Gönül dostu Vali Nurullah Çakır

Oğuz Karakoç Gönül Projesi kapsamında Kastamonu'ya yapılan gezi notlarını yazmaya devam ediyor

Gönül dostu Vali Nurullah Çakır

Oğuz Karakoç Gönül Projesi kapsamında Kastamonu'ya yapılan gezi notlarını yazmaya devam ediyor

07 Ağustos 2008 Perşembe 23:44
Gönül dostu Vali Nurullah Çakır
banner203
GÖNÜL DOSTU VALİ NURULLAH ÇAKIR Kastamonu Valisi” Nurullah Çakır”ın daveti üzerine akşam yemeği için Kastamonu Özel İdare binası bahçesinde “Gönül Köprüsü” projesi ekipleri olarak orada toplandık. Biraz sonra Vali Nurullah Çakır geldi, Uzun boylu atletik yapısıyla göz dolduruyordu. Sayın vali spor giyinmişti ve tek tek herkesle tokalaşarak, hoş geldiniz diyerek öğrencilerle sohbet etti, onlara çeşitli sorular yönetti, öğrencilerle yemek yedi, soruları cevaplandırdı. Daha sonra protokol masasında bizlerle birlikte olan buluşan vali Nurullah Çakır'a kendimizi tanıttık. Çok samimi ve candan yaklaşımı vardı. Daha ilk andan itibaren şahsına saygı ve sevgi duymaya başladım. Ekip arkadaşlarımda aynı düşünceyi taşıyorlardı. Bir hatıra fotoğrafı çektirmeyi ve yayınlamak için demecini arz etmiştim, hiç tereddüt etmeden bizleri kırmadı ve hem fotoğraf çektirdi, hem de şu konuşmayı yaptı: “Maraş tan gelen 1.gönül gönül köprüsü kafilesine hoş geldiniz diyoruz. Bu gün Kastamonu'da ayrı bir mutluluk var. Öyle zannediyorum ki Maraş'tan kilometrelerce öteden Akdeniz'in güzel bir ilinden, Karadeniz'in güzel bir iline geldiniz. Tek farkımız bizim sahilimiz var Maraş'ın ise yok. Herkese hoş geldiniz diyorum. Bulunduğunuz süre içerisinde burada insanların yaşayışını, farklı mimari kültürü ve benzeri farklılıkların yanı sıra ortak noktaları da göreceksiniz. Nasıl ki milli mücadelede Kahramanmaraş'ın kahramanlığını hak eden ve Sütçü İmamı varsa, Kastamonu'nun da kahramanlığını, Şerife Bacı'yı, İstiklal yolunu, Çanakkale'de destanlaşan, türkülere kadar yansıyan bir Kastamonu'yu tanımış olacaksınız, öğreneceksiniz. Bu vesileyle sadece Kastamonu merkezi değil, İlçe, belde ve köylerinde gezip göreceksiniz. Burada bulunduğunuz sürenin verimli geçmesini diliyorum. Bizim ve Kastamonuluların görevi sizleri bu süre içerisinde en güzel bir şekilde konuk etmek sağlıklı ve huzur içerisinde geri ailelerinize göndermek olacaktır. Bu günlerde tanıdığınız Kastamonu'ya hayatınızın başka bir kesitinde beklide yeniden gelebilirsiniz. Belki bir kamu görevlisi, beklide bir iş adamı olarak dönebilirsiniz. Ama güzel dostlukların oluşacağı bu kentte anlamlı ve kalıcı davranışların oluşacağına inanıyorum. Ben ailelerinize; bizde emanet olduğunuzu, sağlık ve güven içerisinde olacağınızı belirtiyorum, gittiğinizde ailelerinize iletirsiniz. Ben emeği geçen hem Kahramanmaraşlı yöneticileri hem de Kastamonu Milli Eğitim müdürlüğü ekibine teşekkür ediyorum. Ayrıca Milli Eğitim Bakanlığımızın bu “Gönül Köprüsü Projesi”ni organize etmesi Türkiye'mizin Muasır Medeniyetler seviyesine geçmesinde, toplumun birbirini tanımasında, kendi ayaklar üstünde durabilecek bireylerin yetişmesinde çok önemli olacaktır. Bu nedenle Bakanımız Hüseyin Çelik başta olmak üzere emeği geçenlere şükranlarımı sunuyorum, tekrar hoş geldiniz diyorum.” [URL=http://www.haber46.com.tr/gallerydetails.asp?id=41#]FOTOĞRAF GALERİSİ İÇİN TIKLAYIN[/URL] Daha sonra Kahramanmaraşlı şair