Yüreğiniz Üşümesin

Birbirini çok seven iki arkadaş varmış. Sevgileri bir çıkara dayanmadığı için aralarına kara kedi giremezmiş. Çok samimi olmalarına rağmen karşılıklı saygıyı ihmal etmezlermiş. Aralarında bir anlaşmazlık olmazmış ama herhangi bir problem yaşayacak olsalar

Yüreğiniz Üşümesin

Birbirini çok seven iki arkadaş varmış. Sevgileri bir çıkara dayanmadığı için aralarına kara kedi giremezmiş. Çok samimi olmalarına rağmen karşılıklı saygıyı ihmal etmezlermiş. Aralarında bir anlaşmazlık olmazmış ama herhangi bir problem yaşayacak olsalar

13 Ağustos 2008 Çarşamba 10:40
Yüreğiniz Üşümesin
banner203
Nerde böyle dostlar ve dostluklar dediğinizi duyar gibiyim. Kıskanmayın. Bak nazar değdiniz. Bu iki samimi arkadaş, dostlukları çok büyük badireler atlatmasına rağmen, incir çekirdeğini doldurmayacak bir sebepten dolayı bozuşmuşlar. Güçlü bir dostluk çok basit bir nedenden dolayı bozulabilir mi? Bozulmuş işte. İki arkadaş, anlık bir öfke ile bir birlerine bağırmışlar ve bir hayli ileri gitmişler. Saygı ve nezaket sınırlarının dışına çıkmışlar. Ağza alınmayacak sözler söylemişler. Bir tek, yumruk yumruğa girmedikleri kalmış. Kapıyı kapatıp çıkmışlar. Ama ne kapatma! Kapatma değil, çarpma! Sanki bir daha hiç açılmayacak şekilde kapatmışlar kapıları. Öfkenin esiri olunca, söylenmeyecek sözler söylenmiş. Ve çok samimi iki dost, birbirlerine kırgın olarak ayrılmışlar. Her ikisi de kendi yoluna gitmiş. Birbirlerinden duydukları sözlere çok içerlemişler. Kendi kendilerine olayı tekrar yaşamaya başlamışlar. Kolay değil. Gönül ummadığı insandan, ummadığı sözler işitince çok zoruna gidiyor. Tek başına kalınca bir tanesi başlamış söylenmeye: ””Can dostum bilmiştim onu. Bana bu sözleri nasıl söyleyebildi? Can dostum olsaydı bütün bunları bana söyleyebilir miydi? Söylemezdi elbette. Demek ki, gerçek dost değilmiş. Nasıl aldanmışım, nasıl tanıyamamışım! Ama o görecek! Bir daha onunla asla konuşmayacağım. Bütün kapıları ona kapattım. Diğer arkadaşın durumu ise çok farklı değilmiş. Tek başına kalınca o da başlamış söylenmeye: ””Ben onu hakikatli dost bilmiştim. İstese canımı bile verirdim. Ne kadar yanlış tanımışım. Yazık bana! Kendi kendine bunları söyledikten sonra gözünden perde kalkmış adeta ve arkadaşı ile yaşadığı güzel günler ve tatlı hatıralar canlanmış. Bu sefer kendisini kınamış: ””Yazık bana! Bir ufacık tartışma için can dosta sırt çevrilir mi? O kadar iyiliğine karşın küçücük bir saygısızlığından dolayı arkadaşımı kaybettim. Aslında benim arkadaşım kaybedilecek insan değildir. En iyisi gidip özür dileyim, gönlünü alayım. Dostluğumuzu tekrar canlandıralım. Bu duygularla evinden çıkıp bozuştuğu arkadaşının evinin yolunu tutmuş. Arkadaşının kapısına vardığında kendisini toparlamış ve kapıyı çalmış. İçerden arkadaşı seslenmiş. ””Kim o? ””Ben geldim. Can dostun. ””Git buradan! Benim senin gibi dostum yok artık. Kapıdaki bu cevaba çok bozulmuş. Beklemediği bir tepki görmüş çünkü. Kapıdan ayrılmış ve kendi evinin yolunu tutmuş. Çok üzgünmüş. Gerçek bir