Yurdumun Güzel İnsanları

Bir akşam evde, aile okuma saatinin sonuna doğru eşim, elindeki kitabı bana doğru uzattı. Okuduğu öyküden etkilenmişti ve benim de okumamı istiyordu:

Yurdumun Güzel İnsanları

Bir akşam evde, aile okuma saatinin sonuna doğru eşim, elindeki kitabı bana doğru uzattı. Okuduğu öyküden etkilenmişti ve benim de okumamı istiyordu:

07 Ağustos 2010 Cumartesi 16:09
Yurdumun Güzel İnsanları
banner203
””Aile eğitim seminerlerinde, katılımcılarla paylaşabilirsin, benim çok hoşuma gitti. Eşimin bana uzattığı kitabı aldım ve öyküyü okudum. Benim de hoşuma gitmişti. Eşler arasında olması beklenen sadakatin ve özverinin uç noktasıydı öyküde anlatılan. Öykü şöyleydi: Yaşlı bir adam... Sabahın erken saatleri... Telaşlı adımlarla çıkar evinden. Küçük ama hızlı adımlarıyla sokakta ilerlemektedir. Birden bir bisikletlinin çarpmasıyla yere yuvarlanır. Hafif yaralanmıştır. Olayı görenler koştururlar, yerdeki yaşlı adamı kaldırır en yakın sağlık birimine ulaştırırlar. Önce pansuman yapılır yaşlı adama. Sonra biraz beklemesi gerektiğini, kırık gibi bir şeyin olup olmadığını anlamaları için röntgen çekilmesi gerektiğini söylerler. Yaşlı adam huzursuzlanmıştır. Acelesi vardır, bu nedenle röntgeni bekleyemeyeceğini söyler. Kendisine bu kadar acelesinin nedeni sorulduğunda da açıklamaya başlar. ””Eşim huzur evinde kalıyor. Her sabah birlikte kahvaltı etmeye giderim, gecikmek istemiyorum. ””Eşinize haber iletir gecikeceğinizi söyleriz, denir kendisine. Yaşlı adam üzgün bir ifade ile: ””Ne yazık ki karım Alzheimer hastası ve hiç bir şey anlamıyor, hatta benim kim olduğumu dahi bilmiyor. ””Ama madem sizin kim olduğunuzu bilmiyor neden her gün onunla kahvaltı yapmak için koşuşturuyorsunuz? Yaşlı adamın sesi, itirazının gücünü vurgular: ””Ama ben onun kim olduğunu biliyorum. Bu öyküyü okuduktan sonra eşime yönelerek paylaşımı için teşekkür ettim ve ekledim: ””Bu öyküyü birçok sitede okudum ve sanırım yabancı kaynaklı bir yazı. Öyküdeki anlatılan olayı, verilen mesajı kesinlikle küçümsemiyorum. Ama olayda anlatılan bilinmeyen bir adam ve bir kadın. Ben sana bizim ülkemizden, bizim insanımızdan güzel bir örnek anlatmak istiyorum. ””Buyur seni dinliyorum. ””Tokat'ın Turhal ilçesinden, Yeşilırmak geçer. Tokat'tan Turhal'a girerken Cumhuriyet Caddesi'nin başlangıcı sayılabilecek noktada, küçük ama tarihi bir cami vardır. Kesikbaş Camii. Caminin avlusunda şadırvanı ve kıymetli eserlerden oluşan bir de kütüphanesi var. ””Herhalde camiyi anlatmayacaksın! Eşimin sabırsızlandığını fark ettim ama olayın kahramanı kadar olayın yaşandığı yeri de tasvir etmek istemiştim. Bu nedenle eşimin sorusunu duymamış gibi anlatmaya devam ettim: ””Caminin avlusunda doksan yaşlarında bir amca var. Esans türü güzel kokular satar. Yaşlı amcanın tezgâhının başına, yalnız varmadım. Çok güzel bir sebeple tanıştığım ve kendisi ile tanışmaktan dolayı onur duyduğum bir insan vardı yanımda. İsmi, Zekeriya Koç. Yıllarca bu ülkeye müftü, vaiz ve öğretmen olarak hizmet etmiş, nihayetinde emekli olmuş güzel bir insan. Temizliği, nezaketi, letafeti ve kibarlığı ile çok takdir ettiğim değerli bir dostum. ””Senden, Zekeriya Koç ismini çok duydum. Anlaşılan çok etkilenmişsin. ””Evet, çok etkilendim. Tanımış olsan sen de seversin. Neyse, Kesikbaş Camii avlusunda kaldık”¦ Zekeriya Hoca, yaşlı amcadan esans olarak gül yağı istedi. Yaşlı amca, gül yağını uzattığında Zekeriya Hoca, benim koklamamı istedi. Hem gül yağından ikram etmiş olmak hem de kalite kontrol yaptırmak istiyordu. Oysa ben esans kullanmıyordum