İyi bir şeyler yap ve iyilik denizine at, balık bilmezse halık bilir

Yazı yazmak. Ne için yazmak? Neyi yazmak? Nasıl yazmak? Bu sorulardan son ikisinin cevabı basittir. Bu iki sorunun üstesinden gelmek kolay da, şu ilk soru var ya, işte onun cevabı çetrefilli.

İyi bir şeyler yap ve iyilik denizine at, balık bilmezse halık bilir

Yazı yazmak. Ne için yazmak? Neyi yazmak? Nasıl yazmak? Bu sorulardan son ikisinin cevabı basittir. Bu iki sorunun üstesinden gelmek kolay da, şu ilk soru var ya, işte onun cevabı çetrefilli.

02 Ekim 2010 Cumartesi 20:16
İyi bir şeyler yap ve iyilik denizine at, balık bilmezse halık bilir
banner203
Bir düşünelim. Biz ne için yazıyoruz? Halk için mi? Hakk (cc) için mi? Yoksa ikisi için de değil, keyif için mi yazıyoruz? “Sanat sanat içindir” derler ya. İşte keyif için yazanlar bu düşünceyi savunurlar. Rabbime (cc) şükrederim ki, hayatımın hiçbir devresinde “sanat sanat içindir” anlayışına sahip olmadım. Bu nedenle de keyif için, başka bir deyişle rahatlama için yazmadım. Türk hikâyeciliğinin önde gelen yazarlarından Sait Faik ABASIYANIK, “yazmasaydım çıldıracaktım” diyerek, yazma işinin rahatlama yönüne dikkat çekmiş ve yazmayla rahatladığını itiraf etmiştir. Ben yazmadım da, rahatlama için yazanlar demek ki varmış. Yazmak ve rahatlamak. Sanırım bağırmak ve rahatlamak gibi bir şey. Tabi biz de yazı yazdıkça rahatlıyoruz, hatta tabir yerindeyse “hafifliyoruz”. Yazdıkça atıyoruz ağırlıklarımızı. Ancak, şahsen benim yazma nedenim asla bu değil. Olamaz da. Benim yazma nedenim, “rahatlama, hafifleme” değil de, “peki ben niye yazıyorum” diye çok çok düşünmüşümdür. Geçen gün, yine bu soru üzerinde düşünürken, başka bir yazarın şu sözleri aklıma geldi. Robert A. Day adlı bir Yazar şöyle diyor: “Eğer ormanda kimsenin olmadığı bir yerde, bir ağaç devrilse ses yapar mı? Yapmaz. Çünkü, sesin tanımı şöyledir: Ses, işitme duyusu tarafından algılanan bir histir. Kimse duymadığına göre “o ses de yoktur.” Aynı bunun gibi, bir yazıyı, bir makaleyi kimse okumamışsa, faydasızdır ve o makale yoktur.” Yazar böyle söylüyor. Yazar'ın bu düşüncesine katılınırsa, “kimsenin okumadığı ve okuma imkânının olmadığı makaleyi de yazmaya gerek yoktur.” Öncelikle bu fikre sonuna dek katılmıyorum. Önce Yazarın verdiği şu ormandaki ağaç teşbihinden başlayalım. Ormanda hiçbir kimsenin olmadığı bir ortamda düşen bir ağacın sesini, (orada insanlardan hiçbir kimse yoksa) hayvanlar, böcekler duymuştur. Hayvanlar yoksa oradaki ağaçlar, bitkiler duymuştur. Bunlar da yoksa, zaten her durumda, (kimse olsun ya da olmasın, her şeyi, her durumda ve her yerde) duyan bir Zat (cc) vardır. Allah (cc) o sesi duymuştur.” Demek ki, “duyan, gören ve bilen her zaman biri var”. Demek ki Robert A. Day adlı o Batılı Yazarın mantığı batıldır. Yani yanlıştır ve geçersizdir. Öyleyse, ormanda devrilen bir ağaç, her durumda ses yapar. Bunun gibi, “bir makale, bir yazı, bir şiir, bir edebi eser ortaya koyan kişi, asla okuyucusuz kalmaz.” O yazdığını, bir Zat (cc) mutlaka ve mutlaka okur. O Zat (cc) yalnızca okumakla kalmaz, aynı zamanda kaydeder. Yazar, iyi şeyler yazdıysa, yazdıkları iyilik tarafına kaydedilir, kötü bir şey yazdıysa kötülük tarafına kaydedilir. Buraya kadar olan kısımda, Batılı bir mantığın yanlışlığını, deyim yerindeyse batıllığını ortaya koydum. Bizim anlayışımız bu noktada, Batılılar ile taban tabana zıttır. Bir çoğumuzun bildiği veciz bir söz vardır .“İyilik yap denize at, balık bilmese Halık bilir.” Biz bu sözü kendi konumuza göre genişletip şöyle teşmil ettik. “İyi bir şeyler yaz ve ilim denizine at, halk bilmese de Halık bilir.” Bu bakış açısını, Batıl anlayışta olanlar anlayabilir mi? Bu bakış açısını faydacı anlayışta olanlar anlayabilir mi? Anlayacaklarını sanmıyorum. Yazımın başında da belirttiğimi gibi, bizim yazı yazmadaki muradımız, ne rahatlamaktır, ne hafiflemektir ne de halka illa da bir şeyler okutmaktır. Yazdıklarımızı kimin okuduğu ve kaç kişinin okuduğu asli (birincil) bir husus değil, olsa olsa tali (ikincil) bir konudur. Yazmaya odaklanmış bir Kul olarak asıl düşünmemiz gereken, “yazdıklarımızın okunup okunmadığı değil, bu yazdıklarımızla Allah (cc)'ın rızasını mı kazanmaya çalıştığımız, yoksa birilerinin “aferini mi almaya” çalıştığımızdır”. Maazallah, eğer ikinci kısımda yer alıyorsak, vay hâlimize ve veyl Bize. Yazımı sonlandırmadan şu hususun altını özenle çizmek istiyorum. Bir yazıyı birçok kişinin okuması önemlidir. Bir yazıyı birçok kişinin okuyup da bundan istifade etmesi elbet önemlidir. Bunları önemsiz gördüğüm kimsenin aklına gelmesin. Ben burada “ehemi mühime tercih etmek” diye biline bir kuralı, yazı hayatımda da şiar edindiğimi belirtmek istiyorum. Burada ehem (daha önemli) olan yazı yazmaktır. Mühim ise yazdıklarımızın okunması ve istifade edilmesidir. Yazdıklarımız okunmuyor diye yazı yazma işi terk edilemez. Öyleyse, bir Müslüman Yazar, için, “okunmak ya da okunmamak ikinci plandaki bir hadisedir.” Önemli olan yazmaktır ve yazmadaki niyetimizdir. Allah (cc) tüm işlerimizde olduğu gibi, yazmadaki niyetimizi de halis eylesin. İyi, güzel, doğru ve gerçek şeyleri yazmayı nasip etsin. Amin.
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner122

banner215

banner124

banner40

banner126