Erdem Beyazıt' için Rahmet dileyen Vali Nurullah Çakır konuşmasına şöyle devam etti: “Kahramanmaraş'ın çok önemli şairler ve yazarlar yetiştirdiğini Edebiyat ve fikir alanında bu şair ve yazarların önemli yer tutuğunu biliyorum. Şairler diyarından geldiğiniz için aranızda şiir okuyan varsa bir şiir almak istiyorum. Size veya başkasına da ait olabilir “ Öğrencilerden Yakup Kuzhan Faruk Nafiz Çamlıbel'e ait Han duvarları ismini taşıyan şu şiiri okudu. HAN DUVARLARI Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı, Bir dakika araba yerinde durakladı. Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar, Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar... Gidiyordum, gurbeti gönlümle duya duya, Ulukışla yolundan Orta Anadolu'ya. İlk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık! Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık, Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı... Arkada zincirlenen yüksek Toros Dağları, Önde uzun bir kışın soldurduğu etekler, Sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler... Ellerim takılırken rüzgârların saçına Asıldı arabamız bir dağın yamacına. Her tarafta yükseklik, her tarafta ıssızlık, Yalnız arabacının dudağında bir ıslık! Bu ıslıkla uzayan, dönen kıvrılan yollar, Uykuya varmış gibi görünen yılan yollar Başını kaldırarak boşluğu dinliyordu. Gökler bulutlanıyor, rüzgâr serinliyordu. Serpilmeye başladı bir yağmur ince ince. Son yokuş noktasından düzlüğe çevrilince Nihayetsiz bir ova ağarttı benzimizi. Yollar bir şerit gibi ufka bağladı bizi. Gurbet beni muttasıl çekiyordu kendine. Yol, hep yol, daima yol... Bitmiyor düzlük yine. Ne civarda bir köy var, ne bir evin hayali, Sonunda ademdir diyor insana yolun hali, Arasıra geçiyor bir atlı, iki yayan. Bozuk düzen taşların üstünde tıkırdıyan Tekerlekler yollara bir şeyler anlatıyor, Uzun yollar bu sesten silkinerek yatıyor... Kendimi kaptırarak tekerleğin sesine Uzanmış kalmışım yaylının şiltesine. Bir sarsıntı... Uyandım uzun süren uykudan; Geçiyordu araba yola benzer bir sudan. Karşıda hisar gibi Niğde yükseliyordu, Sağ taraftan çıngırak sesleri geliyordu: Ağır ağır önümden geçti deve kervanı, Bir kenarda göründü beldenin viran hanı. Alaca bir karanlık sarmadayken her yeri Atlarımız çözüldü, girdik handan içeri. Bir deva bulmak için bağrındaki yaraya Toplanmıştı garipler şimdi kervansaraya. Bir noktada birleşmiş vatanın dört bucağı, Gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı. Bir pırıltı gördü mü gözler hemen dalıyor, Göğüsler çekilerek nefesler daralıyor. Şişesi is bağlamış bir lambanın ışığı Her yüzü çiziyordu bir hüzün kırışığı. Gitgide birer ayet gibi derinleştiler Yüzlerdeki çizgiler, gözlerdeki cizgiler... Yatağımın yanında esmer bir duvar vardı, Üstünde yazılarla hatlar karışmışlardı; Fani bir iz bırakmış burda yatmışsa kimler, Aygın baygın maniler, açık saçık resimler... Uykuya varmak için bu hazin günde, erken, Kapanmayan gözlerim duvarlarda gezerken Birdenbire kıpkızıl birkaç satırla yandı; Bu dört mısra değil, sanki dört damla kandı. Ben garip çizgilere uğraşırken başbaşa Raslamıştım duvarda bir şair arkadaşa; "On yıl var ayrıyım Kınadağı'ndan Baba ocağından yar kucağından Bir çiçek dermeden sevgi bağından Huduttan hududa atılmışım ben" Altında da bir tarih: Sekiz mart otuz