İpekböceğinden Kaplumbağalara Yaşam Mücadelesi

Hayatın merkezinde bizden başka canlı yokmuş gibi ön kabullerle gelişen yaşam mücadelesi, diğer canlılara yaşam hakkı tanımayan bir anlayışı beraberinde getiriyor. Oysa bizim dışımızda evrende yaşam mücadelesi veren o kadar çok canlı var ki, he

İpekböceğinden Kaplumbağalara Yaşam Mücadelesi

Hayatın merkezinde bizden başka canlı yokmuş gibi ön kabullerle gelişen yaşam mücadelesi, diğer canlılara yaşam hakkı tanımayan bir anlayışı beraberinde getiriyor. Oysa bizim dışımızda evrende yaşam mücadelesi veren o kadar çok canlı var ki, he

11 Şubat 2009 Çarşamba 21:43
İpekböceğinden Kaplumbağalara Yaşam Mücadelesi
İpekböceğinin kozasından çıkıp gelişimini tamamlaması için geçirdiği evreleri okuyanlarınız olmuştur. Caretta caretta kaplumbağalarının üreme, kuluçka dönemi, kabuğunu kırıp deniz yaşamına dâhil olmaları sürecinde yaşadıklarından her birimiz ders almalıyız. Caretta caretta kaplumbağaları, denizde yaşamalarına rağmen üreme dönemlerinde karaya çıkıyor ve yumurtalarını temiz kumların içine gömüyorlar. Yumurtalarını deniz içinde bir yerlere bırakacak olurlarsa üreme şansları olmayacak, bu yumurtalar diğer deniz canlılarına besin olacaktır. 45”“60 gün kuluçka süresi bulunan caretta carettalar, “caruncle” adında geçici dişleri ile yumurtanın kabuğunu kırarlar. Ancak hemen yumurtadan çıkmazlar. Yumurta içinde yaklaşık 26 saat hareketsiz bir şekilde beklerler. Yumurtadan çıktıktan sonra yuvayı terk etmeleri 1”“7 gün (ortalama 2,5 gün) sürebilir. Bütün bunlar kum içinde gerçekleşirken yüzeye çıkma işleminde birbirleri ile yardımlaşırlar. Nesli tükenmekte olan caretta carettaların yaşam mücadelesini destekleyen bilim adamları, yüzeye çıktıkları andan itibaren denize ulaşmaları için doğal ortam oluşturmanın dışında yardımcı olmazlar. Örneğin caretta carettalar, kum içinden havanın serin olduğu saatlerde yüzeye çıkarlar. Bu saatler muhtemelen gece saatleridir. Kum üzerinden denize doğru giderken yönlerini su üzerindeki parlaklığa göre tayin ederler. Bu nedenle denizin tersi yönünde ışık yakılmaz, gürültü yapılmaz. [B]Kum içinden yüzeye çıkan caretta carettalar, denize kavuşmak için yuva ile deniz arasındaki mesafeyi kendi çabaları ile aşmak zorundadırlar. Bu zorlu yolculuk gelişimleri için çok önemlidir. Örneğin insan eliyle, caretta carettalara iyilik yapmak düşüncesiyle yuvadan alıp deniz suyuna bırakmak bu canlılara iyilik değil onların sonunu hazırlamaktır. Çünkü gelişimini tamamlamadan denize giren kaplumbağalar, diğer deniz canlılarına yem olacaktır. [/B] Kendi çabaları ile yuvadan denize ulaşan caretta carettalar, 20 saat hiç durmadan yüzerler ki, bu durumu bilim adamları yüzme çılgınlığı olarak tanımlamaktadırlar. Doğal ortamına ulaşmayı başaran kaplumbağalar için o kadar çok tehlike vardır ki, bin kaplumbağadan sadece bir tanesi gençlik dönemine kadar yaşayabilmektedir. Caretta carettaların ömrü 47 ”“ 62 yıl arasında değişmektedir. Amacım, uzmanlık alanımın dışında bir konu hakkında ahkâm kesmek, yalan yanlış bilgi vermek değildir. Bu alanın uzmanları, konu ile ilgili araştırmalarını yapıyorlar ve bilim çevreleri ile paylaşıyorlar. Ben de zaten caretta carettalar ile ilgili bilimsel verileri öğrenmek için Ege Üniversitesi'nin yayınlarından yararlandım[B](*)[/B]. Benim sizlerle paylaşmak istediğim asıl konu, bu kaplumbağaların yuvadan çıktıktan sonra dahi denize ulaşabilmek için amansız bir mücadele vermeleridir. Yuvadan çıktıktan sonra hemen suya kavuşmuyorlar. 30”“40 metrelik bir mesafeyi küçücük bedenleri ile yürüyerek geçmek zorundalar. Bu durum onlar için eziyet gibi görünse de yaşamsal becerilerini kazanmaları için mutlaka gereklidir. Araç kullanırken hata yapan acemi sürücüleri yüreklendirmek için, [B]”kimse anasının karnından şoför olarak doğmuyor ki!”