dostu kaybetmek çok zoruna gidiyormuş. Ani bir kararla geri dönmüş ve arkadaşının kapısına tekrar gelmiş. Dostunun kapısını bir kez daha çalmış. İçeriden yine aynı ses duyulmuş: ””Kim o? ””Sen! Bu sıra dışı cevap karşısında içerideki arkadaşı kapıyı açmak zorunda kalmış. Kapıyı açmış ve can dostunu içeriye davet etmiş. İki dost, birbirine öyle bir sarılmışlar ki, dargın oldukları anların acısını çıkarmışlar adeta. Bir daha da birbirlerini kırmamak üzere tekrar söz vermişler. Özünü, Mevlana'nın Mesnevisi'nden aldığım bu öyküde; kapıyı açtıran anahtar sözcük demiyorum anahtar duygu; benden ve benlikten arınıp, senle hemhal olup senleşebilmek. Onunla bir olabilmek, kendini ondan farklı görmemek değil mi? Dostunla aynı benliği paylaşıp dostunda yok olmak, çok uç bir yaklaşım olabilir. Ama en azından dostun ve dostluğun kıymetini bilebiliriz. Dostlukları korumak ve kurtarabilmek için elimizde olan imkânları kullanabiliriz. Elimizde imkânlar var mı? Elbette var. Öncelikle şunu ifade etmek gerekir ki, dost kolay bulunmuyor. Dostluklar kolay kurulmuyor. Bir insana dostum diyebilmeniz için ya da bir insanla dostluk kurabilmeniz için testten geçmeniz ve testten geçirmeniz gerekebilir. Çünkü testten geçmemiş dostluk olmaz. Başınız sıkıştığında etrafınızda dost dediğiniz insanı görebilmeniz gerekir. Zor zamanlarınızda herkes sizi terk etse bile dost dediğiniz insanın size sahip çıkması, teselli etmesi, çözüm üretmesi, yüreğinize dokunması gerekir. Aynı şekilde sizin de dostum dediğiniz insan için aynı görevleri yapmış olmanız gerekir. Dost dediğiniz insanın kalbi acıdığında sizin de kalbiniz acıyabiliyorsa dost gibi dost olmuşsunuz demektir. Acınızı yüreğinde hissetmenin yanı sıra sizin düşünemediğiniz çözüm yolarını düşünüp derdinize çare olması gerekir. Sizin mutluluğunuzu kendi mutluluğu bilip coşması gerekir. Kısacası düğününüzde oynaması, cenazenizde ağlaması gerekir. Böyle bir dost bulmak ve böyle bir dost olmak elbette kolay değil. İşte bu sebeple dostluklara sahip çıkalım diyoruz. Dost vasıflarını taşıyan bir insanı bulduğumuzda onun dostluğuna değer vermeliyiz. Çok samimi olmuş olsak bile saygıyı ihmal etmemeliyiz. Samimiyet, saygısız davranmayı gerektirmez. Saygıdan amacım resmiyet değildir. Dostluğa resmiyet iyi gelmez. Ama saygısız, görgüsüz, ukala ve argo yaklaşımlar dostluğu çok çabuk eskitir. Dostluklar, saygı unsuru kaybolduğunda çabuk yıpranır. Dosta sahip olmak kadar o dostluğu korumak ve yaşatmak da çok önemlidir. Dostluğu korumak için dostunun değerlerini bilmek ve o değerlere saygı duymak gerekir. Benzer veya aynı değerlere sahip değilseniz zaten dost olmanız da zordur. Ancak bazı insanların, nevi şahsına münhasır[B](*)[/B] özellikleri olur. Bu özellikleri iyi tanımalı ve dostumuzu bu özellikleriyle kabullenmeliyiz. Dost, dostun eksiğini aramaz, açığını kapatmaya çalışır. Yarımını, bütün yapmaya çalışır. Diğer insanların yanında, dostunun sırını açığa çıkarmaz. Dostunun dedikodusunu yapmaz. Başkalarının dostu hakkında dedikodu yapmalarına