Hayata hayret makamında bakabilmek

İşyerimin penceresinden dışarıya bakıyorum. Her zamanki ağaçlar, her zamanki toprak, her zamanki bahçe, her zamanki bahçe duvarı, her zamanki insanlar.

Hayata hayret makamında bakabilmek

İşyerimin penceresinden dışarıya bakıyorum. Her zamanki ağaçlar, her zamanki toprak, her zamanki bahçe, her zamanki bahçe duvarı, her zamanki insanlar.

17 Ağustos 2011 Çarşamba 15:55
Hayata hayret makamında bakabilmek

. İnsanlar hariç, diğerleri sabit ve yerinde duruyorlar. İnsanlar gelip gidiyorlar. İşyerimin penceresinden her zamanki gibi bakarsam hiçbir şey göremem. Gördüklerim de her zamanki tanımlaması içerisinde basit kalır. Bu sefer her zamanki gibi bakmak istemiyorum işyerimin penceresinden, farklı bakmak istiyorum. Belki de bakmak değil görmek istiyorum. Belli ki, hayret makamında bakmak istiyorum. Hayata hayret makamında bakmak, hayatı ve içindekileri daha iyi anlamamızı sağlıyor. Hayata hayret makamında bakmak, Allah'ın yüceliğini ve hayattaki her şeyin mükemmel bir şekilde halkettiğini fark etmemizi sağlıyor. İşyerimin penceresinden, hayata her zamanki gibi değil, hayret makamında baktığımda, şunları gördüm. Hayret makamıyla bahçedeki ağaçlara şöyle bir baktım. Bir meşe ağacı ki, oldukça büyümüş. Yaprakları ve dalları birbiriyle uyumlu. Gövdesi de bu uyuma iştirak etmiş. Meşe ağacının yanında çam ağaçları var. Başka ağaç türleri de var. Onlar da bu uyuma eşlik ediyorlar. Hem kendi aralarında bir bütünlük ve uyum var, hem de tek başlarına uyum ve bütünlük taşıyorlar. Hemen bir bakışımı ve müşahedelerimi derinleştireyim dedim. Meşe ağacının meyvesi olan palamut ve çam ağacının meyvesi olan kozalak üzerinde tefekküre başladım. Kendi kendime, “Allah ne güzel yaratmış, kozalağı alıp da meşenin dallarına yerleştirsek, palamudu da alıp çam ağacının dallarına koysak, ne uyum kalır, ne de bütünlük” dedim. Sonra tefekkürümü derinleştirdim, “bu yerleştirmeye hem dallar, hem yapraklar itiraz eder sanırım. Bu ağaç uzuvlarının dilleri akılları ve dilleri olsaydı, böyle bir yerleştirmeye elbette karşı gelirlerdi. Çünkü, güzel olmazlardı, akla ve mantığa aykırı olurlardı” diye düşündüm. Allah (cc) meşe ağacı ile çam ağacının tasarımında en mükemmelini yaratmış. Ne eksik, ne fazla! Hayret makamında bakışımı sürdürüyorum. Kendi kendime dedim ki; “bu ağaçların yaprakları yeşil değil de mavi olsaydı, ne olurdu?” Bir tahayyül ettim, gözlerimi kapadım ve pencerenin dışındaki ağaçları mavi yaprak içerisinde düşündüm. İnanın, bu düşünce bile içimi kararttı. Eğer ağaç yaprakları mavi olsaydı, o kadar cıyak olurdu ki, bakmak mümkün olmazdı. (Cıyak bizim orada kullanan bir kelimedir. En yakın karşılığı olarak “absürt” diyebilirsiniz) Düşüncelerinizi ve hayretinizi derinleştirin. Sırf mavi üzerinde düşünmeyin, ağaç yapraklarını kırmızı, siyah, mor falan düşünün aynı sonuca varacaksınız. Ağaç yaprakları için en mükemmel ve bize hoş gelen renk “yeşildir”. Bizi yaratan, bizim tüm özelliklerimizi, zevklerimizi biliyor ve hayatta bize en uygun olanını en mükemmel şekilde yaratıyor. Bizi bildiği için işte O (cc) ağaç yapraklarını yeşil olarak yaratıyor. Hayret makamında bakışımı işyerimin penceresinden daha uzaklara, daha ötelere götürmek istiyorum. Okyanuslar gözümüze mavi gözüküyor. Neden acaba? Esasında okyanus netice itibariyle su kütlesidir. Su ise renksizdir. Fakat gözümüze mavi gözüküyor. Bu görüntü bizi mest ediyor ve hoşluk veriyor. Ya mavi değil de yeşil gözükseydi! Ya mavi değil de simsiyah gözükseydi! Dayanmak mümkün değildi. Tanker