ve kalite kontrol yapacak düzeyde bu kokuları tanımıyordum. “Hocam, ben esans kullanmıyorum, kokuyu tanımıyorum” demedim. Onun nezaketi karşısında ben de kibarlığımı bozmamaya gayret ederek: ””Hocam, siz daha iyi bilirsiniz. ””Hayır canım hocam, ben bilemem! ””Neden Hocam? ””Çünkü benim koku alma duyum çok zayıf. Hatta hiç koku alamam diyebilirim. ””Peki, neden koku sürünüyorsunuz o zaman? ””Can yoldaşım, hayat arkadaşım bu kokuyu çok seviyor da onun için sürüyorum. Bu sözle adeta şok olmuştum. Kendimi toparlamaya çalışarak tekrar sordum: ””Hocam, kaç senedir evlisiniz? ””Otuz altı yıl oldu hocam, bir yastığa baş koyalı. ””Maşallah! Otuz altı senedir hiç koku almadığız halde sadece eşiniz sevdiği için mi bu kokuyu sürüyorsunuz? ””Evet hocam. Otuz altı senedir, eşim mutlu olduğu için gül kokusu sürüyorum. Çünkü biz otuz altı senedir evliyiz ama daha yeni evli gibiyiz. Biz her görüşmemizi evlenmeden önce ilk görüşmemizin heyecanı ile ve her görüşmemizi son görüşmemizmiş gibi içten yaparız. Biz, birbirimizi çok seviyoruz. ””Harikasınız hocam! Allah mutluluğunuzu bozmasın. Bu arada Zekeriya Hoca'nın cep telefonu çalıyordu. Benden müsaade istedi ve gülümseyerek telefonu açtı: ””Buyur gönlümün sultanı! Sanırım Zekeriya Hoca'yı eşi arıyordu. Benden yaklaşık on adım uzakta, eşiyle telefon görüşmesi yaparken hem gülümsüyor hem de gözlerinin içi gülüyordu. Aile içi iletişim ve aile eğitim seminerleri veren bir insan olarak, sevgili Zekeriya Koç Hocamdan öğreneceğim çok şey olduğunu anladım ve kendisini tanıdığım için bir kez daha mutlu oldum. Eşim, beni sabırla dinledikten sonra gözleri nemli ve duygulu bir ses tonuyla dua etti: ””Allah herkese böyle güzel evlilikler nasip etsin! Gerek web sitemdeki yazılarımda gerek kitaplarımda kendi yaşamımdan, ailemden örnekler vermek istemiyorum aslında. Benim de insan olarak güzel yanlarım ve hatalarım var. Kendi özel yaşamımı okunmak üzere sizlere servis yapmak niyetinde değilim. Lakin bu yazıda sizlerle paylaştığım örnek olayın kahramanı bir hayal ürünü değil. Şu anda halen yaşayan, tanınan, bilinen, kıymetli bir insan”¦ Allah, ömrünüze bereket versin, mutluluğunuzu daim eylesin, sevgili Zekeriya Koç Hocam. Evlilikte sadakat denildiği zaman; insan, eşi hayattayken, yanındayken, sağlıklıyken ve iyi gündeyken, mutlu etmeye çalışmak ve sadık kalmak, tek başına doğru değildir. Hayat arkadaşından uzaktayken, belki can yoldaşı hastayken ve belki kötü günler yaşıyorken eşinin mutluluğu için bir şeyler yapmaya çalışmak ve ona sadık kalmak, çok daha takdir edilecek bir yaklaşım biçimidir. Evliliğin hiçbir zaman alış veriş olmadığını, hayatın bütün güzelliklerini ve güçlüklerini birlikte paylaşmaya çalışmak olduğunu bir kez daha vurgulamak istiyorum. Almadan vermeye çalışmak, karşılık beklemeden güzellikler yapmaya gayret etmek mutlu bir hayat arkadaşlığının ilk adımları olacaktır. “Sen, bana ne verdin ki, ben senin için ne yapayım?” türünden inkârcı ve bencil yaklaşımlar, evliliklerin kısa ömürlü olmasına neden olmaktadır. Sevdiğinin hatırına ömür boyu tuzlu kahve içmek belki çok uç bir örnek olacaktır ama en azından birbirinin ağzının tadını bozmadan, hayatı paylaşmaya çalışmak daha makul bir yaklaşım tarzı olacaktır. Yazara mesaj: www.yusufyesilkaya.com yusufyesilkaya@gmail.com NOT: Bu yazı; www.yusufyesilkaya.com , www.dinahlak.com , www.haber46.com.tr ve www.gencgelisim.com web sitelerinde eş zamanlı olarak yayınlanmaktadır.
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner122

banner215

banner124

banner40

banner126