da izin vermez. Dostu sanki yanındaymış gibi onun arkasından haklarını savunur. Dostunuzdan, sizinle ilgili olumlu bir söz geldiğinde şaşırmazsınız. Olması gereken buydu dersiniz. Ancak olumsuz bir ifade duyduğunuzda şaşırırsınız. Şaşırdığınız zaman, olumsuz bir cümle kurmaktan sakının. Kötü söz söylemeyin. Gelen haberin aslını araştırın. Aracı kullanmadan dostunuza doğrudan sorun. Birinci ağızdan öğrenin. Adeta pireye kızıp yorganı yakmayın. Öfkelenen insan, öfkeli halindeyken, ne söylediğini ve ne yaptığını pek fark edemez. Sonradan farkına vardığında ise iş işten geçmiş olur. Bu nedenle öfke ile kalkan zararla oturur misali, zararlı çıkacak söz ve eylemlerden uzak durmalıyız. Dost dediğimiz insandan bize karşı hatalı söz ve davranış geldiğine bizzat tanık olursak, bu sözü neden söylediğini ve bu eylemi neden gerçekleştirdiğini soralım. O söz ve davranışın arkasından mutlaka bir iyi niyet çıkacaktır. Söz ve davranışların görünen boyutu ile niyet boyutu farklı olabilir. Yani yapılan ile yapılmak istenen, söylenen ile ifade edilmek istenen arzular farklı olabilir. Bunu iyi ayırt etmek gerekir. Bütün iyi niyetinize rağmen hala olumsuz söz ve davranış olduğundan endişe ediyorsanız bu duyguyu içinizde büyütmeyin. Dostunuzdan önce kendinize bir iyilik yapın ve hata olarak gördüğünüz söz ve davranışları affedin. Bu size iyi gelecektir. Ben sözcüğü ile başlayan, benliği ön plana çıkaran söylem ve eylemlerden uzak durmalıyız. Benliği ön plana çıkaran duygu, kibirden kaynaklanmaktadır. Kibir ise önce kibirlenen kişiye zarar verir. Ben'leşme yerine sen'leşmeye çalıştığımızda hem dostlarımızla hem de diğer insanlarla daha iyi iletişim kurabiliriz. Ciğerlerinizi üşüttüğünüzde, bronşlarınız tıkandığında doktora gidersiniz ve ilaç tedavisine başlarsınız. Eğer hastalığınız ileri boyutta değilse ve kendinize de biraz dikkat ederseniz kısa sürede sağlığınıza kavuşursunuz. Yani patolojik anlamda hastalıklarınızın tedavisi, tıp doktorları tarafından yapılır. Lakin yüreğinizde bir problem olduğunda bu rahatsızlığa doktorlar çare bulamazlar. Yüreğinizi üşütmemenin çaresi; kötü duygulardan, kibirden, hasetten, yalandan uzak durmaktır. Gönlünüzde bir rahatsızlık meydana geldiğinde, güzel duygularla besleyerek tedavi ettiğinizi düşünseniz bile mutlaka bir iz kalır. Siz iyileştiğini düşünseniz dahi yüreğiniz, bulduğu ilk fırsatta tekrar rahatsızlanır. En iyisi gönlünüze sahip olun. Yüreğinizi üşütmeyin. [B](*)[/B] Nevi şahsına münhasır: [B]1.[/B] Kendi gibi, kendisi gibi, başkasına benzemeyen, özgün, cins gibi anlamlara gelebilen Arapça kökenli sözcük öbeği. [B]2.[/B] Kendine özgü davranış ve karakteri olan kimse. [B]Yazara mesaj:[/B] yusufyesilkaya@gmail.com www.yusufyesilkaya.net [B]Not:[/B] bu yazı; www.yusufyesilkaya.com , www.dinahlak.com , www.haber46.com.tr , www.gelisimbahcesi.com ve www.kisiseldunyam.com web sitelerinde eş zamanlı olarak yayınlanmaktadır.
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner122

banner215

banner124

banner40

banner126