıyan ve insanı nefsinin esiri yapan bir yanlış hürriyet anlayışının elbette kabul edilemeyeceğini; ancak adına ne dersek diyelim, bu gün İslam dünyasının kurumsal muhalefetin meşru olduğu bir rejime ihtiyacı olduğunu ve demokrasinin de bunu sağladığını anlattı.

İslamın ilk çağlarında kurumsal muhalefetin bulunmadığını ve dolayısıyla demokrasinin gerekli olmadığını iddia eden bir soruya karşılık da İslam'ın ilk çağlarında sahabelerin halifeye hesap sorabildiğini ve yönetilenlerin bu hususta bu günkünden daha cesur davranabildiğini sadece bir kurum ve kavram olarak muhalefet kurumunun şeklen bulunmadığını söyledi. Yoksa kavramın muhtevasına bakıldığında muhalefetin meşruiyetini asr-ı saadetten sonra kaybettiğini zira Emeviler ile birlikte hilafetin menfi milliyetçilik hissettiren ısırıcı saltanata dönüştüğünü ve bu günkü muhalefetsiz İslam anlayışının da o ikinci dönemin ürünü olduğunu anlattı.   

 Battal demokraside iletişim kanallarının açık olacağını, yönetime karşı bir şey söylemek isteyenin buna imkan bulacağını ve dolayısıyla başkalarının arkasından konuşmak zorunda kalmayacağını, bunun da toplumsal ihlas ve samimiyeti getireceğini , ihlas ve samimiyetin ise insanı insan yapmaya ve hakiki insaniyet olan islamı tatbik etmeye götüren en önemli şart durumunda olduğunu anlattı.


Battal konuşmasında son olarak demokrasinin tam olarak yerleşmesi halinde kişilerin hak aramak için meşru kanalları kullanabileceğini, en çok da sivil itaatsizlik sayılan türden eylemler yapabileceğini, ancak anarşi ve teröre tevesül etmeye ihtiyaç olmadığını söyledi. Kürt isyanlarının demokrasinin askıya alındığı tek parti dönemlerinde veya 12 eylül sonrası gibi ihtilal dönemlerinde ortaya çıkmış olmasının da bunu gösterdiğini anlatan Battal, terörü bitirmenin doğru yolunun bataklığı kurutmak olduğunu, herkesin söylediğini; ancak bataklığı kurutmak için demokrasiye ihtiyaç olduğu hususunda bilhassa dindarların yeterince uyanık ve istekli olmadığını, bu tür panellerin bu amaca hizmet edeceğini ve çok faydalı olduğunu anlattı.

Panel öğrencilerin aktif soruları ile devam etti. Daha sonra ise plaket töreni ile panel sona erdi.

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
özgür 4 yıl önce

ahmet battal bey demokrasi ve adalet panelinde bayağı döktürmüşsünüz. konuşmanızın içeriğine bakıldığında neye hizmet ettiğiniz hemen belli oluyor. siz bir hukuk adamısınız, adaletli davranmanız gerekirken konuşmanızı hemen cumhuriyetin ilk yıllarına getirip o dönemi yeriyorsunuz. bugün bu ünvanlar altında çıkıp özgürce konuşma yapabiliyorsanız o yerden yere vurduğunuz o kahramanların sayesindedir. siz cumhuriyetin bir ara dönem olduğunu söylecek kadar ileri gidebiliyorsunuz. Atatürk'e ve silah arkadaşlarına aklınıza geleni söyleyebiliyorsun ve orada oturan ve bu cumhuriyeti kollaması gereken zevat'ta sizi alkışlıyor. bunun adıda demokrasi paneliymiş.

banner122

banner215

banner124

banner154

banner126