Karhamanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi'nde Ehl-i Beyt bir programla anıldı

KSÜ Kültür ve Medeniyet Topluluğu Muharrem Ayı'nın 10. Günü “Medeniyetimizin Kaynakları: Maveraünnehir ve Ehl-i Beyt” başlıklı bir program düzenlendi. Programda medeniyetimize kaynaklık eden Maveraünnehir ve Ehl-i Beyt ilişkisi vurgulandı.

Karhamanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi'nde Ehl-i Beyt bir programla anıldı

KSÜ Kültür ve Medeniyet Topluluğu Muharrem Ayı'nın 10. Günü “Medeniyetimizin Kaynakları: Maveraünnehir ve Ehl-i Beyt” başlıklı bir program düzenlendi. Programda medeniyetimize kaynaklık eden Maveraünnehir ve Ehl-i Beyt ilişkisi vurgulandı.

18 Aralık 2010 Cumartesi 23:06
Karhamanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi'nde Ehl-i Beyt bir programla anıldı
banner203

16 Aralık 2010 (10 Muharrem) Saat 14:30'da KSÜ Avşar Yerleşkesi Prof. Dr. Nafi Baytorun Konferans Salonu'nda gerçekleştirilen programın konuşmacısı Semerkand ve Mostar Dergileri yazarı Ali Yurtgezen idi. Topluluk danışmanı Öğr. Gör. İsmail Göktürk'ün açılışını yaptığı programın ilk bölümünde Neyzen Metin İspiroğlu'nun Nây-ı Şerif ve Ahmet Gürüzoğlu'nun yaylı tambur icraları eşliğinde Ehl-i Beyt mersiyeleri okundu. Hattat Arif Yücel ve Cemal Ergün'ün sesleri ile revnâk kattıkları mersiyeleri Mehmet Yaşar şiir formunda seslendirdi. Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Uğur Yıldırım, İİBF Dekanı Prof. Dr. A. Hamdi Aydın ve çok sayıda öğretim elemanının katıldığı programa öğrenciler yoğun ilgi gösterdi. Program sonunda, Semerkand Kahramanmaraş dergi temsilciliğinin hazırladığı aşure ikramı yapıldı. Programa konuşmacı olarak katılan Ali Yurtgezen konuşmasında, özetle şu konuları vurguladı. Horasan bölgesinin kadim kültürlere ev sahipliği yapan bir bölge olduğunu, Kerbela fâciasıyle andığımız Ehl-i Beyt ve Haşimoğulları ile Ümeyyeoğulları arasındaki siyasal çekişmelerden bîzar olan Ehl-i Beyt mensuplarının siyasal çekişmelerden uzak kalmak için Mâverâünnehir Bölgesine gelmeleriyle, konuşmaktan öte, yaşayarak temsil ettikleri İslâm'ı orada yaymaları ile medeniyetin filizlendiğini dile getirdi. İkinci Muâviye döneminde Hicâz bölgesinde halîfeliğini ilan eden Abdullah İbn-i Zübeyr döneminde Hicâz Bölgesinde rahat edecekleri bir ortamın sağlanmasında bile Ehl-i Beyt mensupları siyasal çekişmelerden uzak kalmak için Mâverâünnehir Bölgesini tercih etmişlerdi. Çeşitli siyasal görüş ve inanışların bir arada olduğu Mâverâünnehir'de “fitne” olarak adlandırılan bir durumda nasıl olup da saf bir İslâm anlayışının doğduğu konusunu Ali Yurtgezen şöyle izah etti: “Fitne” kelimesi aslında bir kuyumculuk terimi olup saf altınla cürûfun ayrıştığı potanın adıdır. Bu potada, İslâm'ı “Muhsin” mertebesinde yaşayıp temsil eden Ehl-i Beyt, hilm, şefkat, merhamet ve beyefendilikle örnek olarak; ama Efendimiz'in “Bir elime ayı, bir elime güneşi verseniz davamdan vazgeçmem” buyurmasında olduğu gibi İslâm'ın ölçülerinden asla taviz vermeyerek saf bir İslâm anlayışının temsilcileri olmuşlardır. Milletimiz İslâm'ı Ehl-i Beyt'ten saf haliyle öğrenmiştir. Mâverâünnehir'de Hz. Hızır Camîi vardır. Orası ”˜Mecmâ'ül Bahreyn” diye adlandırılmaktadır. Bilindiği gibi Kur'an'da Hz. Musa ile Hızır (A.S)'ın buluşması nakledilir. Onların buluştuğu yer Mecmâ'ül Bahreyn, yani iki denizin birleştiği yerdir. Mâverâünnehir'de zâhir ve bâtın ilimler bir araya gelmiştir. İki denizden kasıt iki ilim alanıdır. Mecmâ'ül Bahreyn'de balığın canlanması âb-ı hayat ile ilişkilendirilir. Cenâb-ı Hakk'ın Hâyy ism-i şerîfi'nin tecellisi olarak balık canlanmıştır. Âb-ı hayat genellikle vahiy olarak nitelendirilir. İnsanın vahiyle dirilmesi söz konusudur. Beşer taraflarından sıyrılarak âdemiyetiyle öne çıkması ve gerçek diriliğe ulaşmasıdır. Medeniyet kelimesinin etimolojisi üzerinde de duran Ali Yurtgezen, medeniyetin 'Medîne' kelimesinden türetildiğini, aslı Yesrib olan yerin, Efendimiz'in (İslam'ın) gelmesiyle Medîne olduğunu vurguladı. Medîne kelimesinin de ”˜deyn' yani ”˜din' kelimesinden türetildiğini söyleyerek, dînin bir sorumluluk düzeni getirdiğini ifade etti. Yâni dînin ölçüleri istikametinde sorumluluk içinde hareket eden mütedeyyin insanların Medîne'yi yâni medeniyeti inşÃ¢ etiğini söyledi. Medeniyet inşÃ¢ eden Müslümanlar'ın durumlarını da “Cibril Hadîsi” olarak bilinen hadisten hareketle anlatan Ali Yurtgezen, İslâm(Müslüman, Müslim), İmân(Mü'min) ve İhsân (Muhsin) mertebelerine işaret ederek, medeniyeti “Muhsin” mertebesinde bulunan, takva ölçüsüyle hareket eden ”˜seyyidlerin' kurabileceğine işaret etti. Mâverâünnehir'deki Muhsinler Ehl-iBeyt mensupları Hâşimoğulları idi. Onların yetiştirdiği ulular, Horsan Erenleri olarak Anadolu'ya gelmişler ve Anadolu'da kurulan medeniyeti inşÃ¢ etmişlerdi. Bugün yeniden medeniyetimizi ihyâ etmeyi düşünüyorsak bizlerin de “seyyid” olması gerektiğini söyleyen Ali Yurtgezen seyyidliğin efendilik olduğunu Seyyid'ül Beşer olan Efendimiz'i kendimize örnek alarak bunu sağlayabileceğimizi söyledi.

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner122

banner215

banner124

banner154

banner126