[/B] derler. Çok önemli bir hata yapıp ölümle sonuçlanmadığı sürece güzel bir yaklaşım sayılabilir. İnsanoğlu doğduğu andan itibaren anne, baba, aile, okul, çevre ve iletişim araçları yoluyla hayati becerileri öğrenmektedir. Bu becerileri kazandıktan sonra olumlu ya da olumsuz alanlarda kullanmak insanın kendi izanına ve vicdanına kalmıştır. Ancak şu kadarı kesin ki, bu beceriler pat diye bir anda kazanılmıyor. Yeni emekleyen bir bebeğin kanepe veya koltuğun üzerine çıkmak için tırmanışına tanık olmuşsunuzdur. Defalarca girişimde bulunur, başaramaz ama yine de pes etmez. Bunu gören anne veya baba, hemen bebeği kucağına alır ve koltuğun üzerine bırakır. Güya bebeğe yardımcı olurlar. Oysa bebek, mücadele edecek, düşecek, kalkacak ama sonunda koltuğun üzerine kendisi çıkacak. Koltuğun üzerine kendisi çıktığı için de [B]“ben başardım” [/B]diye mutlu olacak. Çocuklarımıza ve gençlerimize karşı yaklaşım biçimimize baktığımızda, onların gereksinimlerini ve isteklerini anında karşılamak ne kadar yerinde bir tutum diye düşünüyorum. Hatta gereksinimlerini ifade etmeden, istek haline getirmeden önlerine koyuyoruz. [B]“Al, buyur!”[/B] diyoruz. Sonra da [B]“bu çocuklar, hiçbir şeyin kıymetini bilmiyorlar”[/B] diye şikâyet ediyoruz. Şikâyet etmeye hakkımız yok. Çünkü gençler, ihtiyaç duydukları nesne veya kavramın yokluğunu hissetmeliler. Bir arayış içine girmeliler. Nasıl temin edebilirim şeklinde bir çaba içine girmeliler. İhtiyacın farkına varmalılar. Gereksinimlerini ifade etmeliler. Bu aşamada devreye girdiğimizde belki yardımcı olabiliriz. Ancak yardım ederken bile ihtiyaç sahibinin en üst düzey katılımını sağlayabilirsek, hem sağlanan yardımın kıymetinin bilinmesi adına, hem de özgüven aşılanması yolunda yaptığımız desteğin bir anlamı olacaktır. Bu duruma önce nesne anlamında bir örnek vermek gerekirse, trafikte genç sürücülerle olgun yaştaki sürücülerin araç kullanma biçimine dikkat etmenizi öneririm. Olgun yaştaki sürücüler yaşının verdiği olgunluğu davranışına yansıtacaktır diye düşünebiliriz. Gençlerden delikanlı tavırlar, belki hatalar bekleriz. Ama bunun ötesinde olgun yaştaki sürücüler büyük olasılıkla araçlarını kendi alın teri ile aldıkları için özenle kullanırlar. Tekerini taştan esirgerler. Gençlerde ise baba parası mantığı biraz daha yaygındır. Elbette bütün sürücüler için geçerli değildir ama genel kanı bu yöndedir. Akademik anlamda profesör, doçent, doktor gibi unvanların bir anlamı ve değeri vardır. Bu unvanlar, bir çalışmanın, çabanın, emeğin ve sürecin ürünüdür. Yani durup dururken bir insana bu unvanlar verilmez. Bu nedenle de değerlidir. Herhangi bir çalışma, çaba ve emek olmadan, süreç yaşanmadan bu unvanlardan birine sahip olan kişi için bu unvanın gerçek değeri olmayacaktır. Dahası haksız elde edilmiş bir unvan, sahibine de artı değer katmayacaktır. Hz. Mevlana'nın [B]“hamdım, piştim, yandım”[/B] sözlerinde ifade ettiği gibi, bir işin çilesini çekmeden maddi ve manevi olgunluğa erişilmiyor. Gerçek başarının özünde, sabır, azim, emek, gayret, istikrar ve inanç mevcuttur. Başarı bunlarla olgunlaşır ve anlamlı olur. [B](*) http://sci.ege.edu.tr/~sukatar/Caretta%20Caretta.htm Erişim tarihi:09.02.2009 [/B] [B]Yazara mesaj: [/B]yusufyesilkaya@gmail.com www.yusufyesilkaya.net [B]Not: Bu yazı;[/B] www.yusufyesilkaya.com , www.dinahlak.com , www.haber46.com.tr ve www.gelisimbahcesi.com [B]web sitelerinde eş zamanlı olarak yayınlanmaktadır.[/B]
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner122

banner215

banner124

banner154

banner126