yedi... Gözüm imza yerinde başka ad görmedi. Artık bahtın açıktır, uzun etme, arkadaş! Ne hudut kaldı bugün, ne askerlik, ne savaş; Araya gitti diye içlenme baharına, Huduttan götürdüğün şan yetişir yârına!... Ertesi gün başladı gün doğmadan yolculuk, Soğuk bir mart sabahı... Buz tutuyor her soluk. Ufku tutuşturmadan fecrin ilk alevleri Arkamızda kalıyor şehrin kenar evleri. Bulutların ardında gün yanmadan sönüyor, Höyükler bir dağ gibi uzaktan görünüyor... Yanımızdan geçiyor ağır ağır kervanlar, Bir derebeyi gibi kurulmuş eski hanlar. Biz bu sonsuz yollarda varıyoruz, gitgide, İki dağ ortasında boğulan bir geçide. Sıkı bir poyraz beni titretirken içimden Geçidi atlayınca şaşırdım sevincimden: Ardımda kalan yerler anlaşırken baharla, Önümüzdeki arazi örtülü şimdi karla. Bu geçit sanki yazdan kışı ayırıyordu, Burada son fırtına son dalı kırıyordu... Yaylımız tüketirken yolları aynı hızla, Savrulmaya başladı karlar etrafımızda. Karlar etrafı beyaz bir karanlığa gömdü; Kar değil, gökyüzünden yağan beyaz ölümdü... Gönlümde can verirken köye varmak emeli Arabacı haykırdı "İşte Araplıbeli!" Tanrı yardımcı olsun gayrı yolda kalana Biz menzile vararak atları çektik hana. Bizden evvel buraya inen üç dört arkadaş Kurmuştular tutuşan ocağa karşı bağdaş. Çıtırdayan çalılar dört cana can katıyor, Kimi haydut, kimi kurt masalı anlatıyor... Gözlerime çökerken ağır uyku sisleri, Çiçekliyor duvarı ocağın akisleri. Bu akisle duvarda çizgiler beliriyor, Kalbime ateş gibi şu satırlar giriyor; "Gönlümü çekse de yârin hayali Aşmaya kudretim yetmez cibali Yolcuyum bir kuru yaprak misali Rüzgârın önüne katılmışım ben" Sabahleyin gökyüzü parlak, ufuk açıktı, Güneşli bir havada yaylımız yola çıktı... Bu gurbetten gurbete giden yolun üstünde Ben üç mevsim değişmiş görüyordum üç günde. Uzun bir yolculuktan sonra İncesu'daydık, Bir handa, yorgun argın, tatlı bir uykudaydık. Gün doğarken bir ölüm rüyasıyla uyandım, Başucumda gördüğüm şu satırlarla yandım! "Garibim namıma Kerem diyorlar Aslı'mı el almış haram diyorlar Hastayım derdime verem diyorlar Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış'ım ben" Bir kitabe kokusu duyuluyor yazında, Korkarım, yaya kaldın bu gurbet çıkmazında. Ey Maraşlı Şeyhoğlu, evliyalar adağı! Bahtına lanet olsun aşmadınsa bu dağı! Az değildir, varmadan senin gibi yurduna, Post verenler yabanın hayduduna kurduna!.. Arabamız tutarken Erciyes'in yolunu: "Hancı dedim, bildin mi Maraşlı Şeyhoğlu'nu?" Gözleri uzun uzun burkuldu kaldı bende, Dedi: "Hana sağ indi, ölü çıktı geçende!" Yaşaran gözlerimde her şey artık değişti, Bizim garip Şeyhoğlu buradan geçmemişti... Gönlümü Maraşlının yaktı kara haberi. Aradan yıllar geçti işte o günden beri Ne zaman yolda bir han rastlasam irkilirim, Çünkü sizde gizlenen dertleri ben bilirim. Ey köyleri hududa bağlayan yaşlı yollar, Dönmeyen yolculara ağlayan yaslı yollar! Ey garip çizgilerle dolu han duvarları, Ey hanların gönlümü sızlatan duvarları!.. Vali Çakır Browa diyerek öğrenciyi alkışladı ve tebrik etti. Şunları söyledi: oguzkarakoc@hotmail.com Yarın: Vali Nurullah Çakır neler söyledi? [URL=http://www.haber46.com.tr/gallerydetails.asp?id=41#]FOTOĞRAF GALERİSİ İÇİN TIKLAYIN[/URL]
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner122

banner215

banner124

banner40

banner126