kazalarında, denize arasıra siyah petrol akıyor da, gözümüzü çevirip bakamıyoruz. İğreniyoruz değil mi? Hayret makamındaki bakışımızı göklere çevirsek ne görürdük? Yine mükemmel uyum ve bütünlük görürdük. Gökyüzü de bu renginde, yani maviye yakın renkte olmasaydı da, mesela kırmız olsaydı, kapkara olsaydı ne olurdu? Kasavet basardı, dayanamazdık. Kara bulutlara bile dayanamıyoruz, bir de gökyüzü kara olsaydı, vay halimize! Fakat, bu haliyle gökyüzüne bakan insan ferahlık ve huzur buluyor. Bizi yaratan Allah (cc) hayattaki her şeyde huzur ve ferah bulmamızı murat etmiş ve ona göre yaratmış. Hayretli bakışlarımızı farklı bir mekânda sürdürülelim. Gelin hayalen bir manav dükkanına gidelim. Nar, elma, şeftali, muz, portakal, salatalık, limon, domates, patates, maydanoz, soğan, sarımsak, incir, üzüm ve sayamadığım diğer meyve ve sebzeler. Hangisinde bir uyumsuzluk ve tasarımında bir hata var? Hiçbirisinde ne uyumsuzluk ne de hata var. Hangisine baktığınızda rahatsız oluyorsunuz? Hiçbirisine? Bilakis hepsine de ayrı ayrı baktığınızda ağzınız sulanıyor ve iştahınız açılıyor. Hayret makamında baktığınızda şunu da anlarsınız, “mideyi yaratan kim ise bu meyve ve sebzeyi yaratan O (cc)dur.” Çünkü, mideye göre tam uyum ve denklik içerisinde yaratmış, mide onu istiyor. Evet, “Ağacı ve yapraklarını yaratan kimse, gözleri yaratan O(cc)dur. Meyveyi ve sebzeyi yaratan kimse, mideyi yaratan O(cc)dur. Biri yaratan kim ise bini yaratan O (cc)dur, hücreyi yaratan kim ise kainatı yaratan O (cc)dur.” Yazımızın sonuna doğru yaklaşırken bundan 3-4 sene önce yaşadığım bir anımı anlatacağım. Aynı zamanda, manavla alakalı bir anı bu. Bir marketten alışveriş yaptıktan sonra, manav bölümüne geçtim. Manav tezgahı o kadar gösterişli ve cazip dizayn edilmişti ki, enva-i çeşit meyve ve sebze satış için hazırdı. İnsanlar da her zamanki umursamazlık içerisinde ve hayret makamından uzak bir şekilde manav tezgahından, kimisi domates, patates, kimisi portakal, nar, falan filan almak için tatlı bir telaş içerisindeler. Kimse meyve ve sebze tezgahındaki uyum ve bütünlüğe bakmıyor. Deyim yerindeyse, herkes midesine bakıyor. İşte bu hengamede çok yaşlı, sanırım seksenli yaşları geçmiş bir yaşlı bayan manav tezgahına bakarak sanki bir çocuk gibi ağlıyordu. Merakımı celbetti, bayana yaklaştım, durumu öğrenmek istedim. O sırada bir şeyler söylediğini duydum. Yaşlı bayanın söylediklerini duyunca hayret ettim. Yaşlı bayan şu sözlerle kendi kendine konuşuyordu: “Ya Rabbim, bunca güzellikleri bize sunmuşsun, bizim için ne güzel meyve sebze yaratmışsın, bizleri ne kadar çok seviyorsun, biz bunları hak etmiyoruz, bunlara layık değiliz, sana şükretmiyoruz” diyerek ağlıyordu. Hem ağlıyor, hem de manav tezgahındaki enva-i çeşit sebze ve meyveye bakıyordu. Bu manzara karşısında hayret ettim ve bu bakış açısında ve aynı duyarlılıkta olmadığım için utandım. Sözü uzatmaya gerek yok. Hayata hayret makamında bakmak demek görmek demektir. Hayret makamında hayata bakan kişi şunu görür ve anlar ki, her şeyde bir uyum ve bütünlük vardır. Her şey yerli yerindedir. Vesselam.

Anahtar Kelimeler:
HayretYaratanZamanki
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ahmet Sandal 5 yıl önce

Huzur-ı Mahşer Kardeşim sağol. Bizi teşvik eden ve yeni yazılar için destek olan yorum ve değerlendirmeleriniz çok anlamlı. Teşekkür. Selamlar

Avatar
Huzur-î Mâhser 5 yıl önce

Emegine, yüregine, gönlüne saglik güzel Hocam. Konular ve yazilar cok güzel..

Saygilarimla

banner122

banner215

banner124

banner154

banner126